0

Viyana Vol #3

davÖnceki yazıda da belirttiğim gibi Viyana tarihi dokusu bozulmamış bir şehir. Tuna kıyısında ve belirli yerlerde çok katlı binalar olsa da geneli dört beş katlı eski yapılar. Binaların tesisatı çok eski ama her şey tıkırında işliyor.Sokaklar da hali ile eski olduğu için çok dar. Bu nedenle kaldırımlar da çok dar ama yine de bebek arabası ile hiç zorlanmıyorsunuz çünkü sokak lambası için direk dikmeyip lambaları binadan binaya çelik halatlarla sabitleyip asmışlar. Gece olunca o tarihi şehir şıkır şıkır oluyor havada uçan ışıklarla. Tıpkı minareden minareye astığımız mahya ışıkları gibi.

dav

Yine dönüyorum Nilüfer’ e bir kaldırımda hem bisiklet yolu, hem engelli taşları, hem sokak lambasının direği derken bir bebek arabasını itemiyorsunuz. Hadi slalom yaptınız ve ilerlediniz. Bir kaldırımdan diğerine geçerken yirmi otuz santimlik bariyerlerden arabayı aşırtıyorsunuz. Bazı kaldırımlarda lütfedip bir teneke betonu bir kıyıcığa döküp “hadi gel buradan geç” diyerek bizi şereflendiren belediyeye şükranlar sunarak ilerleyebiliyorsunuz.

dav

Viyana’ da bütün kaldırımlar yaya geçidine ineceğiniz yerde ya da kaldırımın bitiminde yola sıfır şekilde yapılmış. Fotoğraflarını çektim ama fark edemiyorsunuz çünkü estetik olarak görünümü hiç bozmuyor. Farkı hissettirmiyor. Her şey düşünülerek planlanarak yapılmış. Bunu anlayıp gülümsüyor ve yolunuza devam ediyorsunuz. Emre’ yi haftada iki gün iki saat jimnastiğe bırakıyorum. Her gittiğimde okul önündeki engelli rampasının önünde bir araba görüyorum. Araç sahibi de genelde çocuğunu oraya bırakan bir anne. Söylediğimde “acelem vardı, şimdi gidiyorum” bla bla bla… Sözün bittiği yer diyorum.  Ben bebek arabasını sırtıma alıyorum ama o arabasını iki adım öteye park etmiyor!

sdr

Sigara hassasiyetimiz eşimle hep vardı, çocuklardan sonra kat kat arttı. Yazın bir yerlerde oturmak en çok bu yüzden bize eziyet. Sigara yasağına bizim kadar sevinen var mıdır acaba? Ama o yasakları bile kabul ettirmek, içemezsiniz dedirtmek ne kadar zor oldu. Şimdi akşamları Özlüce Bulvarda yürüyüş yapıyoruz. Yönetmeliğe uygun olmayıp uygunmuş gibi gözüken mekânlar vapur bacası gibi tütüyor. Viyana’ da bir mekân ya kapalı ya da açık, ayrım çok net. Buradaki gibi yok cam balkon yaptık yok üstü açılıyor altı dökülüyor gibi saçmalar yok. Bizde kanun var ama kimi denetleyip neye hesap soracaksın ki? Adam asansörde sigara içmeyi kendine hak bilmiş…

Giderken gerek yaşayabileceğimiz zorluklar gerekse Avusturya siyasi çevrelerinin ülkemize bakış açısı nedeni ile endişelerimiz vardı. Tabi ki kaldığımız üç günde bizim buna maruz kalmamız çok düşünülemezdi ama insan yine de tereddüt etmiyor değil. Fakat şunu anlamış olduk ki kurallar ve insana verilen değer çok net. Hiçbir zaman yurt dışına gidip yerleşmeyi düşünmedim, hala da düşünmüyorum ama insan neden benim ülkemde de bunlar olmasın diyor?

Peki hiç mi beğenmediğin şey olmadı derseniz? Olmaz mı elbette oldu. Öncelikle hava alanından eve giderken ilk bindiğimiz tren çok eskiydi ve havalandrıma/klima yoktu. Ve bindiğimiz kapıda engelli rampası yoktu. Ne stres Allahım!

Her konuda hazırlıklıydım, savaş çıksa aç kalmazdık ama eşim her yerin 18:00-18:30 da kapanmasına fena içerliyor. Benim için –orada yaşasam da- dert olmayacak bir nüans ama gece gezen, markete giden, tatlı yiyen kısaca yarasa olanlar için Avrupa çok tat vermiyor:)

Viyana çok yaşanılası ve sakin bir şehir kaldığımız sürede anladığımız kadarı ile. Ama asla sürekli kalmak, yerleşmek istemem. Çocuklarımı kendi kültürümde ve bu toplumun ahlaki değerleri ile büyütmek istediğimi çok net bir kez daha anlamış oldum.

Ve son olarak kaldığımız ev. Eve girişimiz çok maceralı oldu. İsteyene detayları özelden paylaşabilirim. Size tavsiyem ev kiralayacaksanız airbnb den şaşmamanız:)

Not 1: Lütfen ilk fotoğrafa daha dikkatli bakın. Kaldırımların darlığı, bahsettiğim sokak lambası düzeni vb. Ama en önemlisi ufak bir tümsek için yapılan uyarı,ikaz çılgınlığını gözden kaçırmayın!

Not 2: İkinci fotoğrafta parka giden yol. Kaldırımlar ilk fotoğrafa göre ne kadar geniş. Ve bu genişlik olunca bisiklet yolu, yaya yolu, ağaç hepsi var gördüğünüz gibi. Dönün bir de memleket kaldırımlarına bakın. Geniş, dar fark etmiyor. Hepsini her yere yapıyoruz, neden? Yap-mış olmak için. Biz yapalım da işe yarasın yaramasın…Artık o başkalarının sorunu:)

Reklamlar
0

Viyana Vol #2

davViyana tarihi dokusunu korumuş bir açık hava müzesi gibi. Emre arabasında otururken apartmanların ne kadar değişik olduğunu, neden her binada heykel olduğunu sorup durdu:)

Tuna nehrinin kıyısı ve alt tarafında kalan sokaklar merkeze göre daha sakin ve turistsiz. Bu bölgedeki tasarım dükkânlar benim gezmeyi en sevdiğim yerlerden oldu. Özellikle kırtasiye ve ev ıvır zıvırı satan yerlere doğru burnumuzu dönüp adımladık. Hava kaldığımız dört gün boyunca çok güzeldi. Sadece bir akşamüstü yağmura denk geldik, onu da hazırlıklı olduğumuz için sorunsuz atlattık.

dav

Çocuklara gitmeden önceki Cuma günü aşı yaptırmıştım. Doktor ateş olabilir, birkaç gün sonra da grip-nezle gibi burun akıntısı yapabilir demişti. İlaçlarımızı ve ateş ölçerimizi yanıma aldım. Kabızlıktan çok çektiğim için duruma bakıp yemeklerine katmak için probiyotik de alıp çantaya attım. Ama hiç ihtiyaç kalmadı çok şükür.

 

Gitmeden önce bize en çok söylenen aman yanınıza yemek alın, hurma alın, bisküvi alın, peynirinizi götürün… Aldık ama boşa yükmüş, almayın! Başka Avrupa ülkelerini bilmem ama Viyana’ da su bedava. Her yerde buzdolaplı su sebilleri var, basıyorsun soğuk su akıyor. Yemek konusuna gelince zaten hamur işleri başta ekmek olmak üzere çok çeşitli, zengin ve bizdekine benzer. Mükellef kahvaltımı yapmadan çıkmam derseniz o ayrı ama ben o mükellef kahvaltıyı çocuklardan sonra yılda sayılı zamanlarda yaptığım için beni bozmadı doğrusu! Marketlerde hazır sandviçler ve envai çeşit içecek var. Market gezerken alıp çantaya attık, çocuklar oynarken yedik içtik. Ayrıca organik yoğurt vb. ürünlerde çeşit de çok olduğu için her elimi attığımda doyuracak bir şeyler oldu. Yani öyle hurma al, bayılacak gibi olunca yersin falan yalan dolan:)

dav

Gelelim akşam yemeğine, e tabi insan o kadar gezip başka memlekete gidince güzel bir akşam yemeği yemek istiyor. Ama benim dini hassasiyetlerim nedeniyle vejetaryen yemek tercih etmem, günün erken başlayıp çocukların uyku saatinin akşam yemeğine denk gelmesi derken bu konuyu da akışına bıraktık. Bir gün çocuklarla evde yedik. Bir gün dışarıda sürekli atıştırdığımız için yemek aramadık. Bir gün pizza derken, yani sözün özü gezmeye geldim yemek teferruat dedim.

dav

Peki bizi en çok ne etkiledi? Parklar kesinlikle birinci sırada, hatta ilk onda ilk üçü onlara veriyorum. Park, park, park diyorum. Çocuklar olmadan önce parkın önünden geçmezdim. Ama şu an ne kadar önemli olduğunu anlıyorum. Altı yıldır Bursa’ da yaşıyorum. Eski evimin hemen yanında bir dere vardı. Emre doğduktan sonra ıslah edilip düzenlensin diye ne çok mail atmıştım Nilüfer Belediyesine. Şimdi iki yıldır oturduğum evimin yanında birçok boş arazi var. Belediyeye tüm site onlarca mail attık. Park alanı olarak gözüken yerlerin düzenlenmesi için ama gelen cevaplar içler acısı. Benim güzel ülkemde ben ağaç diye yeşil diye ağlaşırken elin oğlu yüzlerce dönüm araziyi şehrin göbeğinde vatandaşına bırakmış tepe tepe çiğnesin diye. Bizde o kadar araziye orman diyorlar. Çocuk parkı dedikleri yer ise o dev arazide belki iki üç yüz metre kare bir alan. Altı toprak, iki salıncak, bir minyatür kaydırak ve kum havuzu hepsi bu. Ağaçların gölgesinde, kuş sesleri içinde ve oyuncakların aksamları genelde ahşap. Etrafı çitle çevrili, kapısı kapanabilen ve evcil hayvanın alınmadığı son derece düzenli bir alan. Kalan yerler ya dümdüz açık alan ya da kocaman ağaçların altındaki yollar, çimenler. Ve çocukların hepsi bu açık alanlarda top oynayıp bisiklete biniyor. Çocuk parkında takılan en büyük çocuk üç yaşında falandır. Bizde Defne abisinin peşinden ayrılmadığı için o parklarda vakit geçirmedik. Ve nerede dursak Emre hemen kendine arkadaş buldu, hiç sıkılmadı. Bursa’ da bütün çocuk parkları lunaparktan bozma bin tane demir yığını oyuncak ve zemin parke döşeli. Çocuk düşüp kafasını kırsın da bir daha gelmesin diye!

Viyana’ da da trafik var ama insana saygı da var. Yaya geçidine adımınızı attığınız an o araçlar zart diye durup size yol veriyor. Bu şehrin en uzak sokağında da böyle, merkezde de. Üç gün gittin ne gördün diyebilirsiniz? Ama kaldığım süre zarfında hep bunu gördüm. Sadece bana değil herkese böyle. Kurallar çok net ve bir şey kuralsa adamlar bunu özümsemiş. Sorgulamıyor, uyguluyor.

 

0

Viyana Vol #1

IMG-20180513-WA0008Tam beş yıl önce Nisan ayının ilk haftası Beyrut’ a gittim. Döndüğümde aklımda bir çok rota, plan. Ama iki ay sonra hamileydim. Eyvah dedim, kafadan on yıl yurtdışı yalan oldu. Sonra takip ettiğim bloglar değişmeye başladı. Ve ben seyahatperest.com u keşfettim. Dünyam aydınlandı resmen. Oğlumla yurtiçinde gezmekten hiç çekinmedim. Çok şükür sorun da yaşamadık ama yurt dışına çıkmak hep düşündürücü oldu. Derken Defne geldi ve arkasından yeşil pasaport sahibi oldum. Malum pasaport, vize maliyetli işler. Daha gitmeden acayip masraflar başlıyor. Euro desen uçtu gitti. En zoru koca adamı ikna etmekti. O da bana dayanamadı ama giderken “sırf sen istediğin için kabul ediyorum. Rezilliğini, zorluğunu gör, bir daha beş sene çocukla yurt dışı istemezsin” dedi. Pıstım kaldım ama yine de geri adım atmadım. Gerekirse tüm zorluğu göğüsler, sesimi çıkarmam dedim. İşte beş günlük maceramız, hazırsanız başlıyorum:

dav

Emre dört Defne bir yaşında. İkisinin de yemek yemesi lazım ve hiç bilmediğim bir ülkede çocukların yemeği en büyük sıkıntım. Bu yüzden ev kiraladık. Bir gün önceden ekmeğimi pişirdim. Yanına kek ve kurabiyede yaptım. Nolur nolmaz dedim:) Ufak bir tencere, otuz gramlık paketli tereyağlar, bir ufak şişe kendi yaptığım (burası önemli:)) domates konservesi ve organik şehriyemi bavula güzelce yerleştirdim. İlk anda market bulamaz yemek de yapamazsam diye bir kilo muz, aldım valla…Sabah çok erken yola çıkacağımız için Emre’ nin kahvaltısını geceden hazırlayıp buzdolabına koydum, sabah çıkarken çantama attım. Bursa’ dan İstanbul Sabiha Gökçen’ e gittik. Uçağımız 10:20 deydi. Sabah 07:30 da alandaydık. Tüm işlemleri dokuza kadar halletik. Emre’ ye kahvaltısını rahat rahat yaptırdım. Defne’ yi uçağa binene kadar gezdirdim. Böylelikle uçağa biner binmez sabah uykusuna geçti:) Yolculuk iki saat sürdü ki Viyana’ yı seçmemizin nedenlerinden biri de yakın oluşu. Defnecik son bir saat uyanıktı ama sıkılmasına izin vermeden sorunsuz bir şekilde uçağı terk ettik:)

Uçaktan indiğimizde hemen metro/tren için 17 euroluk biniş kartlarından alıp iki aktarma, pek çok in çık ile kiraladığımız eve ulaştık ki metro kullanmak büyük hataymış! Ev Viyana’ nın çok merkezinde olduğu için ve hava alanı ile merkez 16 km kadar bir mesafe olduğundan bu eziyete ve zaman kaybına değmezmiş. Şansa bakın ki kaldığımız evin hemen önünden direk hava alanına giden Havaş/Burulaş gibi bir otobüs 8 euroya kalkıyormuş! Geliş için üzülmeyip gidişe rahat ederiz diye sevindik:) Yerel saat Türkiye’ den bir saat geri olduğu için zamandan yana da şanslıydık. Bir saat bir saat ne de olsa zaman Euro cinsinden akıyor azizim:)

sdr

Seyahatimizi meslekten çok yakın arkadaşım sgdenetmeni, eşi ve kız kardeşim ile planlamıştık. Birlikte de gittik ama onların çocukları olmadığı için sadece ilk gün akşam yemeğinde bir aradaydık. Onun da hata olduğunu anlayıp yemekten sonra ayrıldık:) Neden derseniz anlatayım.  Evimiz çok merkezi olduğu için ilk gün sokaklarda dolaşıp akşamüstü bir parkta çocuklarla oynadık. Sonra yemek için hep beraber Da Capo’ ya gittik. Hafta içi olmasına rağmen rezervasyonsuz dışarı alamayacaklarını söylediler. Alt katta kışın kullandıkları yere oturup siparişimizi verdik. Bizden sonra gelen tüm turistleri de bu alt kata aldılar. Ama hem günün yorgunluğu, hem mekanın kapalı ve dekorasyon itibari ile kasvetli oluşu Emre’ de ve Defne’ de inanılmaz bir gerilim oluşturdu. Siparişimizin gelmesi yaklaşık kırk beş dakika sürdü. Bu yanlış seçimimiz bize dürüm yapıp ayakta yenen bir pizzaya ve 30 Euroya mal oldu:) O gece ayrılmaya karar verdik. Sadece sabahları birbirimizi görüp dün olanları anlatıp dağılıyorduk.

Buraya bir virgül koyup şunu hatırlatmak istiyorum. Bu geziye çıkmadan planımı  çocukların bizimle gezeceğini düşünerek yaptım. Yani turla gitmiş gibi müze gezmek gibi bir niyetimiz yoktu. Belli bir rota çizmemek ve oluşan duruma hemen çözüm üretebilmek mottomuz oldu. Eğer siz de böyle düşünüyorsanız bu notlar Viyana için size epey fikir verecektir diye düşünüyorum.

dav

Gün bizim için çocuklara yemek yedirip evden hep beraber çıkarak başlıyordu. Viyana meydanda bulunan Aziz Stefan Kadetrali 10 Mayıs Hz. İsa’ nın göğe yükseliş günü olması nedeniyle sabah erkenden çok kalabalıktı. Gün içinde oradan kaç kez geçtik bilmiyorum ama her geçişimizde farklı bir etkinliğe denk geldik diyebilirim. Bunun dışında müzelere hiç uğramadık. Rotamızı sokaklar, yerel halkın takıldığı sakin cafeler restoranlar oldu. Geçirdiğimiz dört günün iskeletini sabah ve akşam çocuklarla parkta geçirdiğimiz bir buçuk saatlik zaman şekillendirdi. Çocuklar oynarken biz oturup dinlendik. Emre ile en son Bursa’ da ne zaman parka gittiğimi hatırlamıyorum. Nedeni hep parkların yol kenarında ve en fazla üç-dört yüz metre kare bir alanla sınırlı olması. Gözümü bir an bile üzerinden ayırmamam gerekiyor. Şimdi iki çocukla park…uzak hayal ama Viyana dönüşü gaza gelip onu yapıp dersimi aldım!

sdr

Neyse yine konumuza dönelim. Her gün ortalama otuz beş bin adım attık ve çocukları götürdüğümüz Augarten, Park Burggarten bizim gönlümüzde yeri apayrı:) Çocuklar yemeklerini yiyip oyunlarını oynadıktan bir saat sonra yorulup oturmak istediklerinde bebek arabalarına atıp başlıyorduk sokak sokak gezmeye. Defne sabah ve öğleden sonra iki kez uyuyordu zaten ama Emre’ de yorgunluktan Viyana’ da olduğumuz süre boyunca öğleden sonra Defne’ ye eşlik etti ki günün en bonuslu saatleri bunlardı:) İkisinin uyuduğu zamanlarda ünlü bir kahveci ya da pastaneye doğru hemen rota oluşturuyorduk.

Not 1: Viyana notlarım biraz uzun olduğu için üç postta yayınlamay karar verdim. Senin o güzel gözlerini yormak istemem:)

Not 2:İlk akşam yemek yediğimiz Da Capo’ da misfirleri karşılayan beyefendi bir Türk’ tü ve bize inanılmaz yardım etti. Nerden geldiğini anlamadığım Emre’ nin çilek krizinin salatadaki çilekler olduğunu anlayınca hemen bir tabak ikram etti:)

Not 3: O gördüğünüz yeşil alan bizde orman statüsünde…

Not 4: Evet pastayı gördüğünüz foto Emre ve Defne’ nin uyuduğu bir öğleden sonra Demel’ de çekildi. İşte denk getirip deneyimleyebildiğimiz güzel tatlardan biri.

0

Rüzgara Karşı

IMG_1416Sene 2009, yer İstanbul. Sıcak Ağustos günleri uzun. Öğlen yemek yiyip hemen bilgisayarın başında hafta sonu planları yapmaya başlıyorum. O zamanlar keşfettim Türkiye’ nin ilk bloggerlarından Devletşah Özcan‘ ı. Yıllar içinde o kadar çok şey öğrendim ki ondan. Bugün dört yaşını geçmiş olan ekşi mayamın hayatını ona borçluyum. Valla bak, abartmıyorum. Yani sanal alem yalan alem değil her zaman. Kimlerle, hangi konularda ne paylaştığın çok önemli.

Bu kitabı da onda gördüm, hemen sipariş listeme ekledim. Ve o kadar sevdim ki, hiç bitmesin istedim. İnsan azminin nelere kadir olduğunu bir kez daha altını çize çize anladım. Çocuklarımın psikolojisi de psikolojisi diye kendimi yırtarken, dün az oynadım, yemek yaparken biraz sinirli konuştum diye kendimi üzerken, dünyada milyonlarca çocuğun ne talihsiz şartlarda büyüdüğünü tekrar hatırlamış oldum.

Hayatta hiç bir şey için geç değil. Benim hayat mottolarımdan biri de bu. Siz de öyle yapın. Ertelemeyin, geç kaldım diye de üzülmeyin. Düşünmeye başladıysanız harekete geçmek için tam zamanı şimdi!

0

Sevdim Mi?

IMG_1538Bu kitabı da tavsiye üzerine aldım. Sevdim mi? Yani…Çok bildik bir öykü, çok bildik bir kurgu diye düşünüyorum. Ama yazarın çok bilinen Çizgili Pijamalı Çocuk kitabını da merak etmiyor değilim. Belki de ben bu tarz çok kitap okuduğum için doyma noktasını aştım. Ya da okuduğum siyasi kitapların bakış açımı ve düşünce dünyamı yeni boyutlara taşıması bu kitaptaki notumu etkiledi. Bende ki durum bu…

Okuyup beğenen varsa yorumlarınızı merak ediyorum, paylaşır mısınız?

Not: Tabi ki kitabı kimin tavsiye ettiğini paylaşmayacağım. Zira olumsuzlukları paylaşmamak ya da eleştiride direk hedef belirtmemek konusunda dersimi çok iyi aldım;)

0

Mutluluk Kürleri

IMG_1423Bu kitabı geçen yazın son demlerinde çıktığım tatilde okumuştum. Tam tatil kitabı. Okuması kolay ve söyledikleri insanın içini açıyor. Son iki yıldır siyaset ve beslenme kitapları en sevdiklerim arasında. Evet alakasız biliyorum ama durum bu:)

Yüzyıllar önce yediğin ilacın olsun demiş Hipokrat. Bunun ne kadar doğru, mutlu beyin mutlu bağırsak ilişkisinin ne kadar geçerli ve değişmez bir gerçek olduğunu bu aralar daha sık hatırlıyorum.

Defne doğduktan sonra bedenimde yaşadığım değişiklikler beni beslenme konusunda daha çok araştırmaya ve okumaya sevk etti. Yemek yerken keyif almak benim için çok önemli. Bir kahveyi bile asla öylesine içmem, içemem. Yanına tatlı yiyeceksem bunu öyle ayaküstü yapmam, geçiştirmem. O kaloriyi boşa almam yani, hakkını veririm. Durup tadını çıkaramayacaksam hiç yemem.

Kitap bölümlere ayrılmış. Her bir bölüm farklı  bir konuyu ele alıp hayatınıza nasıl adapte edeceğinizi anlatıyor. Sizi sıkmadan, tıp dünyasının ağır terminolojisinde boğmadan sade bir dille olayı anlatıveriyor.

Kitabın bana en önemli katkısı evde turşu kurmaya başlamam oldu. Yine geçen sonbahar ilk kez kendi tarhanamı yaptım. Prebiyotiklerin dünyasına hızlı ve derin bir dalış yapmış oldum. Üzerinden yaklaşık sekiz ay geçti ama etkileri artarak devam ediyor. Sağlıklı beslenme ve yeme içme konularına ilgiliyseniz ve nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız bu kitap ilk adım olabilir bence;)

Not 1: Turşu konusunda acayip hırs yaptım. Benim annem turşu yapamazdı. İnşallah cici annem yapar bende ondan öğrenirim dedim. Dualarım kısmen kabul oldu:) Şöyle ki cici annem harika turşular yapıyor ama hep göz kararı! Benim gibi he şeyi gramla ölçen tartan biri için çok riskli… Sonbaharda bu konu ile ilgili çılgın planlarım var, takipte kalın;)

Not 2: Şu fotoğraftaki kirpilerimin sevimliliğine ne demeli?

0

Güneş…

IMG_1234Tam dört yıl oldu üç saat kesintisiz uyuduğum günler sayılı. Hatta üç saat kesintisiz uyuyup gece ikide uyanınca kalkıp ütü mü yapsam dediğim çoktur:) Delik deşik uykularım, evdeki işlerin telaşı, işin koşturmacası derken bütün kış yataktan zıplayarak çıktım desem yalan olur. Ama şimdi, güneş saat altı gibi göz kırpmaya başlıyor ya sanki bana enerji enjekte ediyor:) İnanılmaz bir mutluluk ve keyifle yataktan fırlayıp güne başlıyorum. Çok sıcak seven bir insan değilim. Ben bahar kızıyım, her ne kadar Aralık ayında doğsam da…

Güne çocukların kahvaltılarını hazırlamakla başlıyorum. O arada kendi kahvaltımı da hazırlıyorum ama yapamadan kuşlar uyandığı için önce onları giydiriyorum sonra kendim giyiniyorum. En son vakit kalırsa bir yumurtayı ayakta yiyip servise koşuyorum. Her sabah böyle başlıyor hafta içi. Hafta sonları da aynı saatte uyanıyorum ama sadece servise koşmuyorum:)

Her neyse sözün özü güneşli günler beni çok mutlu ediyor. Ben gün ışığı ile yaşayanlardanım. Norveç’dekileri o kadar iyi anlıyorum ki!

Not 1: Şu begonvil nasıl yaz kokan bir bitki…Onu her gördüğümde aklıma deniz, güneş ve avare akşamlar geliyor. Sadece bana mı böyle oluyor?

Not 2:Ve zeytin ağacı, ölmez ağaç her hali ayrı güzel değil mi?