2

Hamilelik Goygoyları Vol 2

Bir başında bir de sonunda yazmış gibi oldum ama inanın ortası çok karışık geçti! Zor bir hamilelik ilkine kıyasla. Yaşımın ve sorumluluklarımın ilkine göre artmış olmasının da bunda etkisi çok fazla. Yine de şükür demekten öte bir lafım olamaz. Hamilelik bitmeden memnun kaldığım için paylaşmak istediğim bir kaç ürün var. Umarım deneyip siz de memnun kalırsınız.

Yukarıda fotoğrafta gördüklerinizin hepsi yağ. En sağdakini organik ürünler satın aldığım İpek Hanım Çiftliğinden Pınar Hanım’ dan satın alıdım. İlk hamileliğimde de kullanıp memnun kaldığı için tereddütsüz bunuda da çantama atıverdim. Fakat bu hamileliğimde inanılmaz bir kuruluk, cildimde gerginlik yaşadığım için ekstra ürün arayışına girdim. İlk hamileliğimde sabahları krem akşam yağ şeklinde bir rutinim varken, bu hamileliğimde sabah akşam yağ yetmedi gün içinde de kullanmaya ihtiyaç duydum. Duş sonrası kaşıntı ve gerginlikten uyuyamadım desem?! Hal böyle olunca yine doğal ne kullanılabilir diye araştırırken badem, kakao ve hindistancevizi yağlarının cilt için çok iyi olduğunu öğrendim. Badem ve hindistancevizi yağlarının kokularını hiç sevmediğim için hemen eledim. Geriye kakao yağı kaldı. Onu da aktarlarda daha önce gayet makul fiyatlara bulurken son dönem doğala yönelişin artması ile yurdum esnafının cinliğini tanıyınca vazgeçtim. Tam o sıralarda severek takip ettiğim Nur Bilen Yavuzer Loccitane marka badem yağını denediğini ve çok memnun kaldığını söyleyince bir kez bakmaya karar verdim. Mağazaya gidip ürünün kokusunu test edince aklımdaki ile alakasız olduğunu fark ettim. Cildimdeki etkisi de çok hoşuma gitti doğrusu. Yağ gibi değil, kolayca emiliyor ve inanılmaz pürüzsüz bir his bırakıyor. Tüm bunlar bir araya gelince bir defalık el yakan fiyatını görmeyi verdim. Ve iyi ki de görmemişim. Şu ara ikinci şişeyi kullanıyorum ve bundan sonra kesinlikle favori ürünlerimden biri bu badem yağı diyebilirim. Size de tavsiye ederim. En azından mağazalarından gidip denemelisiniz.

Fotoğraftaki üçüncü üründe Loccitane Shea yağı. Loccitane markası ile sanırım yedi yıldır tanışıyoruz. Neredeyse bütün ürünleri favorim. Ama çok pahalı ve burnundan kıl aldırmayan, yılın sadece belli zamanı -ocak temmuz- belli oranlarda sayılı üründe indirim yapan bir marka olduğu için öyle her aklıma estiğinde gidip istediğimi alamıyorum. Bu durumda sürekli kampanyaları ve indirim zamanlarını kolluyorum. Shea yağı el kremlerinde zaten en favori kokum, tercihim. Hem saç hem vücut için olan bu yağı yüzde elli indirimde görünce hiç düşünmeden aldım. Yine etkisi harika. Denk gelirse bunu da inceleyin derim!

Şimdilik bu kadar ama devam var. Benden ayrılmayın!

Not: Hiç çatlağım olmadığını söylemeye gerek var mı?

Reklamlar
0

Sen Özelsin!

20160220_144753

Mart ayı hatta şubat sonu benim için çok zor geçti. Hastalıklar ve ülke gündeminin ruhumda oluşturduğu tahribat bedenimi bitkin düşürdü. Son iki üç yılda hiç olmadığım kadar ağır bir gribe yakalandım. İki haftada bir sipariş verdiğim gibi bir mail hazırladım, alacakları işaretledim ve  “çok hastayım, beni iyi edecek ne varsa kargolayın” diye de not düşüverdim. İki gün sonra kargom geldi. İstediklerimin bir kısmı, istemediğim ama gelmişken yerim dediğim bir kaç şey çıktı koliden, hepsi bu. Ama geri kalan istediğim ürünler yoktu. Tamam bazen böyle oluyor, havuç bitmiş oluyor, taze kesemeden kargo çıkıyor ama stoklu istediğim ürünler de vardı onlar nasıl olmaz derken hemen aklıma kargolarken birinin siparişi ile karıştığı geldi. Aradım “yooo karışıklık yok, siz çok hastayım, beni iyi edecek ne varsa kargolayın dediniz Pınar Abla’da sizin için bu koliyi hazırladı. Ekte liste yoktu” dediler. Nasıl mutlu oldum anlatamam.

Sık sık yaptığım gibi alacaklarımın listesini maile eklemeyi unuttum ama bu kez hastayım deyince benim için listeyi Pınar Abla yapmış. Kendimi çok özel hissettim. Hangimiz hastayken düşünülmek istemez? İşte yıllardır yaptığım bu alışveriş benim için sıradan bir alışveriş değil. Bir kutu içinde ben yıllardır dostluk,güven ve ailem için iyi şeyler alıyorum. Satın alıyorum demek ya da bunun bir alış veriş olduğunu söylemekten ısrarla kaçınıyorum. Pınar Abla da zaten ürün gönderdiği kişilere “müşteri” demiyor. Çünkü her birimizle olan ilişkisi sıradan değil. İlla alış veriş derseniz de  al domatesi ver parayı değil. Satın alırken “öde” değil. Eksik çıktı, şu yok ,açıkla öde değil. Yani paranın gerçekten amaç değil araç olduğu bir alış veriş bu.Oğlumun doğumunu biliyor, tayin olurken yaşadığım sıkıntıları biliyor. Bu önemli çünkü benim gibi binlerce kişi var hayatında. Ara sıra canım sıkılınca mesaj atıyorum bana “devam” diye gaz veriyor, bazen saçmalıyorum “aldırma,olur” diyor:)

Etrafımda böyle insanların olduğunu bilmek bana bu ülke için hala umut olduğunu gösteriyor. Ben inanıyorum. Üreten ve düşünen insanlarla bu ülke yine güzel günler görecek inşallah.

Not: Tek şikayetim artık Pınar Abla çok yoğun eskisi kadar geyik yapamıyoruz.

0

Hattuşa’da Yaz

DSC_1907

Hayatımda ilk defa iki hafta tatil yaptım. Evet,evet iki hafta. Hem de ders çalışmadan,bir telaşem olmadan. Evet Emre ile tatil pek tatil olamaz ama neredeyse her gün denize girdim,Emre uyuduğunda yemek,ütü,temizlik düşünmeden kitap okudum. Bol bol gezdim,her geçen mısırcıdan gdolu da olsa mısırımı aldım. Güre pazarından aldığımız Bergama tulumuna Güre’li teyzelerin sabah taz taze toplayı getirdiği incirleri katık edip öğle yemeği yaptım. Çok sevdiğim Ayvalık’a Cunda’ya gittim oğluşla. Keyifliydi kısacası. Hatta beş yıldıza on bastı diyebilirim. Ama eksikleri yok muydu,tabi ki vardı!İşte sevabıyla günahıyla Hattuşa’da geçen iki hafta.

*7-21 Ağustos tarihlerine denk gelen devre mülk tatilimiz dönem itibari ile çok popüler olduğu ve tesisin tamamı bitmediği için satın almış olduğumuz devre mülkte değil farklı bir tanesinde konakladık. Bizim satın aldığımız devre mülk üç katlı binanın ikinci katı ama bize üçüncü katı verdiler. Bunu yaparken de son derece “pişkin” -evet pişkin çünkü durumu tanımlayan başka kelime bulamadım- davrandılar. Binalar çok katlı olmamasına rağmen çocukla her gün üç kat in çık -ki bunun elbise değişmesi,yemeği,uykusu derken bu in çıklar ortalama yirmi oldu- çok zor oldu. Binalarda asansör maalesef yok. Ve fizik kanunları gereği ısınan hava yükselip çatı katında yaz sıcağını hissettirdi.Klimalar da bir yere kadar soğuttu.

DSC_1903

*Tesisin içinde geniş yeşil alanlar,bolca zeytin ağaçları olması Emre ile sabahın serinliğinde ve gün sonundan yatana kadar bize koşturma imkanı sağladı ki sanırım Emre için tatilin en keyifli kısmı burasıydı.

*Yüzücü bezlerden ziyade -çünkü bazen hemen girip çıkıp on beş dakika sonra tekrar girmek istiyordu,eee o sürede de onu ıslak bezle tutamazdım,bu ritüel çok sık olduğundan bezle nereye kadar- denize girerken minineosten aldığımız mayoları kullandım. İnstagramda fotoğrafta paylaştım,kesinlikle tavsiye ederim.

*Tesis içinde bir restoran var. Tatilde yemekle uğraşmam diyenlerdenseniz takılabilirsiniz. Ama bırakın seçici olmayı beklentisi en düşük olanların bile beğenisini zorlayan yemekler yapıyorlar. Kullandıkları yağlar,malzeme vs. en kötüsü. Üç beş akşam denedik sonra yemek işini kendimiz hallettik. Emre’ye oradan tabi ki hiç bir şey yedirmedim:) Yola çıkarken mayaladığım yoğurda orada bir ilave yaptım. Yine yola çıkmadan bir kek pişirmiştim ikinci haftada İpek Hanım Çiftliğinin şekersiz kekini aldım,pazardan aldığımız bamyalar,makarna lütfen şehriyelerimiz iki hafta boyunca bize eşlik etti.

*Ne yemek ne konuşmasını bilmeyen personel. Hiçbiri beni gece yarısı on ikiye kadar devam eden müzik kadar mahvetmedi. Evet yanlış duymadınız, normalin çok üstünde bir desibelle sanki düğün salonundaymış hissi veren yükseklikteki ses saat on ikiye kadar devam etti. Haftanın üç günü yoksa dört günü vardı. Tüm şikayetlerime rağmen “sizden başka şikayet eden yok” diyerek bildikleri desibelde devam ettiler. Allahtan Emre gün içinde çok yorulduğu için çok sıkıntı yaşamadık.

*Bir diğer sorun da tesisin henüz tamamlanmaması nedeniyle tüm dönemler satılmamış. Yani satış devam ediyor. Satışı günübirlik bedava tanıtım turları ile yapıyorlar. Böyle olunca gün içinde açık havuzlar,spadaki termal havuz inanılmaz kalabalık oluyor. Ama bizim için sorun olmadı. Çünkü biz Ege’nin masmavi,tertemiz suyu varken havuzu tercih etmedik. Bizim tam aksimize insanlar havuza gittiği için plaj bize kaldı diyebilirim. Bu konuda Hattuşa’nın plajı ve imkanları çok iyi. Soyunma kabinleri,tuvalet,yemek servisi,ulaşım her şey çok başarılı. Bazı günler sabah onda gidip öğleden sonra dörde beşe kadar kaldık. Tatilin en keyifli anlarıydı diyebilirim. Emre minik havuzu,kumdan kaleleri,su şişeleri ile mutlu mesut koşturdu:)

Kısa özeti bu iki haftamızın. Bundan sonra otelde tatil mi? İki kez düşüneceğime eminim:)