0

Köprüden Önce

davİlk hamileliğimde yaklaşık on dört kilo aldım. Doğumdan kırk gün sonra iki ya da üç kilom kalmıştı. Özgüven tavan. Doğum sonrası kilo veremeyenlere acınası, küçümseyici bakışlar atmamak için kendimi zor tutuyordum. Yedikçe yiyordum tıpkı eski günlerdeki gibi. Emre bir buçuk yaşındayken üç beş ay mat pilates yaptım daha da fit olmalıydım:) Spor yapmayı zaten çok seviyorum ama dengeli, düzenli, temiz beslenme ile birlikte spor da hayatımın bir parçası olmalıydı. Fakat sürdüremedim. Zaman, para, ev değişikliği derken ikinci hamilelik ve alınan on beş kilo. Doğum sonrası bende kalan on kilo. Yedikçe yiyen ben. Piknik tüpü şeklindeki göbeğim akşam oldu mu yedi aylık hamileliğe dönüşüyordu. Hazırsanız başlıyorum:)

Defne doğduktan sonra Emre’ de ki gibi kilolar kolayca gider sandım ama öyle olmadı. Kilolar kaldığı gibi göbeğim rahmetli Neriman Köksal’ ın ki gibi bıngıl bıngıldı. En acısı da zaten boy olarak -ne kadar diye sormayın- minyon olan bana bir de koca göbek eklenmişti…Giydiğim hiç bir şey de olmuyordu…

Evde iki çocuk, alışma evresi zorlukları ve yalnız olmama bir de bedenimle yaşadığım savaş eklendi. Doğum izni bitip işe başlayacağım sabah ki o güne kadar totem yapıp hiç denemediğim takım elbiselerim arasında bana en bol olan pantolunu dolaptan çıkardım. O da ne? Düğme zor kapandı. Üzerimden dökülen pantolon tayt gipi popoma yapıştı. Yataktan gözünü zor açan eşim bile şimdi burada yazamayacağım muhteşem yorumunu yaptı!

İşte o an bu gidişe dur demem gerektiğini anladım:) Zaten epeydir anlamıştım da nereden başlayacağım, nasıl zaman bulacağım onu bilemiyordum. Emiziren annler bilir, çocuk emer sizin içiniz kıyılır. Bitince ne yiyeceğinizi düşünürsünüz:) Hayatımın hiç bir evresinde yememden kısmadığım için diyet de yapamam diye düşünürken yine tek çare spor dedim:)

Evime çok yakın açılan pilates stüdyosu ile gidip görüştüm. Yarım gün çalışma hakkımın bana verdiği avantajı kullanarak işten gelir gelmez eve uğramadan spora başladım. Başladığımda beş kilo fazlam vardı ama göbeğim beni çok zorluyordu. O nedenle spor hocamla özellikle bu konuda bir çalışma planı hazırladık. Ben haftada üç mü gelsem, ne zaman sonuç alırım, sırtım çok fena, belim tutmuyor diye panik halde dönerken bana sakin olmamı, haftada iki gelmemi ve yirmi saatin sonunda sonuca bakmamı söyledi. İnanmadım ama tamam dedim. Ne de olsa önümüz kış ve göbeği kapatacak kazaklar takım elbisenin içinde çok da sırıtmıyor dedim:)

Ve bingoooo:) Yirmi saat değil on saat sonunda olanlar inanılmazdı. Değişimi ders ders hissetmeye başladım. Görüntüm, o postür denen şey meğer ne kadar değişebiliyormuş!

Spor yapmak zaman ve para gerektiren bir aktivite. Ama her kadın bunu hak ediyor bence. Neden biliyor musunuz? Bir saat boyunca sadece spor yapıp kaslarınızı çalıştırmıyorsunuz. Bedeninize kulak verip, kendiniz için iyi bir şeyler yapmanın tadını çıkarıyorsunuz. Vucüdunuza yatırım yapıp sporun verdiği mutluluğu hücre bazlı hissediyorsunuz.

Beslenme konusunda kendimi sınırlamadım ama benim yıllardır süregelen beslenme alışkanlıklarım var. Mesela akşam yemeğinden sonra meyve, tatlı vs. yemem. Ekmeğimi evde kendim pişiriyorum. Ekşi mayalı ve tam buğday unlu. Et severim ama sebze olmazsa olmazımdır mutlaka yerim. Gün içinde porsiyon hesabı ile değil canımın istediği kadar meyve yerim. Ve hem işte hem evde çok hareketliyim beş dakika oturmam. Oturacak vakit bulsam hayrolsun der kendime iş icad ederim!

Hadi millet yaz daha yeni başlıyor bir kur yazılın spora bakın neler oluyor. Unutmayın hiç bir şey için geç değil!

Not 1: Ben pilatesi çok sevdiğim için reformer yapıyorum. Disiplin olarak da bana çok uygun ama size başka bir şey uygunsa onu yapın. Yeter ki hareket edin:)

Not 2: Evime çok yakın olduğu için ben Fi Pilates’ de Ferda Güzelkaş ile çalıştım. Spor disiplini, sürekli yeni hedefleri olması, pilatesi sadece “it-çek/al nefes-ver nefes” sananlara kendisi ile bir ders çalışmayı şiddetle tavsiye ederim:)

Reklamlar
0

Topitop

davŞu topitopların güzelliğine bakar mısınız? Bunları kızımın bir yaş gününde gelen misafirlere hediye olarak verdim. Durun durun her şeyi en baştan anlatmalıyım:)

Emre’ ye eşimin ailesinde ilk torun olması hasebiyle iki kez doğum günü yaptık. Hele ilk doğum günü öyle böyle değildi. Ben Emre’ ye ne yapıldıysa Defne’ ye de aynısını yapmaya özen gösteriyorum. Bu nedenle yıllar sonra fotoğraflara bakıp “vay ona böyle kutlama yaptınız, beni sallamışsınız” demesin diye yine böyle bir organizasyon için kolları sıvadım. Ama en baştan söyleyeyim Defne’ cik için böyle bir parti bir kez organize edeceğim. Nedeni bana kalsın:)

Ne diyordum, parti evet. İlk olarak mekan bulmam gerekiyordu ama ben çok aramadım. Evimin hemen yanındaki Dantel Parti Evi biçilmiş kaftan olarak hizmet veriyordu:) Altı ay önceden rezervasyon yaptırdım. Çünkü bahar dönemi haftasonları adeta pazarda ucuz tişört gibi kapış kapış! Parti organizasyonunda çok tecrübeli olan Dantel Parti Evi sahibesi Kübra Hanım bir ay kala beni düzenli olarak aradı, sıkıştırdı. Tüm detayları not aldı. Valla onun sayesinde bende koca bir yükü omuzumdan onun üzerine atmış oldum:)

Defne’ nin kıyafetini de onunla birlikte seçtik. Bursa’ da özel günlerde bebek/çocuk kıyafetleri tasarlayıp diken Mürdüm Kids’ e yönlendirdi. Ama hiç memnun kalmadım. Aslında artık buradan memnun kalmadığım yerleri yazmamaya karar vermiştim ama yine de bunu yazmam lazım. Yaklaşık üç hafta önce Defne’ yi götürüp ölçülerini aldırdım. Ayakkabısından saç tokasına kadar tüm detaylara karar verdik. Doğum gününden bir kaç gün önce teslim etmelerini, bir aksilik olursa düzeltmek için zamanımızın olmasını da özellikle rica ettim. Sipariş üzerine yapılan ayakkabı da elbise de cumartesi günü zar zor teslim edildi. Ayakkabı Defne’ nin ayağına iki numara büyük(!) geldi. Elbise bitmemişti, orada ayaküstü bitirmiş gibi yaptılar ama kemeri hala büyüktü. Bunların hiç biri önemli değil de doğru düzgün bir özür bile dilememeleri beni çok sinirlendirdi. Aldıkları parayı buraya yazmak bile istemiyorum. El kadar bebeye abiye kıyafet diker gibi para alıp bu şekilde hizmet vermemelisin. Ama oluyor maalesef. Elbiseyi alırken en son görevli kıza “hiç memnun kalmadığımı söylememe gerek var mı?” dedim. Cevabı “evet, fark ettim” oldu! Daha ne diyim yaaa? Zaten böyle abartılara karşıyım iyice sinirlendim. Ama dedim sakin ol Zuhal’cim:)

Partiyi Pazar sabah brunch olarak ayarladık. Yine Dantel Parti Evinin sahibesi Kübra Hanım sağolsun daha önce hiç böyle bir organizasyon yapmamış olsalar da beni kırmadı ve inanılmaz güzel iş çıkardı ekibiyle:)

Gelelim fotoğrafta gördüğünüz topitoplara. Bunları da yine Kübra Hanım instagramda bulup “bunlar tam size göre” dedi. Yok ben şeker dağıtmam dedim:) Şeker değil tohum diyince inanamadım! Geri dönüştürülmüş atık kağıtları gıda boyası ile renklendirip içine kır çiçekleri tohumu koymuşlar. Bunlardan neler yapıyorlar inanamazsınız. Gökçenin instagram hesabına göz atın. Tavsiyem detayları da mutlaka tek tek belirtin. Ben isim söylemediğim için kağıtları mavi yapmışlar. Dert mi? Elbette değil:)

Eğer benim gibi bir defalığına bu işlere bulaşıp dışarıda bir şeyler yapacaksanız size de fikir olsun:)

Not 1:Çocuklara dair her şeyi son on yıldır çok abartır olduk. Bu konuda da inanılmaz bir mahalle baskısı var. Bende bunun kurbanıyım lütfen kimse laf etmesin:)

Not 2:Evet takvim Nisanı gösteriyor çünkü yazıyı Nisan’ dan beri paylaşacağım. Seneye kalmadığına şükür:)

0

Umut

20160306_142043Her gün güzel şeyler olmuyor tabi. Memlekette de, işte de, özel hayatımda da. Ama her gün eve gittiğimde, Emre’ ye Defne’ ye sarıldığımda “oh” diyorum! Çok şükür umudum var. Bu illa çocuk sahibi olmak da değil.  Ne olursa olsun insan bir şeye -o şey artık her neyse- gönülden bağlanıp ona emek verdi mi, onun için hayaller kurup mutlu oluyor. Yarına gülümseyebiliyor.

Not 1: Emre ile okuduğumuz bu kitap Tübitak Yayınlarından. Üzerine konuştuğumuz ve sonunda ikimizin de mutlu bitirdiği bir kitap. Tavsiye ederim…

Not 2: Fotoğraf kötü kabul ediyorum. İdare edin:)

0

Güneş…

IMG_1234Tam dört yıl oldu üç saat kesintisiz uyuduğum günler sayılı. Hatta üç saat kesintisiz uyuyup gece ikide uyanınca kalkıp ütü mü yapsam dediğim çoktur:) Delik deşik uykularım, evdeki işlerin telaşı, işin koşturmacası derken bütün kış yataktan zıplayarak çıktım desem yalan olur. Ama şimdi, güneş saat altı gibi göz kırpmaya başlıyor ya sanki bana enerji enjekte ediyor:) İnanılmaz bir mutluluk ve keyifle yataktan fırlayıp güne başlıyorum. Çok sıcak seven bir insan değilim. Ben bahar kızıyım, her ne kadar Aralık ayında doğsam da…

Güne çocukların kahvaltılarını hazırlamakla başlıyorum. O arada kendi kahvaltımı da hazırlıyorum ama yapamadan kuşlar uyandığı için önce onları giydiriyorum sonra kendim giyiniyorum. En son vakit kalırsa bir yumurtayı ayakta yiyip servise koşuyorum. Her sabah böyle başlıyor hafta içi. Hafta sonları da aynı saatte uyanıyorum ama sadece servise koşmuyorum:)

Her neyse sözün özü güneşli günler beni çok mutlu ediyor. Ben gün ışığı ile yaşayanlardanım. Norveç’dekileri o kadar iyi anlıyorum ki!

Not 1: Şu begonvil nasıl yaz kokan bir bitki…Onu her gördüğümde aklıma deniz, güneş ve avare akşamlar geliyor. Sadece bana mı böyle oluyor?

Not 2:Ve zeytin ağacı, ölmez ağaç her hali ayrı güzel değil mi?

0

Aliya

Uzun zamandır kitap tavsiyesi vermiyorum. Arayan, soran, okuyamıyor musun artık diyen:) Şaka bir yana ister istemez okumalarım azaldı ama asla bitmedi, bitemez. İki satır da olsa fırsat bulduğum her an okuyorum. Bu kitap da elimde uzun süre kaldı ama nihayet serin bir yaz gününde bitiverdi.

Rıfat N. Bali’ nin kaleme aldığı ülkemiz yahudilerinin 1948 yılında kurulan İsrail devletine göçünü anlatıyor. İlk yüz sayfa çok sıkıcı. Nerden aldım bu kitabı elime okunacak onca şey varken dedirten ama sonrasında çorap söküğü gibi akıp giden bir hikaye. Her şey bir yana neden okunası biliyor musunuz? Empati kurabilmek için okuyun. Eşzamanlı olarak Altan Öymen’ in Değişim Yılları’ nı da okuduğum için ayrıca ilgimi çekti. Çapraz sorgulama oldu diyebilirim. Tarihe meraklı olmayı gerektirmeyecek kadar güzel, akıcı bir dille yazılmış.
Tavsiye ediyorum ama kamuya açık alanlarda okurken “her şey İsrail’ lilerin başının altından çıkıyor” gibi abuk, basit siyasi yorumlara hazır olur. Bir ara kitabı kaplamayı bile düşünmüştüm:)

0

Fazıl Say

Çocukken TRT’ de pazar günleri “Pazar Konseri” diye bir program vardı. Benim yaşımda olanlar – burada yaşımın önemi yok- mutlaka hatırlayacaktır. İşkence gibiydi! Bir sonraki programda çok cazip değildi belki ama pazar konseri de çocuk halimizle gerçekten çekilmezdi. Yıllar geçtikçe müzik zevklerim değişti. Kulağım evrildi diyebilirim. Yazı yazarken, evde iş yaparken usulcacık çalan klasik müzik beni mutlu etti. Vivaldi’ nin neşeli tınıları, Mozart’ ın iddialı notaları ruh halimi belirledi. Bazen bahar, bazen kış. İsimlerini çok aklımda tutamasam da -ah gitgide zayiflayan hafızam- duyunca mutlu olduğum melodilerin sahiplerine ilgim arttı.

İşte bunu bilen sevgili arkadaşım, iş yerinde içilen kahvelerin muhabbetli yanı @feraye_gulum bana Fazıl Say’ ın Çocuklar İçin albümünü hediye etti. Dinlemek için epey bekledim. Sıradan bir zamana, araya dereye sıkıştırmadım:) Ama gelin görün ki pek hayal ettiğim gibi çıkmadı. Kısacık parçalar, araya giren ve sürekli açıklama yapan bir ses! Oysa ben akıp giden, bir ilkbahar sabahı tek başıma yürüdüğüm çiçekli bir yol hayal etmiştim… Hatta Defne ile bol bol dinleriz dedim ama iki kez dinleyip kapak tasarımına bayıldığım için rafta görseli kalacak şekilde yerini aldı. Acaba dinleyip benim gibi düşünen ya da beğenen var mı?

0

İşsizlik Var Mı?

Ben bu ülkede işsizlik olduğuna inanmıyorum. İstatistikler ne derse desin, iktidar partisi ile muhalefet partileri rakamları istediği kadar farklı olsun. Ben işsizliğe inanmıyorum. Çalışan, çalışmak isteyen, çalışmaya mecbur olan herkesin bu ülkede ekmek yediğini her gün görüyorum. Motor kurye olarak çalışan kadın, serebral palsili çocuğu için instagramda sarma yapıp satan kadın, hamallık yapıp her ay bir günlük gelirini bir hayır kurumuna bağışlayan adam ve daha niceleri… Biz üç milyon Suriyeliyi ülkemize aldık ve doyuruyoruz. Onları her denetimde görüyorum. Ve işverenler şunu söylüyor, bizim insanımızın beğenip yapmadığı işleri yapıyorlar. Ha onlarda bir kaç yıl sonra alışır, değişir bilemem…

Dün bir kargo şirketi çalışanları ile tartışıp sinirimi bozdum. Ben bunu kargo şirketleri ile ayda bir kez yaşıyorum. Artık şikayet de etmiyorum. Çünkü biliyorum yapabilecekleri bir şey yok. Çünkü onlar ne söylerse söylesin mesele oradaki insanda bitiyor. Herkes kolay yoldan para kazanmak istediği ve yaptığı işten memnun olmadığı için bu tatsızlıklar yaşanıyor.

Yıllar önce İstanbul’ da çalışırken büyük bir kargo şirketinin Avrupa yakası dağıtım merkezini denetlemiştim. Gönderilerde yüzde beş hata olduğunu söylemişti insan kaynakları sorumlusu. Nedense ben genelde o yüzde beşin içinde oluyorum!

Çalışmanın tadını, emeğin kıymetini anladığımız insanlarla bu ülke kalkınır. O zaman yollar daha güzel aşılacak. Bordro mahkumu diye türetilen bir deyimi iş hayatında söylediğimiz sürece bu yollar hep virajlı olacak..

Not 1: Fotoğrafta gördüğünüz tatlıyı komşum yollamıştı. Sunumun şıklığına bakar mısınız? Komşudan komşuya gelen bir tatlıda bu kadar zarafet varken insan ekmeğini kazanırken neden bu kadar hoyrat ve özensiz anlamış değilim!

Not 2: Bebeğim tabi ki Ankara’da Lale Hanım’ ın ellerinden:)