0

Ve İki

22 Nisan hayatımın en güzel ikinci günü oldu, ilki ile eşdeğer. Sanırım bir kadının hayatında yaşayacağı en güzel anlardan biri, doğum sonrası geldiği odada bebeğinin kucağına verilmesi. Allah isteyen herkese nasip etsin. Felaket tellalları ve işte şimdi mahvolduncuların bakışlarına rağmen Defne kelebeği ile dansımızın 49. günündeyiz. Bu sefer daha rahatım çünkü tescilli ve tecrübeli bir anne olarak ağlamalarından kendimi sorumlu hissetmiyorum:) Etrafın saçma sapan yorumlarına üzülmüyorum. İlk günler emmeyen bebeğim ve gelmeyen sütümü hiç dert etmedim. Çünkü yaşanmışlık ve iki yıl doya doya emzirilmiş bir ağabey var:)

Bugüne kadar yazmak için çok fırsatım oldu ama kendimi hazır hissetmedim. Oysa Emre’ de -evde sürekli kardeşimin benimle olmasına rağmen- uyumaya, yemek yemeye, duş almaya bile vakit yoktu. Şimdi daha dingin ve sakinim. Tüm gün evde Emre, Defne ve ben birlikteyiz. İkinci çocuğu düşünen ya da bekleyen tüm annelere tavsiyem sakin olun. İçinizdeki huzur önce sizi sonra bebeğinizi saracak emin olun. Böyle anlatıyorum diye sanmayın ki her şey toz pembe. Değil tabi! Ben de uykusuzum, yorgunum ama daha organize ve yardım taleplerine açığım. Ben sakin kaldıkça işler daha hızlı yoluna giriyor. Kimseye tavsiye vermek haddim değil ama korkutmak için de burada değilim. Biliyorum ilerleyen günler daha zor olacak -emeklemesi, yürümesi, ek gıdası- ama keyfi de daha çok olacak.

Bu süreçte beni en çok üzen kardeş kıskançlığı oldu. Bunun için kendimi ne kadar hazırlasam, okusam araştırsam da Emre’ nin bir andaki değişimi beni hem çok şaşırttı hem de üzdü. Lohusalık denen duygusal yoğunluğun bendeki yansıması belki yüzde ondur. Çünkü doğumun ikinci gününden itibaren bedenimdeki tüm rasyonel damarlar aynı hızla beynime kan pompalıyordu:) Emre benim ilk göz ağrım ve her ikinci çocuğu olan anne gibi ona haksızlık yapıp yapmadığım duygusu ile çok mücadele verdim. Emre’nin Defne ile yaşadığı alışma süreci beni üzmedi desem yalan olur. Bununla ilgili yaptıklarım sanırım bir sonraki yazımın konusu olacak. Şimdilik bir merhaba demek istedim. Siz de iyi misiniz?

Not: Fotoğrafta gördüğünüz tebrik yazısı ve güzel hediyesi görmeden sevdiğim güzel arkadaşım Elif’ e ait. Üç arkadaş kurdukları kidslivingetc ile harika işler yapıyorlar, bir göz atın derim:)

1

Hamilelik Goygoyları Vol3.

Şimdi de sıra kullandığım kremlerde. Aslında bu kremlerin hamilelikle pek alakası yok. Emre’ ye hamile kaldığımdan beri yediğim içtiğim her şeye dikkat ettiğim kadar kullandığım krem, şampuan, makyaj malzemesi vb. de dikkat ediyorum. Yüzde yüz kaçamasam da kimyasal olanı mümkün mertebe bedenimden ve etrafımdan uzak tutmaya çalışıyorum. İşte kullandığım ve çok memnun kaldığım kremlerim ve temizleyicilerim:

Duş alırken ve yazın yüzümü yıkamak için Bioderma Whıte Objejtive günlük yıkama jelini kullanıyorum. Yazın daha çok yağlanan ve gözenekleri büyüen cildime çok iyi geldi.

Dermalogica Microfoilant toz temzileme ürünü. Peeling yapmış gibi bir etkisi var. İki güne bir kullanmak iyi diyor uzmanlar. Ama ben zaten işe gitmediğim zaman cildime bir türlü düzenli bakamıyorum. Yazın gerçekten hissedilir bir etkisi var bende.

Yves Rocher’ in shea yağlı el kremi. Bu krem de son dönem favorimlerimden. Sanırım Aralık ya da ocak ayında üyelerine hediye olarak verdi marka bu kremi. Çok da iyi yaptı. O günden sonra işte, evde, çalışma masamda, çantamda bir tane olmak üzere her yere serpiştirdim. Kokusu -shea ne de olsa- harika, hızlı emiliyor. Etkisi de güzel.

Yüzüme nemlendirici olarak Yves Rocher’ in yağsız normal ciltler için olan kremini kullanıyordum. Yazın çok iyi oluyor, yağlandırmadan nemlendiriyordu ama hamileliğe bir de sert geçen kış eklenince yetmemeye başladı.  Bunun üzerine eczane ürünü olan La Roche Posay’ ın Cicaplast’ ını kullanmaya başladım. Gün aşırı, duş sonrası. Çok iyi geldi ama hamilelik sonrası durumumuz ne olur bilemiyorum. Zira benim cildim için yağlı gelebilir. Bakalım bekleyip göreceğiz.

Dermalogıca’ nın fotoğraftaki barier repair ürünü de kışın soğuk günleri için inanılmaz bir kalkan. Yine hamilelik mi soğuk mu bilmiyorum bu kış yanaklarımda kılcal kızarıklıklar oldu. Bu sorunu sabah evden çıkmadan bu kremle bertaraf ettim. Çok çok pahalı ama üç yıl kullanım süresi ile gönüllere su serpiyor diyebilirim. Bu raf ömrü ne kadar organik sormayın ama olur mu?

Loccitane Akasya kokulu vucüt sütü. Tek kelime ile şımarıklık. Ama çok iyi geliyor:)

Ve Yves Rocher organik lavantalı ayak kremi. Çok çok memnun kaldım. Zira ayak bakımına son derece önem veriyorum. Bunun için neler yaptığımı bana burada anlattırmayın:) Her duş sonrası yumuşacık ayaklara iki dakikalık masajla çok iyi geliyor. Bu konuda hassas olan herkese tavsiye ederim. Yok ben yüzüme bir kremi zor sürüyorum bir ayağım eksikti derseniz onu da anlarım, sallayın gitsin!

Benden bu kadar kızlar. Siz bu yazıyı okurken belki de ben ikinci bebeğimi kucağıma almış olurum:)

0

Acı Gerçekler

Öncelikle şunu belirteyim, bu yazı siyasi içerikli değildir. Kimsenin bu konuda yorum yapmasına izin vermeyeceğim. Lütfen yorum yaparken bunu iki kez düşünün.

2012 yılının Eylül ayından itibaren Bursa Nilüfer’ de yaşıyorum. Yaşadığım şehri de, mahalleyi de, evi de gelir gelmez çok sevdim. Hafta içi işimin telaşesi, hafta sonu özel hayatımın hareketi bana fazlasıyla yetiyordu. Zaten evde çok vakit geçirmiyordum. Ta ki Emre doğup tüm gün ve tüm gece evde vakit geçirene kadar. Öce evin defolarını -yatak odam yan komşunun mutfağı ile bitişikmiş, yalıtım denen şey henüz bina yapılırken (2005) keşfedilmemiş- fark ettim. Sonra mahallemde park olmadığını gördüm. Çocuğu ola her anne baba yakınında bir park ister. Hamile ise eşiyle yürüyüş yapmak ister. Doğum sonrası yürüyüş yapacağı yürüyüş/koşu alanları ister. Evimin yakınlarındaki imar planına baktığımda bir çok arsanın park alanı olduğunu ama otluk dikenlik olarak atıl kaldığını hayretler içinde fark ettim. Şanslıydım o günlerde evimin yakınlarındaki derenin ıslah çalışması için mahalleli seferber olmuştu. Belediyede bu kadar talebe kayıtsız kalamayıp zaten park alanı olan bölgeyi düzenledi. Zamanla fidan getirdi, yine zamanla -bunların hepsinin bir anda olmadığını özellikle belirtmek isterim- ışıklandırdı.

Bir yıl önce bu evimden taşındım. Taşındığım yeni evimin etrafında da yine aynı şekilde imar planında bir çok alan park olarak gözükse de otluk çöplük olarak duruyor. Taşındığım bu mahalle Nilüfer ilçesinde son iki yılda inanılmaz hızlı gelişen çok yeni bir alan. Buraya ruhsat veren belediye önceliği bu alanlara vermesi gerekirken ne yapıyor dersiniz? Mahalle muhtarı ve çevre sakinleri tarafından yapılan onlarca yazılı talebe rağmen 2017 yılı stratejik planında size park yok diyor. Yılda iki park yaptığını ki bu parkın tanımı da yüz metre kare bir alanı çevirip iki kaydırak bir salıncak, yanına da o saçma sapan bir çok çocuğun ciddi şekilde yaralanmasına sebep olan spor aletlerini koyup gitmek oluyor.

Nilüfer Belediyesinin ilgili birimlerine gönderdiğim maillere istinaden bana geri dönüş yapan beyefendi -adını zikretmeyi uygun bulmadığım için vermiyorum- sözlü olarak adresini verdiğim yere 2017/Mayıs sonunda park yapılacağını söylediği halde bunu yazıya dökelim dediğimde bundan kaçınmıştır. Şu bomboş araziye getirin fidan dikin diye öneri sunduğumda ellerinde fidan olmadığını söyleyerek beni dumura uğratmıştır! Bunu aklınız alabiliyor mu koskoca Nilüfer Belediyesinin elinde bırakın yetişkin ağacı dikecek fidan yok. Ben alıp dikeyim sen bakımını yap dediğimde ise bin dereden su geliyor ama belediyenin tankerinden benim fidanlarıma yine su gelmiyor…

Oturduğum sitenin arsa sahiplerinin gayretleriyle kentsel dönüşümden sökülen beş ağaç dikildi şimdilik bu araziye. Devamı gelir mi sorularına inanın dalga geçer gibi yanıtlar geliyor. Şimdi Nilüfer Belediyesinin sosyal medya hesaplarını açın bakın “yeşil Nilüfer, güzel nilüfer” sloganlarından geçilmiyor. Ama gösterdikleri yerler en az otuz kırk yıllık yerleşimin olduğu yani zaten parkı/yeşili mevcut olan mahalleler. Gerisi kedi evi, köpek maması, baharda caz festivali işte size Nilüfer Belediyesi!

Bana dikeceği fidan için 2020 yılına gün veren belediyeciliği kimse anlatmasın! Park alanı olan yerleri “insanların aklında park alanı olarak kalmasın yarın düşeş olur birine veririm mantığıyla otluk bırakan bu zihniyeti asla anlamadım, anlamayacağımda…

Ertuğrulkent mahallesinde park alanı olan bölgeyi bir özel okula verip bambaşka bir yerde onlar bize kendi arazilerini park alanı olarak verdiler diye açıklama yapıp üstüne bir de dalga geçer gibi adamların arta kalan araziyi “bu park alanı …..okulunun katkılarıyla yapılmıştır” diye tabela astıran Nilüfer Belediyesini anlamıyorum, anlamayacağımda….

Yaklaşık altı yüz metre kare bir alanı önce park alanı yapıp -otuz kırk santimlik fidanlar ve devasa oyuncaklar- sonra bunun ortasına  yine yaklaşık yüz otuz metrekarelik alanı birine verip çocuklar için saati ücretli oyun cafeye çevirmek, gölge istiyorsan parasını buraya ödersin demek neyin kafasıdır anlamadım, anlamayacağım…

Bursa denince akla ilk gelebilecek, ara sıra facebookta “İtalya’ da olsa bilirdiniz ama burası Bursa’ da” diye tanıtılan Gölyazı’ da bir yel değirmenini restore edip instagram hesabında paylaşan Nilüfer Belediyesi, sen hiç hafta sonu Gölyazı’ ya gittin mi? Arabanı koyacak yer, çöpten yürüyecek yol bulamazsın. Göl kenarı Mayıs’ ta kokmaya başlar artık havalar soğuyana kadar… Buranın İtalya ile farkını anlatmak için illa bir kafede hafta sonu kahvaltı alıp, aslında yirmi beş kuruş bile vermeyeceğin zeytin peynire en az yirmi beş lira ödeyip çıkmak mı gerekir? Bunu anlamadım, anlamayacağım…

Dostlar bu konuda ben daha neler yazarım neler… Biliyorum yazmakta bir işe yaramaz ama olsun yine de buraya kayıt olsun. Ben bu işin peşini bırakmam, 2020 ye kim öle kim kala. Benim çocuklarım parktaki ağacın gölgesinde koşamasa da onların çocukları koşabilsin diye uğraşmaya devam edeceğim:)

2

Hamilelik Goygoyları Vol 2

Bir başında bir de sonunda yazmış gibi oldum ama inanın ortası çok karışık geçti! Zor bir hamilelik ilkine kıyasla. Yaşımın ve sorumluluklarımın ilkine göre artmış olmasının da bunda etkisi çok fazla. Yine de şükür demekten öte bir lafım olamaz. Hamilelik bitmeden memnun kaldığım için paylaşmak istediğim bir kaç ürün var. Umarım deneyip siz de memnun kalırsınız.

Yukarıda fotoğrafta gördüklerinizin hepsi yağ. En sağdakini organik ürünler satın aldığım İpek Hanım Çiftliğinden Pınar Hanım’ dan satın alıdım. İlk hamileliğimde de kullanıp memnun kaldığı için tereddütsüz bunuda da çantama atıverdim. Fakat bu hamileliğimde inanılmaz bir kuruluk, cildimde gerginlik yaşadığım için ekstra ürün arayışına girdim. İlk hamileliğimde sabahları krem akşam yağ şeklinde bir rutinim varken, bu hamileliğimde sabah akşam yağ yetmedi gün içinde de kullanmaya ihtiyaç duydum. Duş sonrası kaşıntı ve gerginlikten uyuyamadım desem?! Hal böyle olunca yine doğal ne kullanılabilir diye araştırırken badem, kakao ve hindistancevizi yağlarının cilt için çok iyi olduğunu öğrendim. Badem ve hindistancevizi yağlarının kokularını hiç sevmediğim için hemen eledim. Geriye kakao yağı kaldı. Onu da aktarlarda daha önce gayet makul fiyatlara bulurken son dönem doğala yönelişin artması ile yurdum esnafının cinliğini tanıyınca vazgeçtim. Tam o sıralarda severek takip ettiğim Nur Bilen Yavuzer Loccitane marka badem yağını denediğini ve çok memnun kaldığını söyleyince bir kez bakmaya karar verdim. Mağazaya gidip ürünün kokusunu test edince aklımdaki ile alakasız olduğunu fark ettim. Cildimdeki etkisi de çok hoşuma gitti doğrusu. Yağ gibi değil, kolayca emiliyor ve inanılmaz pürüzsüz bir his bırakıyor. Tüm bunlar bir araya gelince bir defalık el yakan fiyatını görmeyi verdim. Ve iyi ki de görmemişim. Şu ara ikinci şişeyi kullanıyorum ve bundan sonra kesinlikle favori ürünlerimden biri bu badem yağı diyebilirim. Size de tavsiye ederim. En azından mağazalarından gidip denemelisiniz.

Fotoğraftaki üçüncü üründe Loccitane Shea yağı. Loccitane markası ile sanırım yedi yıldır tanışıyoruz. Neredeyse bütün ürünleri favorim. Ama çok pahalı ve burnundan kıl aldırmayan, yılın sadece belli zamanı -ocak temmuz- belli oranlarda sayılı üründe indirim yapan bir marka olduğu için öyle her aklıma estiğinde gidip istediğimi alamıyorum. Bu durumda sürekli kampanyaları ve indirim zamanlarını kolluyorum. Shea yağı el kremlerinde zaten en favori kokum, tercihim. Hem saç hem vücut için olan bu yağı yüzde elli indirimde görünce hiç düşünmeden aldım. Yine etkisi harika. Denk gelirse bunu da inceleyin derim!

Şimdilik bu kadar ama devam var. Benden ayrılmayın!

Not: Hiç çatlağım olmadığını söylemeye gerek var mı?

0

Günlerin Getirdiği…

Listeler, kitaplar, planlar… Yapılacak o kadar iş varken biz Emre ile birlikte bir dinozor avından ötekine koşturuyoruz. Hamileliğin 38. haftası ile birlikte iyice ağırlaşan bedenimi akşam sekiz oldu mu belim taşıyamaz oluyor. Her hamile kadın gibi sürekli hayırlısıyla, sağlıkla ama bir an önce gelmesi duasıyla ortalıkta dolanıp duruyorum.

İnstagramda bahsetmiştim artık kaçamadığımız, yapmazsak gelen misafirlere ayıp olacak kabilinden yeni yeni adetlerimiz türedi. Şu son haftalarda onlarla da uğraşıyorum. Bereket eli becerikli dostlarım var:) Yakında onları da sizlerle paylaşacağım. Belki size de fikir olur, yardımcı olur. Emre’ den fırsat buldukça iki satır da olsa okumaya devam!

Not: Şu Ceyda Düvenci ajandasının güzelliğine bakar mısınız? Keşke her yerde satılsa, daha kolay ulaşılsa… Ama eminim o da olacak!

1

Bulantı Bilekliği

img_0670Emre’ ye hamileliğimde de çok kötü geçmişti ilk aylar. Başımı öne eğemiyordum. Midem sürekli alabora olan hamsi takası gibiydi. O günden beri (yaklaşık dört yıl oldu) karpuzdan nefret ettim. Bu hamileliğimde farklı olmadı. Ama evde minik adama yemek yapmak mecburi olduğu için bulantılar işkenceye dönüştü. Tavsiye sonucu bu bileklikleri aldık.

img_0668Hamileler ve kemoterapi tedavisi görenler (onlar da yoğun bulantı yaşıyormuş) forumlarda paylaşmış; kimisi çok faydasını görmüş, kimsi hiç sonuç alamamış. Medet Ya Resul Allah diyip koca adama bir koşu aldırdım. Ve bence çok fahiş de bir para ödedik. Ama cık. Ben de hiç faydasını görmeyen gruba üye kaydımı yaptırdım. Deneyenlerin yorumlarını merak ediyorum. Bursa’ da ikamet edip hamile olan, bulantım çok kötü diyen varsa hediye etmek isterim. Belli mi olur belki sizde işe yarar:)

Not: Bardak tam benlik yarım litre su alıyor. Ama sürahiyi tavsiye etmiyorum. İçinde iki gün su kalınca koku yapıyor.

0

Evde Bakım Projesi ve Büyükanne Yardımı

img_0630Evde Bakım Projesi ve Büyükanne Yardımı Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ortak protokollerle yürütülen iki çalışma. Şimdilik her ilde uygulanmıyor ama başarılı olmaları halinde tüm Türkiye’ de uygulanması planlanıyor. Çok soruluyor ve doğru bilinen çok yanlışı var. Çok net ve en yalın halleriyle özetlemek istiyorum, umarım işinize yarar. Evde Bakım Projesi ile başlayalım;

-Amacı kayıtlı kadın istihdamını artırmak. Anne çalışırken çocuğuna bakan kadının da sigortalı olması birincil amaç. Proje 06.03.2015 tarihinde İzmir, Bursa ve Antalya’ da başladı. 01.12.2016 tarihinde İstanbul ve Ankara’ da proje kapsamına alınarak genişletildi.

-Şartları taşıyan annelere aylık 1.200,00 TL ye yakın bir ödeme yapılıyor. Eğer çocuk engelli, tek ebeveyn anne ya da bakıcının sertifikası mevcutsa bu tutar 1.500,00 TL oluyor.

-Projeye başvuru şartları annenin T.C vatandaşı olması, projenin yürütüldüğü illerde (İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya) ikamet etmek, başvuru tarihinde çocuğun iki yaşını aşmamış olması, annenin bir işverene bağlı olarak sigortalı çalışması ve ücretinin başvuru tarihinde mevcut brüt asgari ücretin iki katını geçmemesi.

Büyükanne Yardımı Projesi şartları;

-T.C vatandaşı olmak ve projenin uygulanacağı illerde (Sakarya, Konya, Tekirdağ, İstanbul, Bursa, İzmir, Antalya, Ankara, Kayseri, Gaziantep) ikamet ediyor olmak ,
-Çocuk ve annenin aynı evde, büyükannenin ise aynı il sınırları içinde ikamet ediyor olması,
-Başvuru tarihi itibarıyla bakımı üstlenilecek çocuğun 3 yaşını doldurmamış olması,
-Annenin en az 18 yaşında olması,
-Annenin özel sektörde, iş sözleşmesine tabi ve sigortalı olarak bir işte fiilen çalışıyor olması ve destek süresi boyunca işten ayrılmaması(sigortalı adına Sosyal Güvenlik Kurumu’na en az 360 tam gün prim ödenmiş olmalıdır.),
-Annenin 4857 sayılı İş Kanununda düzenlenen analık hali izin süresini (doğum sonrası 8 hafta) geçirmiş olması ve başvuru tarihinde fiilen çalışıyor olması,
-Anne ve babanın ücret gelirinin belirlenecek üst sınırı (güncel asgari ücretin üç katı 5.332,50 TL) aşmaması,
-Annenin işvereni ile üçüncü dereceye kadar (üçüncü derece dâhil) kan ve kayın hısımlık ilişkisinin bulunmaması,
-Karşılıksız desteğin verildiği süre boyunca çocuk bakımı amacıyla ayrıca bir bakıcı istihdam edilmiyor olması,
-Büyükannenin çocuk bakımını engelleyecek fiziksel veya ruhsal rahatsızlığının bulunmaması.
Her iki projeninde uygulama aşamasında sıkıntıları olmuştur, olacaktır (siyasetçi gibi oldu ama:)) Şu an incelememizde olan evde bakım projesinde yurdum insanının cinliklerinin sınır tanımadığını görüp hayretler içinde kalmaya devam ediyoruz. Benim buradaki fikrim çok radikal hatta eminim tepki de çeker ama yine de belirtmek isterim. Özellikle Evde Bakım Projesinde özellikle hedeflenen kadın çalışanların neredeyse tamamının (%1 pay bırakıyorum) vazgeçilmez bir kariyerleri olmuyor. Yani vasıflı ya da vasıfsız da olsalar uzun bir aradan sonra (bir yıl ya da daha fazla) piyasa şartlarında aynı ücretle eski işlerinin benzerini bulabilecek konumda oluyorlar. Bu nedenle bu yardımın anneye yapılması ve sigorta primlerinin işsizlik sigortası fonundan karşılanması gerektiğini düşünüyorum. Hatta bu anneler için devlet destekli mahalle kreşleri, oyun grupları vb oluşturularak anneye manevi destek de sağlanmalı. Yani anneyi bebeğini hiç bilmediği bir kadına emanet edip bu yardımdan faydalanabilmek adına kırk türlü hesap yapmaya itmektense, çocuğuna iki yaşına kadar kendisinin bakması sağlanıp desteklenmeli. Bunun kadın istihadımını azaltacağı, kadını çalışma hayatından uzaklaştıracağı şeklinde itirazlar gelebilir. Fakat Türkiye’ de bakıcı adı altında istihdam edilen kadınların herhangi bir kaydının, eğitimlerinin olmaması göz önünde bulundurulursa, çocuğun en çok bakıma muhtaç olduğu dönemde yanlış ellerde büyümemesi adına doğru olur diye düşünüyorum. Nitekim yarı zamanlı çalışma modeli de yine anne ve çocuğun birlikte olması adına geliştirilen bir model.

Bu konu çok su götürür. Söylenecek çok söz var. Uygulamanın denetim ve nihai karar aşamasında yer aldığım için sayfalarca yazabili,r saatlerce konuşabilirim. Büyükanne projesinin sakıncalarını da görüyor ve olası sıkıntıları öngörüyorum ama dillendirmek istemiyorum:) Her iki projeyi de uzun vadede annenin çalışma hayatına katkı olarak değerlendiriyorum.

Not 1: Kısa ve uzun dönemli part time çalışma ile ilgili üç post halindeki yazılarıma şu linklerden ulaşabilirsiniz.

Not 2: Büyükanne Projesi için başvuru formuna şu linki tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Not 3: Sorularınızı instagram adresimden ya da buradan sorabilirsiniz, geç de olsa dönüş yaparım:)