0

Şifre Meselesi

davCanan Karatay’a hep mesafeli durdum. Ama son dönem okuduğum kitaplar beni hep ona yönlendirdi. Ve anladım ki o bir duayen! Neden mi?

Bir kere çok iddialı ve ezber bozan laflar ediyor. Bu da insanı sarsıyor. Çünkü yıllardır bize doğru diye yutturulanların aslında tamamen küresel bir pazar dayatması olduğunu okudukça, araştırdıkça anlayabiliyorsunuz. Birilerinin sizin sağlığınızla bu kadar korkmadan oynayabilmesine hayret ediyorsunuz. Herkes yanlış bu kadın mı doğru diye sorgulamaya başlıyorsunuz… Ve evet bu kadın doğru. Acı ama gerçek. Acı olan milyonların kitleler halinde böyle kandırılması.

Sağlık konusunda artık her daim elimin altında bir kitap var. Sürekli yeni bilgilerle kendimi ve beslenmemi şekillendirmeye çalışıyorum. Canan Karatay’ ın bu kitabı bir başlangıç olamaz. Ben okumadım ama önceki kitapları kesinlikle listeye alınmalı. Hep yazıyorum ne yediğimiz çok önemli ve ben her geçen gün bu konuya daha çok özen gösterip dün az bildiğim şeylere hayıflanıyorum.

Kitabın yazım dili çok basit. Arada tıbbi terimler var ama sizi yormuyor. Ve gerçekten en temel şeyleri hayatınıza nasıl adapte edersiniz onu anlatıyor. Bu konularla ilgilenip bir ucundan başlamak isterseniz mutlaka okuyun.

Not: Canan Karatay’ ı bir kere bile tam olarak dinlemişliğim yok. Ama onunla ilgili yapılan her haberi başlık olarak okudum. Gebelikte şeker testi konusunda da kendisinin gereksiz açıklama yaptığını düşünüyordum. Ta ki kitapta ne demek istediğini tam olarak anlayana kadar. Şimdi olsa iki hamileliğimde de şeker yüklemesi yaptırmazdım. Kimseye tavsiye/telkin veremem. Siz de hocanın dediklerini okuyun, kararı kendiniz verin.

Reklamlar
0

Zennup 1844

davGöreve İstanbul’ da başladığım ilk yaz 2009. Hava çok sıcak, kurum binası çok eski, klima bile yok. Belki de ondandır anılar hala sımsıcak:)

Tijen İnaltong’ u keşfetmem o günlere rastlıyor. Öğlen arasında mutfaktazen adlı blogunu hatim ediyorum:) Bir haftada bitiyor ama beni kesmediğinden hemen bütün kitaplarını sipariş ediyorum. Günde iki saat yolda, bir saat de evde -tabi çoluk çocuk yok, hayat avare akşamlar şahane- kitap okuyorum. Önüme yepyeni pencereler açılıyor. Nasıl keyif aldığımı anlatamam okurken. Mutfaktan Taşan Öyküleri seneler içinde kaç kere okudum bilmiyorum. Hele bazı bölümleri var durup durup hala okuyorum. Öncelikle benim gibi mutfak ve eski aşığı biriyseniz ve bu kitabı okumadıysanız  alın okuyun bu bir…

İkincisi yani Zennup 1844 ile alakası ne derseniz işte ben bu kitap sayesinde tanıdım. Ömür Akkor’ u. Bursa’da yaşadığını da öğrenince hep takip ettim kendisini. Yaptıkları, yazdığı kitaplar, arkeolojiye olan merakı… say say bitmeyecek kadar çok yönlü oluşu onu bir aşçıdan çok ötelere taşıyor bence.

İmza günü olduğunda koşa koşa gidip imzalattım, iki laf için nerelere gittim bir bilseniz:) Tavsiye ettiği her yerden de çok memnun ayrıldım.  Açtığı restoranı deneyimlemek için de ilk ayların geçmesini bekledim. Çünkü sosyal medya ile inanılmaz bir misafir potansiyeli olduğunu biliyordum. Başka şehirlerde oturan arkadaşlar “ya biz tatile giderken sırf onun için rezervasyon yaptırıp uğradık, sen hala gitmedin mi?” kabilinden sitemler etti… O derece bir durum!

Bende eşimin doğum günü vasıtası ile bir cuma akşamı için rezervasyon yaptırıp gittim. Şık şıkıdık hazırlandım. Emre’ yi babaanneye Defneyi teyzeye bıraktım. Başbaşa, sakin bir yemek, hayattan çalınmış iki saat hayali ile yüzümde gülücükler:) Mekanın yerini biliyordum. İkinci kat olması şaşırttı, ama dert mi? Tabi ki hayır. Mekan dekorasyonu çok güzel. İnanılmaz özenli. Yemekleri söylemeye bile gerek yok. Olması gerektiği gibi yani Ömür Akkor’ a yakışır şekilde iyi, çok iyi. Ama, ama, ama…

Masalar neredeyse birbirine bitişik. Yan masadaki beyefendi ile mecburen tanışıp sohbet ettik. Cuma olması nedeni ile çok yoğun. Eleman sayısı çok fakat yine de servise yetişmekte zorlanıyorlar. Bir de üstüne insanlar yemekler hakkında bir iki soru sorup garsonu tuttu mu…İster istemez aksaklıklar oluyor. Bunlar hiç dert değil de masaların bu kadar yakın olması bence kabul edilemez. Bunu  hangi saikle yaptıkları beni ilgilendirmez. Herkes fiyatların pahalı olmasından dem vuruyor. Memlekette genel bir pahalılık var hatta dünyada bile böyle. Kaldı ki sıradan bir yere gitmiyorsun. Bunun bilinci ile şehrin en “trendy” mekanındasın. Zaten “pahalı” söylemi gitmek isteyip gidemeyenlerin uydurması. Çünkü iğne atsan yere düşmez bir kalabalık vardı akşam servisinde. Benim gittiğim akşama “denk geldiğini” de düşünmüyorum. Giden herkes aynı şeyi söylüyor. Yanımdaki masa boşalınca anında başkası gelip oturdu falan filan…

Sözün özü başbaşa bir yemek için hiç uygun değil. Akşam yemeği için hele bir daha hiç gitmem. Çünkü bu kadar para veriyorsam sakin ve tadını çıkararak keyifle yemeğimi bitirmek isterim. Tabi bu tekrar gitmeyeceğim anlamına da gelmez. Mesela bir öğleden sonra ya da haftaiçi bir kahvaltı için fırsat kolluyorum:)

Not 1: Bursa küçük şehir. Bir kaç kez Ömür Akkor’ la karşılaşmıştım. Sıcak, mütevazı bir insan. Keşke en son karşılaşmamız bu ziyaretimden sonra olsaydı da bunları ona söyleyebilseydim. Zira ikinci dükkan için ağzından bir iki laf almayı başarmıştım. Çok iyi adam konuştururum, meslek hastalığı:)

Not 2: Tijen İnaltong’ un bloguna yazmıyor oluşu çok üzücü. Neyse ki instagramı aktif olarak kullanıyor:)

 

0

Umut

20160306_142043Her gün güzel şeyler olmuyor tabi. Memlekette de, işte de, özel hayatımda da. Ama her gün eve gittiğimde, Emre’ ye Defne’ ye sarıldığımda “oh” diyorum! Çok şükür umudum var. Bu illa çocuk sahibi olmak da değil.  Ne olursa olsun insan bir şeye -o şey artık her neyse- gönülden bağlanıp ona emek verdi mi, onun için hayaller kurup mutlu oluyor. Yarına gülümseyebiliyor.

Not 1: Emre ile okuduğumuz bu kitap Tübitak Yayınlarından. Üzerine konuştuğumuz ve sonunda ikimizin de mutlu bitirdiği bir kitap. Tavsiye ederim…

Not 2: Fotoğraf kötü kabul ediyorum. İdare edin:)

0

Memleketi Ben Kurtaracağım!

20160220_152625.jpgÜniversite son sınıftayım. Praktiker’ de çalışıyorum. Okula ara sıra uğruyorum çünkü tam zamanlı Praktiker elemanıyım. Hayat beni çok yoruyor. İş, okul… Kendime hiç zaman ayıramıyorum ama en büyük keyfim Çarşamba günleri saat sekizde başlayan Avrupa Yakasını izlemek. İzlerkende ton balıklı makarnayı ve elma suyu soda ile hüpletmek. Evet hayatımdaki tek keyif bu. Ama bu yazıyı yazarken bile üstünden o kadar zaman geçmesine rağmen dizinin gününü bile çok net hatırlıyorum. O günlerde beni o kadar eğlendiren başka bir aktivite yok:)

Bu kitabı okuyalı çok oldu ama burada paylaşmamışım. Giriş kısımında Gülse Birsel Gazanfer Özcan’ ın hayatındaki yerini anlatıyor. Benim içinde Gülse Birsel’ in yeri çok ayrı, çok özel.

Gazete yazılarını fırsat buldukça çok keyif alarak okuyorum. Son dizisini izleme fırsatım olmadı. Yalan Dünya’ yı da çok sevmiştim. Ama Avrupa Yakası bence Türk dizi tarihinin kilometre taşlarından biri. Benim için Bizimkiler, Babaevi neyse Avrupa Yakası’ da o. Bu kadar da büyük konuşuyorum:)

Kitap elbette çok keyifli okuyun içiniz açılsın, kafanız dağılsın…Artık nasıl olacaksa!

0

Rüzgara Karşı

IMG_1416Sene 2009, yer İstanbul. Sıcak Ağustos günleri uzun. Öğlen yemek yiyip hemen bilgisayarın başında hafta sonu planları yapmaya başlıyorum. O zamanlar keşfettim Türkiye’ nin ilk bloggerlarından Devletşah Özcan‘ ı. Yıllar içinde o kadar çok şey öğrendim ki ondan. Bugün dört yaşını geçmiş olan ekşi mayamın hayatını ona borçluyum. Valla bak, abartmıyorum. Yani sanal alem yalan alem değil her zaman. Kimlerle, hangi konularda ne paylaştığın çok önemli.

Bu kitabı da onda gördüm, hemen sipariş listeme ekledim. Ve o kadar sevdim ki, hiç bitmesin istedim. İnsan azminin nelere kadir olduğunu bir kez daha altını çize çize anladım. Çocuklarımın psikolojisi de psikolojisi diye kendimi yırtarken, dün az oynadım, yemek yaparken biraz sinirli konuştum diye kendimi üzerken, dünyada milyonlarca çocuğun ne talihsiz şartlarda büyüdüğünü tekrar hatırlamış oldum.

Hayatta hiç bir şey için geç değil. Benim hayat mottolarımdan biri de bu. Siz de öyle yapın. Ertelemeyin, geç kaldım diye de üzülmeyin. Düşünmeye başladıysanız harekete geçmek için tam zamanı şimdi!

0

Sevdim Mi?

IMG_1538Bu kitabı da tavsiye üzerine aldım. Sevdim mi? Yani…Çok bildik bir öykü, çok bildik bir kurgu diye düşünüyorum. Ama yazarın çok bilinen Çizgili Pijamalı Çocuk kitabını da merak etmiyor değilim. Belki de ben bu tarz çok kitap okuduğum için doyma noktasını aştım. Ya da okuduğum siyasi kitapların bakış açımı ve düşünce dünyamı yeni boyutlara taşıması bu kitaptaki notumu etkiledi. Bende ki durum bu…

Okuyup beğenen varsa yorumlarınızı merak ediyorum, paylaşır mısınız?

Not: Tabi ki kitabı kimin tavsiye ettiğini paylaşmayacağım. Zira olumsuzlukları paylaşmamak ya da eleştiride direk hedef belirtmemek konusunda dersimi çok iyi aldım;)

0

Mutluluk Kürleri

IMG_1423Bu kitabı geçen yazın son demlerinde çıktığım tatilde okumuştum. Tam tatil kitabı. Okuması kolay ve söyledikleri insanın içini açıyor. Son iki yıldır siyaset ve beslenme kitapları en sevdiklerim arasında. Evet alakasız biliyorum ama durum bu:)

Yüzyıllar önce yediğin ilacın olsun demiş Hipokrat. Bunun ne kadar doğru, mutlu beyin mutlu bağırsak ilişkisinin ne kadar geçerli ve değişmez bir gerçek olduğunu bu aralar daha sık hatırlıyorum.

Defne doğduktan sonra bedenimde yaşadığım değişiklikler beni beslenme konusunda daha çok araştırmaya ve okumaya sevk etti. Yemek yerken keyif almak benim için çok önemli. Bir kahveyi bile asla öylesine içmem, içemem. Yanına tatlı yiyeceksem bunu öyle ayaküstü yapmam, geçiştirmem. O kaloriyi boşa almam yani, hakkını veririm. Durup tadını çıkaramayacaksam hiç yemem.

Kitap bölümlere ayrılmış. Her bir bölüm farklı  bir konuyu ele alıp hayatınıza nasıl adapte edeceğinizi anlatıyor. Sizi sıkmadan, tıp dünyasının ağır terminolojisinde boğmadan sade bir dille olayı anlatıveriyor.

Kitabın bana en önemli katkısı evde turşu kurmaya başlamam oldu. Yine geçen sonbahar ilk kez kendi tarhanamı yaptım. Prebiyotiklerin dünyasına hızlı ve derin bir dalış yapmış oldum. Üzerinden yaklaşık sekiz ay geçti ama etkileri artarak devam ediyor. Sağlıklı beslenme ve yeme içme konularına ilgiliyseniz ve nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız bu kitap ilk adım olabilir bence;)

Not 1: Turşu konusunda acayip hırs yaptım. Benim annem turşu yapamazdı. İnşallah cici annem yapar bende ondan öğrenirim dedim. Dualarım kısmen kabul oldu:) Şöyle ki cici annem harika turşular yapıyor ama hep göz kararı! Benim gibi he şeyi gramla ölçen tartan biri için çok riskli… Sonbaharda bu konu ile ilgili çılgın planlarım var, takipte kalın;)

Not 2: Şu fotoğraftaki kirpilerimin sevimliliğine ne demeli?