0

Makarna Lütfen!

20160101_145833

Yine bir makarnalutfen etkinliği ve ben karşınızdayım! Emre dört aydır yemek konusunda beni inanılmaz zorluyor. Ne versem yemezdi ama bir çok şeyi yerdi. Yemek saatleri hasta falan değilse tabağını bitirir, yoğurtsuz kalkmazdı. Ama dört aydır o çocuk gitti. Artık tek gıda ile beslenen, dönem dönem o gıdayı da reddedip acaba bu sefer ne yer diye beni kara kara düşündürten Emre geldi. Son zamanlarda şehriye çorbasına sarmıştı. Yatıyoruz şehriye, kalkıyoruz şehriye. İçine en ufak bir katkıyı dahi hemen fark edip, reddedince çeşit çeşit makarnalutfen şehriyesini tavuk-et suyu dönüşümü ile pişirmeye,her seferinde belki bu sefer yer diye kendi yediklerimizden de tattırmaya devam ediyorum. Neyse iki hafta kadar önce şehriye aşkı da sona erince beni bir telaş aldı. Baktım makarna da karar kıldı, bastım siparişi ne kadar makarna çeşidi varsa aldım. Yiyecekse bari iyi bir şey yesin,napiim:)

Tabi doğal olarak her çeşidini iştahla yemedi. Buna kesin bayılır dediklerimden bir lokma alıp bırakırken, hangi akla hizmet bundan iki paket aldım, napalım biz yeriz dediklerimi hüpletti ki aman Allah! Şimdi size rehber olur mu bilmem, neticede her çocuk farklı ama bence her çeşidini denemekte fayda var. Bakın bizim enteresan “like” tablomuza, anlayın ne demek istiyorum:)

Pancarlı Makarna: Başta yedi ama performansı düşük olunca geçer not alamadı.

Kerevizli Tam Buğday: Beni en çok bu makarna ters köşe yaptı, babası da oğlu da bayıla bayıla yedi. Ben sevmedim valla ne yalan söyleyeyim!

Fesleğenli: Sevdi,yedi,istedi. Çok acıkmıştı ondan dedim ama değil ikincide de yedi.

Biberli Domatesli: En çok yanıldığım ikinci makarna diyebilirim. Sipariş ederken elim beşe gitti ama ayrımcılık yapmamak adına diğer tüm makarnalar gibi iki pakette sınırladım kendimi. İyi ki de öyle yapmışım yemedi. Aslında kırmızı olan her şeyi bayıla bayıla yiyip içiyor ama bunu sevmedi.

Ispanaklı Tam: Ispanağı geçen yıl çok seviyordu bu sene daha yeni araları düzeldi. Yine de hala bir mesafe var ve bu makarna için de geçerli sanırım.

Karışık Otlu: Henüz denemedim ama sever diye düşünüyorum.

Kestane Kabaklı: Yine bayılarak yediği bir çeşit oldu.

Not 1: Çocuğa sabah akşam makarna vermiyorum tabi. Özellikle dışarı çakacağım zamanlarda, haftasonunda yediriyorum ki bu da bir haftada ortalama üçe tekabül ediyor.

Not 2: Yemekleri çok seçtiği için ona hissettirmeden ne katarsam kardır dediğimden vakit varsa makarnayı tavuk ya da et suyu ile pişiriyorum. Ne kadar faydalı bilmiyorum ama bana kendimi iyi hissettiriyor:) Buzlukta tavuk suyu yoksa meyaneru markasının tavuk suyunu kullanıyorum.

Not 3: Denemediğim başka paketlerde var ama bence bu çocuk milleti her gün yeni bir insan olarak uyanıyor. Yani yarın ne olacağını kimse bilemez,denemeye devam:)

Not 4: Makarnalutfen makarna çeşitleri için şuraya tık tık!

Not 5: Valla son not:) Hem makarnalutfen hem de meyaneru markasının girişimcilerinin kadın ve anne olması benim için ayrıca alışveriş nedeni:)

Reklamlar
0

Yalvaç Abi Kitabevi&Yapı Kredi Yayınları

 

DSC_1762

Bir öğleden sonrayı Nişantaşı sokaklarında geçirip Şakayık sokaktan kalkan son dolmuşa yetişmek gibi dertlerim vardı bir zamanlar…Dolmuşun kalktığı yerin iki adım ötesinde Yalvaç Abi Kitabevi vardı, hala da var. Ama o zamanlar çocuk kitabevleri ilgi alanımda değil. Yalvaç Ural’ı biliyorum ama ilgilenmiyorum. Emre ile hayatıma çocuk kitapları girince burnumda tüter oldu o bakmadan geçiverdiğim Yalvaç Abi Kitabevi. Ekim ayında İstanbul’a  gidince yolumu düşürüp uğradım. Aman Allahım tam bir hayal kırıklığı. Türkiye’nin ilk çocuk kitabevi ama bu kadar mı ruhsuz olur. Nişantaşı’nın o cıvıltılı havası kapının dışında kalıyor. Tıpkı kışın sıcacık,mis kokuların yayıldığı mutfakta derin dondurucunun kapağını açmak gibi kitabevinin kapısını açmak! İçerisi buz gibi. Çıt yok. Bir kitaba elimi atıyorum, kitap kayıp düşünce müthiş bir gürültü. Kasadaki kız hasta, sürekli burnunu siliyor. Aramızda sinir bozucu bir atmosfer var, neden bilmiyorum. Onun beni umursadığından değil ama bu sessizlik kelimenin tam anlamıyla yıkıcı!

Elime üzerinde resimler olan bir karton alıyorum. Ne olduğunu çözemeyip soruyorum ama kız da evirip çeviriyor bir anlam veremiyor. En kötüsü ağzında geveleyip bırakıyor…Tam bir hayal kırıklığı… İçeride cıvıltılı bir müzik olsun,görevli kitaplar hakkında bilgili olsun, çocuğunuz kaç yaşında, şu tam size göre, şunlar yeni geldi desin isterdim. Yani biz ilkiz demek, başarılı bir yazarın gölgesine sığınmak, onu bir adım öteye taşımamak, zaten satıyor Allah bin bereket versin mantığıyla iş yapmak çok acı. Yalvaç Ural’ın “Korkuluğun Kalbi” kitabı ilk olarak Avusturya’da yayımlandı. Ne kadar üzücü. Zaten okumayan bir milletiz. Çocuklarımızı da öyle yetiştiriyoruz. Bunun için sürekli yayınevlerinin kar oranlarından fedakarlık yapıp fiyatı düşürmeleri, fuarlara katılmaları ve çalışanlarını ilgili/bilgili kimselerden seçmeleri gerekir diye düşünüyorum. Haksız mıyım?

DSC_1813

En son İstanbul gezimde de İstiklal caddesi üzerindeki Yapı kredi Yayınlarına uğruyorum. Güneş camlarda dans ediyor. Hava güzel, içerisi cıvıl cıvıl, hafif bir müzik var ki saatlerce kalabilirim, sırtımdaki çantanın ağırlığını düşünmeden. Arkadaşlarla çocuklara birer kitap almak için girip kendimizi zor frenleyerek üçer tane kitapda dur diyebiliyoruz. Kasaya gidiyoruz. Ruhsuz,memnuniyetsiz bir çalışan. Hoşgeldiniz diyor ama  alttan verdiği mesaj “ister gel ister git, çok da tın!” gibilerden! “Yüzde yirmi indirim var” diyor, “bugün yemekte tarhana çorbası var ya da karşı dükkan kiralıkmış” der gibi, öylesine söylüyor. Bunu duyunca hemen fırlayıp birer kitap daha alıyoruz. Bizim coşkumuzla, yaptığımız esprilerle hiiiiç ilgilenmiyor. Neşemize engel mi? Elbette değil. Ama isterdim ki keyfimize ortak olsun, zaten okumayan ülkemde bu kadar kitapsever, çocuğuna kitap alma heveslisi üç kadınla iki laf etsin.  I-ıh. Bu kadar güzel bir kitabevinde, dünyanın en ünlü, en güzel caddelerinden birinde çalışıyor olmanın keyfini bize hissettirsin. “Bakın şu da yeni çıktı eminim sizinkiler bayılır desin” ama maalesef. Herkesin bin bir türlü derdi var, o da insan elbette biliyorum. Ama insanların yaptıkları işte mutsuz olmaları,mecburen yapmaları beni çok üzüyor. Satın alınan hizmetin kalitesine yansıyor. Son yıllarda kitapları hep internetten sipariş ediyorum. Doğru yolda olduğumu bir kez daha anladım:)

Not 1 : Anlattığım her iki olay da o güne has olabilir, bana denk gelmiş olabilir, genelleme yapamam. Fakat mutsuz çalışanlar benim işimde en sık karşılaştığım insan profili. Kitabevi, oyuncak mağazası, çeyizci gibi yerlerde mutsuz insan görmek benim satın alma güdümü olumsuz etkiliyor.

Not 2: Bu yazının haberini instagram hesabımdan duyururken kitabevinin editörü Burcu Ural Kopan’ı da etiketledim. Hemen geri dönüş yapıp yazımı okduğunu, kitabevinin adını yanlış yazdığımı ve eleştirimi dikkate aldığını belirten bir yazı yazdı. Ne kadar mutlu oldum anlatamam. Eleştiriye tahammülün kalmadığı ülkemizde böyle geri dönüşler. “sen de kimsin ya” yapmadan söyleneni dikkate almalar beni ziyadesiyle mutlu ediyor. Kendilerine teşekkürü borç bilirim:)

5

Hello Kindyroo

IMG-20151111-WA0029

Çoook uzun bir zamandır size Kindyroo’dan bahsetmek istiyordum ama bu ara ısrarla ve büyük bir şevkle bahsetmek istiyorum. Neden mi? Yok öyle bedavacılık öncesini okuyun sonra nedenini anlarsınız:)

Emre yedi sekiz aylıktı. Bir türlü emeklemiyor,her yere kucağımda gidiyor,bir yerde uzun süre durunca sıkılıyor,yere koyunca bensiz bir dakika durmuyordu. Tam bu sırada instagramda -evet yine instagram:)- kindyroo’yu görüp araştırıyorum ve bingo! Evimin çok yakınında Kindyroo olduğunu öğrenip hemen arayıp ve deneme dersi için randevu alıyorum. Şuna tavsiye,buna tavsiye derken ben dört ya da beş kez, daha kayıt yaptırmadan Emre ile görüşmeye gidiyorum. Bu tip yerlerde bilirsiniz ilkinde çok sıcak ilgili bir karşılama,her soruya gülümseyerek verilen yanıtlar olur. Ama sorular ikinci kez sorulduğunda,kayıt yaptırmadan bir kez daha geleyim dediğinizde bir ilgi azalması,bir göz devirmesi,o gün doluyuz sonra gelin sallaması vs. olmaya başlar. Bunu hepimiz bir çok yerde yaşamışızdır. Ama Kindyroo’da tam tersi,sanki tek müşteri benmişim,en güzel bebek Emre’ymiş gibi bir ilgi bir alaka! Sonra noluyor ben hemen kayıt mı yaptırıyorum,hayır. Arabam bozulup uzuuun süre de bozuk kalınca biz ortada kalıp,Ahmet Bey’e -Kindyroo’nun babası:)- “kusura bakmayın” diye telefon edip eve geri çekiliyoruz. Ahmet Bey nasıl nazik,nasıl anlayışlı “olur,ileride görüşürüz inşallah” diyip beni yerin dibine geçiriyor anlatamam. Yani şuraya kadar olanlar benim otuz iki yıllık hayatımda hizmet satın aldığım hiç bir yerde olmuş işler değil,inanın abartmıyorum. Ticaret yapan herkes birincide kibar, ikincide kibar, sonra “Turkish style” bu memlekette. Neyse yine konu nerelere geldi ben Kindyroo’yu anlatacaktım size.

Arabam tamir olunca ben koşa koşa yine Kindyroo’nun kapısını çaldım. Çünkü mevsim kış,çünkü Emre yaşını geçmesine rağmen hiç bir emekleme/yürüme emaresi göstermeyip sürekli aktivite ister halde. Çünkü çocuğuna yalnız bakan her anne gibi ben sevgi patlamaları yaşar vaziyette:)

Ahmet Bey yine inanılmaz kibar bizi karşıladı. Sanki o kadar görüşmeden sonra kayıt yaptırmayan ben değilmişim gibi “yine deneme dersi yapalım isterseniz” dedi. Yok dedim,bu adam Türk olamaz ya da akşam ev diye İsveç’e uçuyorlar herhalde. Ya buna şaşırmam normal bence,tuhaf olan onlar:)

Neyse burayı aşıp artık Kindyroo içeriğinden bahsedeyim. Kindyroo’da dersler yaklaşık bir saat sürüyor. Önce her hafta değişen bir aktivite parkurumuz var. Bu parkur sadece çocukların hoplayıp zıplamaları için değil aynı zamanda ileriye dönük amaçlı,belli kas gruplarının çalışması için de düzenleniyor. Erken çocukluk döneminde doğru geliştirilen el kasları ile ileride kalem tutarken zorlanmamalarından tutun da vestibular sistemi uyararak denge sağlamaya,her yerde -seyahat esnasında- okuyup yazabilmeye kadar uzun yılları kapsayabilen planlamalardan oluşuyor. Bu sadece aktivite parkurumuz için. Sonrasında geçtiğimiz odada ince motor becerilerini geliştirme,renkleri tanıma,sırasını bekleme,paylaşma,kendine ait olana sahip çıkma gibi bir çok şeyi oyunla öğreniyoruz. Peki çocukların derse katılımı nasıl oluyor,biz de gittik ama benim çocuğum hiç ilgilenmedi derseniz işte bizim yaşadıklarımız.

IMG-20150518-WA0006

Kayıt yaptırıp haftada iki gün derslere başladık. Kayıtları aylık değil üç aylık yapılıyor. İlk bir ay Emre’nin uyumlanması epey zor oldu. Kucağımdan inmedi,dersin ortasında meme diye tutturdu,uyuma emareleri gösterdi ki uyku saatine göre ders saati ayarlanmıştı falan falan. Ama bir ayın sonunda derse katılımı arttı. Gruptaki diğer arkadaşları ile ilişkisi şekillenip onları tanımaya başladı. Ve başladıktan bir ay sonra ilk adımlarını Kindyroo’da atarak beni sonsuz mutlu etti. İlk arkadaşlarını Kindyroo’da hayatımıza dahil etti ki Emre’nin arkadaşlarının annesi benim de en kıymetlilerim oldu. Zaten Kindyroo’nun bize kattığı -yani sadece çocuğa değil anneye de çok şey veriyor- en değerli şey kurulan güzel dostluklar oldu. Emre’nin gelişiminde yaşadığım sıkıntıları benimle benzer şeyleri yaşayan annelerle konuşup rahatladım,çözüm buldum. Ders öncesi ders sonrası birlikte vakit geçirip,dertleştik. Kindyroo’nun salonu evimizin salonu gibi oldu. İstediklerimizi Ahmet Bey’e söylediğimizde birlikte istişare ederek çocuklarımız için en iyisine birlikte karar verdik,vermeye de devam ediyoruz.

Ve ta ta taaaam:Bu sene olağan ders akışımıza bir de bilgilendirme seminerleri,anne buluşmaları koyalım dedik. Ahmet Bey yine “olur” dedi. 22.11.2015 tarihinde Bursa Crown Plaza’da İlk 1000 Gün Bebek Beslenmesi toplantısı yapılacak. Duyduğumda nasıl mutlu oldum anlatamam. Çünkü bu toplantıların şehrimizde olması,daha çok anneyi buluşturması çok ama çok kıymetli. Hatırlarsanız hassas anne buluşmasında ben bu buluşmaları daha çok istiyorum demiştim. İşiniz yoksa mutlaka gelin.İşiniz varsa da erteleyin yine gelin:) Ama Kindyroo’yu arayıp kayıt yaptırmayı unutmayın!

Not:Ahmet Bey’in iletişim numarası 0533 269 95 57,bu haftasonu yapılacak toplantıya katılmak için mutlaka kayıt yaptırmanız gerekiyor. Erken davranın yer çok sınırlı zira halihazırdaki Kindyroo annelerinin sayısı epey fazla:)

Not 2: Kindyroo’da sürekli danışmanlık alabileceğiniz pir psikolag da var. Yani bebeğiniz/çocuğunuzla ilgili yaşadığınız sıkıntılarda,aklınıza takılanlarda yardım alabiliyorsunuz. Ve Ahmet Bey’in bu konuyu da bir adım yukarıya taşımak gibi çılgın projeleri var. Hayata geçer geçmez ondan da bahsedeceğim.

0

Yine Yollar

DSC_1737Koca adam seyahat sevmese de ben yolda olma halini seviyorum. Yeni yerler görme fikri,plan yapmak beni heyecanlandırıyor. Bavul hazırlamak,listeler çıkarmak,gideceğimiz yer için tavsiyeler almayı seviyorum. Özge Lokmanhekim’in de sıkı takıpçisiyim:)

İşte yine bir yolculuk öncesi Emre için bavula ilk koyduklarım. Beslenme çantası,buz kasetleri,mustela temizleme suyu ve nemlendiricisi,güneşi çok olmasa da yüksek rakım nedeniyle yakıcı rüzgarı için bioderma ve coppertone güneş kremi ve her ihtimale karşı her derde devam bepanthol kremimiz Emre’nin bavulunun demirbaşları.

Şimdi havanın güzel olmasını umarak Erzurum için gidilecek yerlerin listesi yapmaya başlayabilirim:) Sizin planlarınızda ne var?

0

Banyo Küveti

DSC_1717Bebek bekleyen her anne alışveriş listesi hazırlarken çok karasız kalıyor. Her kafadan bir ses,herkesten bir tavsiye derken bebeği için en iyisini en güzelini arayan annenin listesi uzuyor da uzuyor. Biraz fikir olması için banyo malzemeleri konusunda aldıklarımı sizinle paylaşmak istedim.

Banyo küveti en gerekli olan şeylerden biri bebek ihtiyaç listesinde. Ama o kadar çok seçenek var ki,ayaklısından,kaydırmazına,beş yaşına kadar kullanılanına kadar. Ben ne yaptım “less is more” dedim,gittim ikea’dan on beş yirmi liraya fotoğraftaki küveti aldım. Çok da memnun kaldım. Emre aykta durmaya başlayınca küvete bırakın yatmayı oturmak dahi istemedi. Hal böyle olunca banyonun küvetine geçtik. Yani öyle ayaklısı bilmem nesi yalan. Boş yere para vermeyin zaten dar olan evlerinizi daraltmayın:)

Bebeğinizi kurulamak için havlu aldınız ama o narin teni çok daha hassas bir şeyle kurulamanız lazım. Sene 2015 de olsa dünyanın her yerinde tülbent hala en çok kullanılan bebek malzemesi. Hem suyu çok iyi çekiyor hem de tenine çok güzel bir dokunuş sağlıyor. Kumaşçılarda metresi bir ya da iki lira. Beş metre kadar alın,istediğiniz boyda bir kaç tanesinin kenarlarını makinede çekin/çektirin. İşte en hassas havlunuz hazır!

Bebek şampuanları ve diğer detaylara ise şu yazımdan ulaşabilirsiniz,kolay gelsin!

0

Yol Hali

DSC_1730

Önceki yazımda bahsettiğim Bursa-Antalya yolculuğumuz her ne kadar Emre’nin uyku saatine denk getirsek de dört saatlik yol boyunca Emre uyumadı tabi. Emre’yi arabada koltuğunda otururken oyalamak için yanıma biraz oyuncak,daha önce görmediği bir kitap ve çıkartmalar aldım.

DSC_1731

Yalvaç Ural’ın Korkuluğun Kalbi adlı kitabını arkadaşım bize hediye etmişti. Kitabın kalın karton sayfalarınada hikayeye de bayıldık. Defalarca okuduk diyebilirim.

DSC_1761

Emre sayfalarını rahatlıkla çevirdiği,kucağında tutabilecek boyda olması,harika resimleri ile bu kitabı çok sevdi. Sizin de bildiğiniz bu tarz başka kitaplar varsa paylaşır mısınız?

0

Tatile Giderken

DSC_1815

Yine uzun bir ara ve geri dönüş:) Haftanın en güzel gününden herkese merhaba!

Hemen hızlı bir şekilde başlamak,hala tatile çıkmayanlar varsa onlara kendi yaşadıklarımı anlatıp fikir vermek istiyorum.Önce bayram sonrası çıktığımız Antalya tatilimizi anlatayım.Aylar öncesinden rezervasyon yaptırdığımız Nirvana Lagoon Villas Spa Hotel’e gitmek için öğlene doğru yola çıktık.Öğlene doğru çünkü Emre on iki bir arası uyuyor.Yolun bir kısmında uyuması bizim için çok önemli.Bursa-Antalya arası yaklaşık yedi saat olduğu,Emre ile bu kadar uzun yolu geçen yazdan beri denemediğimiz,otele yorgun girmek istemediğimiz -tabi o kadar para verince- gibi bir sürü neden birleşince gece mola verip sabah yola devam etmeyi planlamıştık. Yolumuz üzerinde olmasa da yolu çok uzatmadan Eğirdir-Isparta’da kalmaya karar verip yola çıktık. Neden Eğirdir derseniz göl olması turistik olabileceğini düşündürdü ama tam anlamıyla bir hayal kırıklığı!Tam bir çöplük,sefillik ve çocukla gidilmeyecek bir yer diye kara listeme girdi bile bir gece kalmakla!Sabah erkenden otel için tekrar yola koyuduk. Ve gece konaklamanın çok iyi fikir olduğuna emin olduk. Otelde kaldığımız dört gün boyunca;

*Bir buçuk yaş bebekle öyle çoook lüks otellerden çok şey bekememek lazım. Neticede o hala bebek. Yanımda götürdüğüm yoğurtlara bin kez şükrettim. Son gün otel görevlilerinden rica edip dondurmalarını istediğim buz kasetlerini soğutup bana verdikleri içinse hala kızgınım!

*Otelde çok görevli,çok havuz,çok yeşillik vardı.Emre ile koşturmak,kocaman bir havuzda üç kişi ve sürekli servise hazır bir görevli bulunması harikaydı,kendimizi özel hissettik. Otel zaten mevcut villalar ve VIP müşteri konseptiyle buna çok alışık.

*Yemekleri vasat,kırmızı et neredeyse yok,sulu yemekse hiç görmedim.Bu anlamda da çok zorlandım diyebilirim.Çocuk restoranı vardı ama ana restorana uzak ve yemek saatleri farklı olunca bir kez bile uğrayamadık.Biz bir aile olduğumuz için Emre de bizimle aynı anda yemek yiyor.Onu önce yedirsem ben yemek yerken o ne yapacak?Bu anlamda eksi puan aldılar.Ama ana restoranda mama sandalyeleri,tek kullanımlık önlük ve kaşıkları çok iyi düşünülmüştü bu da benim için artıydı:)

DSC_1809

Otelde personel çok ama motivasyonları azdı. Anlamsız bir ilgisizlik vardı diyebilirim. Ama pastane bölümünde ilgide,keklerde muhteşemdi.Hele mövenpick dondurmasını burada anlatmam yetmez.Günde üç kez üçer top yedim,pişman değilim.

Odaların büyüklüğü,farklı bir maksatla yapılmış olan cam duş duvarından banyodayken odada oynayan Emre’yi görebilmek,dolapların fonksiyonelliği de iyiydi.

DSC_1824

Plaj çok dar ve eğimli.İki yaş altı bebekle çok fazla vakit geçirmek pek mümkün olmadı.

Otele dair aldığım notlar bunlar.Bir daha gider miyim?Emre olmasaydı belki ama Emre ile tabi ki hayır.Ama şunu da akıldan çıkarmamalı iki yaş altı bebeğinizle bu tip yerlerde muhteşem tatil diye bir şey yok!Daha iyisi yazlıkta onu da anlatacağım,beklemede kalın:)

Not:Emre’nin mayosunu minineosden aldım.Çok kullanışlı,çok şık.Aynı zamanda alıştırma külodu,tavsiye ederim.İçi pamuklu olduğu için kuruması biraz zor ama Emre’nin kaka saati belli olduğu için gün içinde ayrıca bez bile kullanmadık diyebilirim.