0

Nereye Gitti İstanbul…

20160129_134508Şubat’ı kitap okuma ayı ilan ediyorum!!!

Daha önce arkadaşlarla yaptığımız İstanbul kaçamağında, İstiklal üzerindeki Yapı Kredi Yayınlarına uğradığımızdan bahsetmiştim. İşte bu kitap o günün ganimetlerinden:) İstanbul’u eski İstanbullulardan dinlemek, hele anlatan bir kalem ustasıysa değmeyin okumanın keyfine… Bir de Selim İleri İstanbul’u anlatırken beni böyle mest eder ki anmadan geçersem sanki haksızlık etmiş olacağım.

Kitaba gelirsek, Aydın Boysan’ın mini mini yazılarından oluşan bu kitap cacığın tarifinden, sahile yapılan yollardan, kalbalıktan velhasıl-ı kelam hayattan bahsediyor. Anlatırken öyle güzel noktalara değinip gülümsetiyor, yaşatıyor ki bunu ancak okursanız anlayabilirsiniz.

Benim gibi İstanbul’u uzaktan sevenler, her gidiş dönüşte memnun ama bir sonraki seferin planını yapanlardansanız bu kitap bekleme süresinde size eşlik edebilir. Çok keyifli bir okuma olacağına garanti verebilirim!

Not: Bir gün kitap yazacak olsam çıkmasını isteyeceğim bir kaç yayın evinden biridir Yapı Kredi Yayınları. Yazacağımdan değil ama hiiiç ööle şeetiim işte!

Reklamlar
0

Yalvaç Abi Kitabevi&Yapı Kredi Yayınları

 

DSC_1762

Bir öğleden sonrayı Nişantaşı sokaklarında geçirip Şakayık sokaktan kalkan son dolmuşa yetişmek gibi dertlerim vardı bir zamanlar…Dolmuşun kalktığı yerin iki adım ötesinde Yalvaç Abi Kitabevi vardı, hala da var. Ama o zamanlar çocuk kitabevleri ilgi alanımda değil. Yalvaç Ural’ı biliyorum ama ilgilenmiyorum. Emre ile hayatıma çocuk kitapları girince burnumda tüter oldu o bakmadan geçiverdiğim Yalvaç Abi Kitabevi. Ekim ayında İstanbul’a  gidince yolumu düşürüp uğradım. Aman Allahım tam bir hayal kırıklığı. Türkiye’nin ilk çocuk kitabevi ama bu kadar mı ruhsuz olur. Nişantaşı’nın o cıvıltılı havası kapının dışında kalıyor. Tıpkı kışın sıcacık,mis kokuların yayıldığı mutfakta derin dondurucunun kapağını açmak gibi kitabevinin kapısını açmak! İçerisi buz gibi. Çıt yok. Bir kitaba elimi atıyorum, kitap kayıp düşünce müthiş bir gürültü. Kasadaki kız hasta, sürekli burnunu siliyor. Aramızda sinir bozucu bir atmosfer var, neden bilmiyorum. Onun beni umursadığından değil ama bu sessizlik kelimenin tam anlamıyla yıkıcı!

Elime üzerinde resimler olan bir karton alıyorum. Ne olduğunu çözemeyip soruyorum ama kız da evirip çeviriyor bir anlam veremiyor. En kötüsü ağzında geveleyip bırakıyor…Tam bir hayal kırıklığı… İçeride cıvıltılı bir müzik olsun,görevli kitaplar hakkında bilgili olsun, çocuğunuz kaç yaşında, şu tam size göre, şunlar yeni geldi desin isterdim. Yani biz ilkiz demek, başarılı bir yazarın gölgesine sığınmak, onu bir adım öteye taşımamak, zaten satıyor Allah bin bereket versin mantığıyla iş yapmak çok acı. Yalvaç Ural’ın “Korkuluğun Kalbi” kitabı ilk olarak Avusturya’da yayımlandı. Ne kadar üzücü. Zaten okumayan bir milletiz. Çocuklarımızı da öyle yetiştiriyoruz. Bunun için sürekli yayınevlerinin kar oranlarından fedakarlık yapıp fiyatı düşürmeleri, fuarlara katılmaları ve çalışanlarını ilgili/bilgili kimselerden seçmeleri gerekir diye düşünüyorum. Haksız mıyım?

DSC_1813

En son İstanbul gezimde de İstiklal caddesi üzerindeki Yapı kredi Yayınlarına uğruyorum. Güneş camlarda dans ediyor. Hava güzel, içerisi cıvıl cıvıl, hafif bir müzik var ki saatlerce kalabilirim, sırtımdaki çantanın ağırlığını düşünmeden. Arkadaşlarla çocuklara birer kitap almak için girip kendimizi zor frenleyerek üçer tane kitapda dur diyebiliyoruz. Kasaya gidiyoruz. Ruhsuz,memnuniyetsiz bir çalışan. Hoşgeldiniz diyor ama  alttan verdiği mesaj “ister gel ister git, çok da tın!” gibilerden! “Yüzde yirmi indirim var” diyor, “bugün yemekte tarhana çorbası var ya da karşı dükkan kiralıkmış” der gibi, öylesine söylüyor. Bunu duyunca hemen fırlayıp birer kitap daha alıyoruz. Bizim coşkumuzla, yaptığımız esprilerle hiiiiç ilgilenmiyor. Neşemize engel mi? Elbette değil. Ama isterdim ki keyfimize ortak olsun, zaten okumayan ülkemde bu kadar kitapsever, çocuğuna kitap alma heveslisi üç kadınla iki laf etsin.  I-ıh. Bu kadar güzel bir kitabevinde, dünyanın en ünlü, en güzel caddelerinden birinde çalışıyor olmanın keyfini bize hissettirsin. “Bakın şu da yeni çıktı eminim sizinkiler bayılır desin” ama maalesef. Herkesin bin bir türlü derdi var, o da insan elbette biliyorum. Ama insanların yaptıkları işte mutsuz olmaları,mecburen yapmaları beni çok üzüyor. Satın alınan hizmetin kalitesine yansıyor. Son yıllarda kitapları hep internetten sipariş ediyorum. Doğru yolda olduğumu bir kez daha anladım:)

Not 1 : Anlattığım her iki olay da o güne has olabilir, bana denk gelmiş olabilir, genelleme yapamam. Fakat mutsuz çalışanlar benim işimde en sık karşılaştığım insan profili. Kitabevi, oyuncak mağazası, çeyizci gibi yerlerde mutsuz insan görmek benim satın alma güdümü olumsuz etkiliyor.

Not 2: Bu yazının haberini instagram hesabımdan duyururken kitabevinin editörü Burcu Ural Kopan’ı da etiketledim. Hemen geri dönüş yapıp yazımı okduğunu, kitabevinin adını yanlış yazdığımı ve eleştirimi dikkate aldığını belirten bir yazı yazdı. Ne kadar mutlu oldum anlatamam. Eleştiriye tahammülün kalmadığı ülkemizde böyle geri dönüşler. “sen de kimsin ya” yapmadan söyleneni dikkate almalar beni ziyadesiyle mutlu ediyor. Kendilerine teşekkürü borç bilirim:)

0

Giyinmek Ya Da Giyinmemek

IMG-20150709-WA0002

Yıllar önce İstanbul Kadıköy’de kadim dostumla dolaşırken Yapı Kredi Yayınlarına girip her kitaba ayrı bir muhabbetle sarılmıştım.O zaman ne Emre var ne de evliyim.Saolsun benim kıymetli dostum beğendiğim onlarca kitap arasından bana yukarıda görmüş olduğunuz Sara Şahinkanat’ın Yavru Ahtapot Olmak Çok Zor adlı kitabını alıp hediye etmişti,içinde harika bir notla…

Kitabın resimleri Feridun Oral’a ait ve o kadar güzel ki ne zaman sıkılsam alır bakardım.Ben nerden bilirdim Emre ile bugünlerimiz yazılmış çizilmiş!Evet aynen kitap bizi anlatıyor.Emre’nin üstünü değiştirmek,ona bir şeyler giydirip çıkartmak o kadar zor ki!Her seferinde ne terler döküyorum.Sırf bu yüzden üstüne bir şey dökülmesin diye ekstra çaba sarfediyorum.Tabi benim neler çektiğimi bilmeyen çok bilmiş teyzeler hemen duruma müdahale edip “aman evladım bu kadar pimpirikli olma,titizlenme,atarsın yıkanır.Bizim zamanımızda makine bile yoktu…”vırttı zırttı diye başlayan bitmek bilmeyen cümleler kurup beni deli ediyorlar.İnsanların bilip bilmeden konuşmaları,her şeye yorum yapmaları bence çağımızın vebası.

DSC_1695

Bezini değiştirmekse apayrı bir uzmanlık gerektiriyor.Bir türlü yatmıyor.Bir şekilde kündeye getirip yatırsak bezini bağlayacak kadar durmuyor.Birimiz kollarından tutarken diğerimiz ayakta az mı bez bağlamaya çalıştık!Neyse biz böyle her gece alt değiştirip pijama için cebelleşirken koca adam Migros’ta Prima’nın sadece Migros için ürettiği bezleri keşfetti.Uyku öncesi savaşımız yarı yarıya kısaldı diyebilirim.Bu bezler külot gibi,yatırmaya gerek olmadan bacaklarından geçirdiniz mi tamam.Sadece pijamayı giydirmek için uğraşıyoruz.Şu günlerde havalarda ısındı,pijama derdi de bitti.Yani iki ay kadar barış ilan ettik:)

Not:Fotoğrafta gördüğünüz en üstteki bezler külot gibi olup bezler sadece Migros’ta satılıyor,her bedeni var ama çok hızlı tükeniyor aklınızda olsun.