0

Zennup 1844

davGöreve İstanbul’ da başladığım ilk yaz 2009. Hava çok sıcak, kurum binası çok eski, klima bile yok. Belki de ondandır anılar hala sımsıcak:)

Tijen İnaltong’ u keşfetmem o günlere rastlıyor. Öğlen arasında mutfaktazen adlı blogunu hatim ediyorum:) Bir haftada bitiyor ama beni kesmediğinden hemen bütün kitaplarını sipariş ediyorum. Günde iki saat yolda, bir saat de evde -tabi çoluk çocuk yok, hayat avare akşamlar şahane- kitap okuyorum. Önüme yepyeni pencereler açılıyor. Nasıl keyif aldığımı anlatamam okurken. Mutfaktan Taşan Öyküleri seneler içinde kaç kere okudum bilmiyorum. Hele bazı bölümleri var durup durup hala okuyorum. Öncelikle benim gibi mutfak ve eski aşığı biriyseniz ve bu kitabı okumadıysanız  alın okuyun bu bir…

İkincisi yani Zennup 1844 ile alakası ne derseniz işte ben bu kitap sayesinde tanıdım. Ömür Akkor’ u. Bursa’da yaşadığını da öğrenince hep takip ettim kendisini. Yaptıkları, yazdığı kitaplar, arkeolojiye olan merakı… say say bitmeyecek kadar çok yönlü oluşu onu bir aşçıdan çok ötelere taşıyor bence.

İmza günü olduğunda koşa koşa gidip imzalattım, iki laf için nerelere gittim bir bilseniz:) Tavsiye ettiği her yerden de çok memnun ayrıldım.  Açtığı restoranı deneyimlemek için de ilk ayların geçmesini bekledim. Çünkü sosyal medya ile inanılmaz bir misafir potansiyeli olduğunu biliyordum. Başka şehirlerde oturan arkadaşlar “ya biz tatile giderken sırf onun için rezervasyon yaptırıp uğradık, sen hala gitmedin mi?” kabilinden sitemler etti… O derece bir durum!

Bende eşimin doğum günü vasıtası ile bir cuma akşamı için rezervasyon yaptırıp gittim. Şık şıkıdık hazırlandım. Emre’ yi babaanneye Defneyi teyzeye bıraktım. Başbaşa, sakin bir yemek, hayattan çalınmış iki saat hayali ile yüzümde gülücükler:) Mekanın yerini biliyordum. İkinci kat olması şaşırttı, ama dert mi? Tabi ki hayır. Mekan dekorasyonu çok güzel. İnanılmaz özenli. Yemekleri söylemeye bile gerek yok. Olması gerektiği gibi yani Ömür Akkor’ a yakışır şekilde iyi, çok iyi. Ama, ama, ama…

Masalar neredeyse birbirine bitişik. Yan masadaki beyefendi ile mecburen tanışıp sohbet ettik. Cuma olması nedeni ile çok yoğun. Eleman sayısı çok fakat yine de servise yetişmekte zorlanıyorlar. Bir de üstüne insanlar yemekler hakkında bir iki soru sorup garsonu tuttu mu…İster istemez aksaklıklar oluyor. Bunlar hiç dert değil de masaların bu kadar yakın olması bence kabul edilemez. Bunu  hangi saikle yaptıkları beni ilgilendirmez. Herkes fiyatların pahalı olmasından dem vuruyor. Memlekette genel bir pahalılık var hatta dünyada bile böyle. Kaldı ki sıradan bir yere gitmiyorsun. Bunun bilinci ile şehrin en “trendy” mekanındasın. Zaten “pahalı” söylemi gitmek isteyip gidemeyenlerin uydurması. Çünkü iğne atsan yere düşmez bir kalabalık vardı akşam servisinde. Benim gittiğim akşama “denk geldiğini” de düşünmüyorum. Giden herkes aynı şeyi söylüyor. Yanımdaki masa boşalınca anında başkası gelip oturdu falan filan…

Sözün özü başbaşa bir yemek için hiç uygun değil. Akşam yemeği için hele bir daha hiç gitmem. Çünkü bu kadar para veriyorsam sakin ve tadını çıkararak keyifle yemeğimi bitirmek isterim. Tabi bu tekrar gitmeyeceğim anlamına da gelmez. Mesela bir öğleden sonra ya da haftaiçi bir kahvaltı için fırsat kolluyorum:)

Not 1: Bursa küçük şehir. Bir kaç kez Ömür Akkor’ la karşılaşmıştım. Sıcak, mütevazı bir insan. Keşke en son karşılaşmamız bu ziyaretimden sonra olsaydı da bunları ona söyleyebilseydim. Zira ikinci dükkan için ağzından bir iki laf almayı başarmıştım. Çok iyi adam konuştururum, meslek hastalığı:)

Not 2: Tijen İnaltong’ un bloguna yazmıyor oluşu çok üzücü. Neyse ki instagramı aktif olarak kullanıyor:)

 

Reklamlar
0

Karacabey

img_0581Yediğimi içtiğimi paylaşmayı pek sevmiyorum. Ama bazı yerler var ki daha çok insan duysun, bilsin, bu lezzetin tadını çıkarsın istiyorum. 2012 yılında Bursa’ ya ilk geldiğimde en çok ilçelere gitmeyi sevdim. Çünkü şehir merkezi artık sıradanlaşmış, doğa yok edilmiş, yeşil Bursa sloganı koca bir griye dönüşmüştü. Hal böyle olunca ilçeler en güzel kaçış rotaları oldu. İlçeye göre güzel bir öğle yemeği için mekan aramakta bana düştü . Ben görev insanıyım, verildi mi yaparım:)

img_0574

Karacabey’ de Soğan Hali’ nin içinde incecik akan bir derenin kenarında Tavacı Refik. Ağzının tadını bilenler onu zaten çoktan keşfetmiş. Ama tatile giderken ya da ne biliyim Bursa’ ya gezmeye gelmişken şöyle iyi bir yemek arıyorum diyenlere dört mevsim iyi bir adres.

img_0571

Öğlen vakti biraz kalabalık ama mekan ferah. Fiyatlarda gayet makul. Sadece tek bir kare başlangıçlardan paylaşacağım. Gerisini siz gidince kendiniz çekersiniz:)Fotoğraflar kış başından. Sonbahar ve ilkbahar bence fotoğrafçılar için kaçırılmayacak zamanlardan.

img_0583

Not 1:Bu işi seviyorum, demiş miydim?

Not 2: Tavacı Refik’ i Şef Ömür Akkor Komili Lezzet Seyahatnamesi adlı kitabında da anlatmış ki kendisi mekan tavsiyesinde çok başarılı.

0

Pasto Bursa

20160715_102024

Denetime çıkmanın en keyifli yanlarından biri de dışarıda olup sürekli yeni mekanlar keşfedebilmek. Şuranın kahvaltısı buranın manzarası derken bulunduğunuz yerde yemek üstadı olup çıkıyorsunuz. Tabi benim gibi yemeği keyfe dönüştürmeyi sevenlerdenseniz. İşte Pasto’ da Bursalı şef Ömür Akkor’un tavsiye ettiği mekanlar arasında uzun zamandır gitmek istediğimiz yerlerden biriydi. Dillere destan tostu ve ekmekleri bakıp bakıp aklımızı çeliyordu. Şehir içinde olması, her an gidebilme ihtimali burayı sürekli ötelememize neden oldu. Nihayet geçtiğimiz hafta denetim arası öğle yemeğinde adres Pasto dedik, gidiverdik. İşte notlarım:

20160715_102132

*Tostu gerçekten çok lezzetli, başlı başına bir öğün. Öğle arası için çok doyurucu. Tabi biz tostla yetinmedik.

*Ekmekleri çok başarılı. Ekşi maya ekmeği özellikle satın aldım. Ama mütevazı olmayacağım benim evde amatör olarak yaptığım ekmekler hem görüntü hem de doku olarak daha başarılı:)

*Makarnalar çok güzel gözüküyor ve seçenek çok fazla, alınası.

*Amaaaa… servisin self olması, fiks bir kahvaltının olmaması kötü. Soğuk dolaptan istediğini seçiyorsun ama neyi seçsem, ne ne kadar derken almayı unuttukların falan pek mantıklı bir seçenek değil bence. Ben kahvaltıyı zeytin, peynir, bal, reçel ile severim. Devamı olursa daha da severim:) Seçim bana kalınca, fiyat belli olmayınca durum biraz karıştı diyebilirim. Her seferinde çayı tazelemek için gidip gelmek de sinir bozucu.

*Mekan yol üstü olduğu için koşturan bir çocukla gitmek pek akıllıca değil. Ama dükkanın içindeki kocaman kuş kafesi çocukları cezbediyor. Masalar çok dip dibe küçük çocuk sıkıntı olabilir, karar sizin.

Bir daha kahvaltı için gitmem ama evde ekmek yapamadığımda kesinlikle ekmeğimi almaya uğrarım, size de tavsiye ederim. Artık karar sizin.