0

Temizlik Şart!

DSC_1722

Bebekler yeni doğduklarında o kadar korumaya muhtaçlar ki ve o kadar tehlikelere açıklar ki…Doğum sonrası salgılanan hormonlarla anne o minicik bebeğin tüm savunmasızlığına kalkan olmak için sürekli teyakkuzda bekliyor.Kim elini yıkamadan dokundu,kim öpmek gibi bir girişimde bulundu,kim fazla kokladı…Ooo uzar da uzar bu liste.Annelik olduktan sonra ömür boyu kalp çarpıntısı,endişe,merak,koruma duygularının inişili çıkışlı halleri.İniyor çıkıyor ama bu duygular hiç bitmiyor.

DSC_1724

İlk altı ay “aman yere düştü sterilize etmeden ağzına vermeyelim,aman bu kirlendi hemen değişelim” cümleleri yerini “ver birşey olmaz,amaaan bu da böyle olsun napalım”lar almaya başlıyor.Yine de sterilizasyon benim sık sık kullandığım bir yöntem.İlk altı ay neredeyse her gün biberonlar,emzikler,diş kaşıyıcılar,göğüs kalkanları,süt pompasının tüm parçalarını sterilize ederken altıncı aydan sonra sadece biberon ve emzikler için kullanmaya başladım.

Çok yer kaplamaması,kısa sürede işlemi tamamlaması,hafif oluşu ile benim çok işime yaradı.Uzun süreli kalacağım yerlere peşime götürmekte zor olmadı.Almayı düşünen annelere kesinlikle tavsiyemdir.

Not:Evet yine bir weewell ürünü ve memnun kullanıcı ben:)

Reklamlar
2

Mavi&Petey

DSC_1636

Özel çocuklar diye bir tabir var dikkatimi çeken.Her çocuk özel değil midir diyorum?Her çocuğun kendine has dünyası,ilgi alanları,merakları,öğrenme becerileri vardır.Bazı çocuk erken yürür,bazısı geç konuşur,kimi dört yaşında hecelerken diğeri yedi yaşında bin bir gayretle okumayı çözer.Ama bahsedilen “özel çocuk” elbette böyle çocuklar değil.Bakımı ayrı bir ilgi,bilgi gerektiren,anne olmanın her anlamda hissedildiği özel çocuklar. Down sendromlu,serebral palsili,otizmli ve daha bilmediğimiz bir çok ayrıcalıklarla,farklılıklarla dünyaya gelen çocuklardan bahsediyoruz.Ebeveynler bu çocuklara sahip olduklarında neler hissediyor bilmiyoruz.Ama etrafımda gördüğüm -aslında her zaman olduğu gibi- bakımveren,ilgilenen,işini bırakmak durumunda kalan hep anne oluyor.

Toplum olarak biz bu çocuklara ne verebiliyoruz peki?Bunu düşündünüz mü?Ben Emre doğduktan sonra aslında daha O’na hamileyken sık sık düşünür oldum.Parkta,otobüste,alışverişte gördüğümüzde acıyan gözlerle baktık.Kimiz biz ki o çocuklara ya da ailelerine acıma hakkını kendimizde -tekil konuşamayacak kadar suçlu hissediyorum- bulduk bilmiyorum.Acıyarak baktığımız o iki saniyeden sonra hemen kafayı çevirip,unuttuk.Aklımızda hiç yer işgal etmediler.Eğitimleri nasıl oluyor,diğer çocuklarla aynı haklara sahipler mi,devlet ne kadar yanlarında,annelerine psikolojik destek gerekir mi,bla bla bla…

Şimdilerde çok okuyorum bu çocukların hikayelerini,ailelerin anlattıklarını.İşte “Sizin Maviniz Var Mı?” Özge Uzun’un hikayesi.Uzun soluklu annelik maratonunda yaşadıklarını tüm çıplaklığı ile anlattığı sarsıcı kitabı.Bence Mavi’nin Manifestosu,yaşam manifestosu.Tutunma hikayesi.Okuyun.Bu sıcaklarda çok iyi gelecek.

DSC_1651

Petey ise kalbimi sızlatan bir başka gerçek yaşam öyküsünün roman hali.Okurken ince bir sızı gibi içime aktı.Sorguladım bana ait sandığım her şeyi.Düşündüm ne kadar “farkında” olduğumu.Etrafıma daha başka bir gözle baktım bitince.Ve Emre ile okuyacağım günün gelmesi için sabırsızlanmaya başladım.

Okumak gerçekten insana boyut atlatan bir ruh hali,benim için terapi,meditasyon,detoks,arınma,dinlenme.Böylesi gerçeklikleri okuyarak deneyimlemek,kafamı kaldırınca düşüncemin farklı bir hal aldığını hissetmek tarifsiz.Mutlaka okuyun bu kitapları,sevdiklerinizle de paylaşın.

Not 1:Yazarken en çok zorlandığım yazılardan biri oldu diyebilirim.Çünkü okuyan hiç kimsenin duygularının incinmesini,yazdığım yanlış bir kelimenin okuyanda “olumsuz” bir duyguya sebep olmasını asla istemem.Tüm bu hassasiyetime rağmen sürç-i lisan ettiysem affola…

Not 2:Kitapların yazıldığı anadiller farklı olsa da duygudaşlığın aynı olduğunu,bazı şeylerin dini,dili,ırkı olmadığını yine yeniden anladım.

0

Giyinmek Ya Da Giyinmemek

IMG-20150709-WA0002

Yıllar önce İstanbul Kadıköy’de kadim dostumla dolaşırken Yapı Kredi Yayınlarına girip her kitaba ayrı bir muhabbetle sarılmıştım.O zaman ne Emre var ne de evliyim.Saolsun benim kıymetli dostum beğendiğim onlarca kitap arasından bana yukarıda görmüş olduğunuz Sara Şahinkanat’ın Yavru Ahtapot Olmak Çok Zor adlı kitabını alıp hediye etmişti,içinde harika bir notla…

Kitabın resimleri Feridun Oral’a ait ve o kadar güzel ki ne zaman sıkılsam alır bakardım.Ben nerden bilirdim Emre ile bugünlerimiz yazılmış çizilmiş!Evet aynen kitap bizi anlatıyor.Emre’nin üstünü değiştirmek,ona bir şeyler giydirip çıkartmak o kadar zor ki!Her seferinde ne terler döküyorum.Sırf bu yüzden üstüne bir şey dökülmesin diye ekstra çaba sarfediyorum.Tabi benim neler çektiğimi bilmeyen çok bilmiş teyzeler hemen duruma müdahale edip “aman evladım bu kadar pimpirikli olma,titizlenme,atarsın yıkanır.Bizim zamanımızda makine bile yoktu…”vırttı zırttı diye başlayan bitmek bilmeyen cümleler kurup beni deli ediyorlar.İnsanların bilip bilmeden konuşmaları,her şeye yorum yapmaları bence çağımızın vebası.

DSC_1695

Bezini değiştirmekse apayrı bir uzmanlık gerektiriyor.Bir türlü yatmıyor.Bir şekilde kündeye getirip yatırsak bezini bağlayacak kadar durmuyor.Birimiz kollarından tutarken diğerimiz ayakta az mı bez bağlamaya çalıştık!Neyse biz böyle her gece alt değiştirip pijama için cebelleşirken koca adam Migros’ta Prima’nın sadece Migros için ürettiği bezleri keşfetti.Uyku öncesi savaşımız yarı yarıya kısaldı diyebilirim.Bu bezler külot gibi,yatırmaya gerek olmadan bacaklarından geçirdiniz mi tamam.Sadece pijamayı giydirmek için uğraşıyoruz.Şu günlerde havalarda ısındı,pijama derdi de bitti.Yani iki ay kadar barış ilan ettik:)

Not:Fotoğrafta gördüğünüz en üstteki bezler külot gibi olup bezler sadece Migros’ta satılıyor,her bedeni var ama çok hızlı tükeniyor aklınızda olsun.

0

Günlük Çanta

DSC_1691

Bir arkadaşım vardı “kadınların kafaları da çantaları kadar karışık” derdi. Kafamın karışık olmadığından ne kadar eminsem çantamdaki karışıklıktan da o kadar eminim:)Evet çantalarımız kalabalık,bunu hangimiz inkar ediyoruz ki?Bazen çantamda üç günlük tatile çıkacakmış kadar eşya oluyor ama ne yapayım hepsi lazım şeyler!Derken Emre doğduktan sonra o çantaya kendim için sadece “telefon,cüzdan,anahtar” üçlüsünü koyabildim.

Less is more sloganı düsturum hiç olmadı ama baktım ki omurga eğrilmek üzere kendimden feragat edip kalan tüm boşlukları Emre’nin ihtiyaçları -anne yüreği işte- için doldurdum.Çantam hala tıklım tıkış ama kendimce bir sistem tutturdum diyebilirim.Bebeğinizle dışarı çıkıyorsanız çantanızda mutlaka olması gerekenler var.İşte bunlardan bazıları;

Emzirmiyorsanız biberon mama ve sıcak su,

Emziriyorsanız ve bulunduğunuz yerde rahatça emzirme imkanınız yoksa sütünüzü sağıp biberona doldurun.Oda sıcaklığında 3-4 saat saklayabilirsiniz.Hava soğuksa ısıtmak için sıcak su,sıcak suyu koyabileceğiniz -biberonun rahatça girebileceği- bir kap,

Kullanıyorsanız -ki bence çok faydalı- emzik,

Mevsime göre iki adet yedek kıyafet,

DSC_1692

Alt açmak için bir bez.Fotoğrafta gördüğünüz alt açmayı Zara’dan almıştım.İçi muşamba,değişirken bulaşan bir şey olursa hemen silebiliyorum.Makinede kolayca yıkanabiliyor,içi pamuklu.Kolayca katlanıp şık bir çanta görünümünü alıyor.Bir de bunların kullan atları var ki onlar da çok iyi çünkü bazen o örtüyü serdiğiniz yerden alıp çöpe atmak isteyebilirsiniz.Mesela feribot yolculuğundaki tuvaletlerdeki alt değiştirme ünitlerine serdikten sonra,mesela avm tuvaletlerindeki alt değiştirme ünitelerine serdikten sonra vs.

Islak mendil,

Cildini silmek için bolca pamuk,nolur nolmaz diye gazlı bez,

Ağız silme mendillleri ki bu mendiller yeri gelir terli sırta koyulur,yeri gelir emziren annenin göğüs pedi olur.Önemli yani.

Bebeğiniz altı aydan büyükse suluk/biberon

Not:Bu liste uzar gider ve eksikler hiç bitmez çok da düşünmeden atın kendinizi dışarı:)

0

Hastane Çantası

yaz gelsin1Geçenlerde bir arkadaşımla kahve içip yaz için planlarımdan bahsediyordum.Onunsa yaza dair planları apayrı çünkü Ağustos ayında ailelerine bir minik katılacak! Bana “hastaneye giderken yanıma ne alsam,neye ihtiyacım olacak?” diye sordu. Herkesin ihtiyacı farklı olsa da aklınızda bir fikir olması için kendim için hazırladığım çantayı sizlerle paylaşmaya karar verdim.İşte benim çantamdakiler;

Emre için yanıma hiç bir şey almadım çünkü hastaneden bir şey getirmememizi,bebeğin ihtiyacı olan her şeyi vereceklerini söylemişlerdi. Ama nolur nolmaz diye evde “gerekebilir” diye bir çanta yapmıştım. İşte o çantaya iki body,iki tulum,bir tane alt-üst takım,başlık,eldiven,battaniye ve 8-10 adet bez koydum. Siz de yaz ayı içinde doğum yapacaksanız tulum ve alt-üst takımdan ziyade body sayısını iki üç adet artırın.Ama olayı da çok abartmayın,hastanede mahsur kalmayacaksınız:)

Kendim için aldıklarıma gelince,pijama konusunda her kafadan bir ses -hayret değil mi,başka konularda herkes hemfikir olurdu aslında:)- çıkıyordu!Kimisi kesinlikle gecelik gibi olmalı derken bir taraf kesinlikle alt-üst takım öneriyordu.Bir grup önü düğmeli olmalı derken diğer taraf kesinlikle askıları çıkarıp takılabilen -ki bunlar adına kurulmuş bir sektör,gece elbisesinden bozma pijamamsı gecelikler ve fahiş fiyatlar var- gecelik olmalı da olmalı diye diretiyordu. Yine annemin öğüdünü dinleyip herkese kulaklarımı tıkadım,kendi iç sesimi dinledim.Bir gecelik bir de alt-üst pijama koydum çantama.Bir de sabahlık ekledim.İşin pratik kısmına vakıf olduğumda yani hastanede kaldığım iki gün zarfında şunları tecrübe ettim.Odalar inanılmaz sıcak ve gelen gidenden de zaten size bir daral geldiğinden sabahlık çok gereksiz.Gecelik mi alt-üst takım mı derseniz bu tamamen sizin rahatınızla alakalı.Yani ister normal ister sezaryen doğum yapın açık yaranız olmayacağından ikisini de giyebilirsiniz,tercih sizin.Geriye ne kaldı askıların çıkması,çocuğu rahatça emzirmeniz.Bunun içinde saçma sapan geceliklere dünyanın parasını ödemeyin.İlk iki gün çocuk yol yorgunu, sizde de boyut atlamanın rehaveti olacak.Uzun süreli emzirme maratonu hastanede başlamaz büyük olasılıkla ama başlasa da içinize çamaşır giymeyeceğinizden -doktor ve hemşireler tavsiye etmiyor- içinde rahat edeceğiniz,sizi sıkmayan,rahat bir pijama ve gecelik kafi.Ama bulursanız önden düğmeli bir model ilerideki günlerde işinizi çok kolaylaştırır,bende söylemesi.

ÇAMAŞIR

Evet pijama konusu hassas ondan bu kadar yazdım.Gelelim diğerlerine.İç çamaşırı olarak yanınıza sadece külot alın ama öyle tek kullanımlık falan değil normal pamuklu külot.Ve bunları yine bir beden büyük almanızda fayda var.Doğum sonrası yoğun kanama olacağı için kullanacağınız bezlerle rahat edersiniz.Bezlerinizi kendiniz alacaksanız eczanelerde ve bazı büyük marketlerde satılan hasta bezlerinden alabilirsiniz.Çantanıza atlet de koyabilirsiniz ama emzirme sütyenine ilk etapta gerek yok.İlerleyen günlerde ya da doğum yapmadan önce yaz için emzirme sütyeni kış içinse emzirme atleti mutlaka alın.En az üçer tane almanızı kesinlikle tavsiye ediyorum.

Hem doğum öncesi hem doğum sonrası yürümeniz gerektiğinden yanınıza mutlaka sizi rahat ettirecek terlikler alın. Atacağım zaten üç beş adım demeyin,biraz süslü olsun demeyin. O adımlar başkaları için üç beş ama sizin için kilometrelerce olabilir:)

Detay gibi gelebilir ama yanınıza çorap,tarak,dudak nemlendiricisi,deodorant,göğüs ucu kremi -bu apayrı bir yazının konusu- ve krem mutlaka alın. Ben çok üşürüm ya da işim garanti olsun derseniz hırka ya da sabahlık da alın.

Not 1:Bebek için ilk üç ay ne almalı ile ilgili yazımı şuradan okuyabilirisiniz.

Not 2: Bu konu uzar da uzar sormak istedikleriniz instagram hesabım @calisananneblog dan bana sorarsanız hemen yanıtlayabilirim.

Not 3:Hastanede giyerim diye aldığım tüm pijama ve gecelikleri oysho dan aldım,hala da severek kullanıyorum,tavsiye ederim.Etraftaki acayip bir sürü gecelik, pijama furyasından ve fahiş fiiyatlardan beni korudukları için de teşekkürü borç bilirim:)

Not 3: En kısa zamanda göğüs ucu kremi ile ilgili bir yazı paylaşıp,yaralarımla nasıl başa çıktığımı anlatacağım!

Not 4:Şu ikinci resme bayılıyorum.Bir gün çamaşır odası ya dagiyinme odası olan evim olursa duvarına asiciim.Buradan paylaşıp evrene mesaj yollamak istedim:)

 

0

Yoğurt Mayalıyoruz!

DSC_1645Emre ek gıdaya başlamadan bende yoğurt yapma-yapabilme telaşı başladı.Çünkü daha önce bir kaç kez denemiş ve başarısız olmuştum. Yapanlara sorduğumda da -en başta annem- “amaaan canım ne var;sütü kaynat ılınsın,bir kaşık yoğurtla mayala,sar sarmala,oldu sana mis gibi yoğurt!” diyordu diyordu da işin aslı hiç öyle değildi.Bir sürü püf noktası var kardeşim.Süt ne kadar sıcak ya da soğuk olacak,ılıktan kastınız ne,ne kadar ve nerede sarılı duracak,sarmalama aşaması bitince ne zaman dolaba koyacağım,süt nasıl bulurum,ilk mayayı kimden alırım,inek nerede diye uzaaayıp giden sorular sorular…

Sonra internete bakayım dedim bakmaz olaydım!Her kafadan yine bir ses!Sütü bilmem nereden alanlar mı arasınız yoksa kutulu sütten yapanlar mı?Bir taşım kaynatanlar mı -“bir taşım” bilmeyen için ne zor bir tabir ama tabi içimizde herkes bunu biliyor değil mi:)- yarım saat karıştıra karıştıra kaynatanlar mı? Ilıklığını ölçmek içinse milyon seçenek,mayalarken yoğurda şeker katandan sütle karıştırıp açana..Ayyy başım döndü yine, yazarken  bile o günleri hatırlayıp fena oldum.

Dedim dur bir sakin ol.Senin derdin ne?Süt var mı, var.Şanslıyım evin önündeki şarküteri kendi çiftlik ürünleri ile birlikte süt de satıyor. Mayayı da İpek Hanım Çiftliğinin sahibesi Pınar Abla yollarım dedi,o da tamam.Geriye mayalanacak sıcaklığı ayarlamak ve sarıp sarmalamak kısmı kalıyor ki ben orada da çok kötüyüm.Sütü kaynatıp bırakıyorum ılınsın diye, buz oluyor.Hadiii bir daha ısıt,bu sefer çok kaynadı.Tekrar bekle.Tam bir kısır döngü.Neyse bu safhayı geçtik. Mayaladık,oh bitti diycem yine yok.Bu sefer de sarmaladığım yerde kalıyor.Unutuyorum,çok beklemekten ekşiyor.Böyle böyle vazgeçmiştim evde yoğurt mayalamaktan. Ama Emre söz konusu olunca yine tüm ezberlerimi bozuyorum. Koca adam “bir yoğurt makinesi alalım mı?” diye teklif ediyor. Hık mık biraz araştırayım diyorum.Önce internete sonra etrafa soruyorum.Yine her kafadan bir ses.İnternet zaten tam bir muamma. Ne yapıyoruz kendi iç sesimizi dinleyip yoğurt makinelerini araştırıyoruz.

Küçük ev aletleri denince benim aklıma ilk Tefal gelir.Harika bir yoğurt makineleri var.Şık tasarım,süzme yoğurt aparatı vs. Bir de diğer markalara bakıyoruz.Tefal’in yarı fiyatı! Tamam tasarım o kadar şık değil,süzme yoğurt da yapmıyor ama yarısı işte.Ben Tefal’de eşim Weewell markasında ısrar ediyor ve onun dediği oluyor.

Makinemizi gelir gelmez deniyoruz.İlk deneme başarısız çünkü ben internetteki yorumlara istinaden plastik kabında değil -yoğurt plastik kokuyormuş- kendi cam kabımda yoğurdu mayalayıp plastik kabın içine oturtuyorum. Yedi saatin sonunda sütümüzü yine süt olarak geri alıyorum.İkinci denemede yine okuduklarımı unutup makinenin kendi plastik kabında mayalıyorum,sonuç harika!Plastik kokusu yok.

DSC_1646

Weewell’in kendi minik cam kavanozları ile deneyip Emre’ye minik porsiyonluk yoğurtlar hazırlıyorum.Taş gibi oluyor yedi saat sonra.Hızımı alamayıp elime geçen her kavanozda mayalıyorum.Sonuç hiç değişmiyor.Sütün sıcaklığını ise artık hiç kontrol etmiyorum diyebilirim. Ilınınca mayalıyorum. Çok acil durumlar hariç genelde gece yatmadan mayalıyorum.Sabah evden çıkarken dolaba kaldırıyorum. En az yedi saat olacak şekilde programlıyorum ama dört saatte olabilir deniyor,ben denemedim. Süre bitince alarm çalıyor. Ben gece on iki saat olarak programlıyorum,sabah çıkarken kapatıp yoğurdu dolaba koyuyorum. Elektrikler kesilince program kendini sıfırlıyor yeniden ayarlamanız gerekiyor.Tabi ki çok sıcak/kaynar mayalamıyorum. Ama soğuğa yakın da olsa mayalıyorum çünkü makine çok kısa bir sürede ideal ısıda sütün ısısını sabitliyor. Sizin de yoğurt mayalamak konusunda benim gibi tereddütleriniz,korkularınız,soru işaretleriniz varsa kesinlikle alın derim.

Not 1:Aklım Tefal’in makinesinde kaldı mı kaldı.Kimbilir ne güzel süzme yoğurtlar yapardı ama inanın bu da iş görüyor.Zaten bir süre sonra otoamtiğe bağlayıp ıvır zıvırla uğraşmıyorsunuz.

Not 2:Evde mayalanan yoğurdun tek kötü yanıı yoğurt tüketimini iki hatta üç katına çıkarması bilginize:)

Not 3:Bulabilirseniz kesinlikle açık sütle mayalayın ama bulamadınız ya da güvenemiyorsanız kutu günlük sütlerde işinizi görür haberiniz olsun.

Not 4:Yoğurdu makineden aldıktan sonra bir kaç dakika oda ısısında bekletiyorum.Tabi vaktim varsa.Vakit yoksa ki bu genelde sabah işe giderken oluyor hooop dolaba koyuyorum.Geceden mayaladığım için de gündüz makine mutfakta hiç yer işgal etmiyor.

Not 5:Aslında kavanozda mayaladıklarımında fotoğrafını koymak isterdim ama bir türlü muvaffak olamadım.Hep sabah telaşesi akşam karmaşasına denk geldi.Ama söz yakında bir seyahat için hazırladıklarımın fotoğrafı ile bunu da paylaşacağım!

0

Lohusalık

2792DBEmre ile doğumdan sonra sadece bir gece hastanede kaldık.Ertesi gün evdeydik.Hastanede de evde de ziyaretçimiz eksik olmadı,sağolsunlar.Fakat biz bu kadar ziyaretçi kabul edebilecek durumda mıydık?Bence hayır.İlk kırk gün çok özel.Annenin bambaşka bir dünyaya taşındığı,hayatın ritminin yavaşladığı ya da hızlandığı ama mutlaka değiştiği,mutluluğun ete kemiğe büründüğü,uykusuzluğun tavan yaptığı o günleri yabancılarla paylaşmak ben dahil bir çok anneyi aslında memnun etmiyor.İşin garip tarafı konuştuğum herkes benimle aynı fikirde olsa da ben dahil lohusaları ziyaret etmeye devam ediyoruz!Tuhafız biliyorum ama kendime notlar aldım bakalım sen ne düşünürsun;

Lohusa ziyaretinin hasta ziyaretinden farkı yok bence.İster normal ister sezeryan doğum olsun anne çok yorgun ve hassas olduğundan bu ziyareteleri kısa tutmalı,kadınlar gününe,ev toplantısına dönüştürmemeli.

“Bebek nerede?Uyansın illa görücem,ben babasının küçüklüğünü de bilirim” gibi abuk istekleri olan misafirleri uyaracak kimse yoksa,yeni anne de söyleyemiyorsa olabildiğince nazik bir dille bu saçma sapan isteğin uygunsuzluğunu anlatın.

“Anneye sütün var mı,çocuk emiyor mu?” gibi manasız sorular yöneltmeyin,yöneltilmesine müsaade etmeyin.

Lohusanın yanında gündemin kötü olaylarından yada elli sene önceki lohusaların başına gelen talihsizliklerden bahsetmeyin, bahsedilemesine müsaade etmeyin.Mazaallah duygu patlaması karşısında şok olabilirsiniz.

Not 1:Aslında bu yazı uzar gider ama ben uzatmak istemedim.Sizin var mı şikayet ettikleriniz?

Not 2:Resim Pascal Champion’a aittir.