0

Takmak ya da Takmamak

IMG_2151Maalesef çok takıyorum! Evet insanları, olayları çok kafaya takıyorum. Bazen işle ilgili bir durumu günlerce kafama takıyorum. İnsanları daha da çok takıyorum. Bu kadar düşünmek beni yoruyor. Hatta koca adamla sık sık bu konuyu konuşup, konuşmanın sonunda “bu kadar düşünme ile sen çok yaşamazsına” bağlayıp gülüşüyoruz. Ama ben huyumdan vazgeçemiyorum…

Derken yine kafamı ve görüşümü bulandıran bir mesele ile boğuşurken bu kitap geldi elime. Genelde internetten kitap almama rağmen o an evde soğan bitmiş, almazsam yemek yapamam ihtiyacı ile kasaya koştum. Her şeyi bırakıp bu kitabı okudum. Sonuç tabi ki değişmedi! Valla değişti artık takmıyorum demeyi çok isterdim.

Ben bu tarz yani kişisel gelişim vırt zırt tarzı kitaplara çok itibar etmem ama iyi ki okumuşum diyorum. Neden biliyor musunuz? Çünkü bambaşka bir bakış açısı sundu bana. Bildiklerimi bir de o taraftan anlattı, gösterdi. Hele beni vuran bir cümlesi oldu ki evlere şenlik. Affınıza sığınarak paylaşmak istiyorum çünkü kitabı aldığım dönem tam da cümledeki gibi insanlarla uğraşıyordum!

Bazı insanlar kendi kenef kuyularında yaşayıp, boklarının kokmadığına başkalarını da inandırmaya çalışır.

Mutlaka okuyun ya da okumayın diyeceğim bir kitap değil. Tarzı belli ve ben okuduğum duygudurum içinde nefes aldım diyebilirim. Gerisi size kalmış!

Reklamlar
0

Babam ve Ben

IMG_2148Babamı 2004 yılında kaybettim. O günden beri onu anmadığım tek bir gün yok. Bazen araba kullanırken yanımda oturduğunu hayal ediyorum. Bazen bana kapıyı açıp kocaman gülümsediğini görüyorum. Yokluğu doldurulamaz bir boşluk. Ne desem ne kadar anlatsam az… Ama o kadar çok iyi ki dediğim şey var ki. Yine de gidişinin bende bıraktıklarını bu kitapla bir kez daha anladım. Bir nevi kendimle yüzleştim.

Irvin Yalom’ u ilk üniversitede tanımıştım. O zamanlar okuduğum her kitabı kendime alacak param olmadığından Nietzsche Ağladığında kitabı bende yok. Bir gün, çok vaktim olduğunda kitabı tekrar okumayı çok istiyorum. İşte bende ki dert de bu param varken vaktim yok vaktim varken de param yoktu:) Neyse konu yine dağılmadan devam ediyorum. Irvın Yalom’un bir çok kitabını okudum; Aşkın Celladı, Günübirlik Hayatlar… Hepsini de okumaktan ziyade içtim. Hem anlatım dili, hem olayların gerçek oluşu, hem de psikolojinin bu tarafı çok ilgimi çektiği için…

Psikoloji, insan ilişkileri sizin de ilginizi çekiyor, yaşam ve ölümü sorguluyor ve bu konuda aklınızda sorular varsa ki yoksa da bence mutlaka Güneşe Bakmak’ ı okuyun. Modacıların dediği gibi tam bir must have!

Kitaptan en çok aklımda kalan ise ölümden insanların neden korktuğu sorusuna verdiği anlamlı bir kaç cevap. İnanç olarak Irvın Yalom ile tamamen farklı olsak da ben yani, sizi bilemem- her kitaptan olduğu gibi bundan da alacak çok şey var…

Okuyun işte daha ne diyim:)

0

Rüzgarın Şarkısını Dinle

IMG_2146Murakami kesinlikle en sevdiğim yazarlardan. Altı yıl önce 1Q84 çıktığında nasıl keyifle okumuştum. Hatta o zamanlar elimde ansiklopedi taşıyıp okumak gibi bir özverim olmadığından Doğan Yayınevine mail atıp “bunu niye iki cilt basmadınız, sadece evde okuyabiliyorum” diye sitem etmiştim! Neden çünkü o zmanlar evde kitap okuyabilmek gibi lükslerim vardı. Bak bak zamanın bolluğuna bak! Şimdi düşüncesi bile zaman kaybı:)Hey yıllar, zalımsın:) İlerleyen günlerde elimde bazen iki sayfa bile olsa okumak, ne olursa olsun okuyabilmek adına oradan oraya taşıyıp bitirdiğim kitapları görünce ne demek istediğimi anlayacaksınız…

Neyse toparlıyorum, Murakami severim. Her kitabını büyük bir keyif ve huzurla okurum. Bu da öyle oldu ama çok da tat bırakmadı bende desem yeridir. Ne biliyim öncekilerden sonra bu biraz yavan kaldı sanki. Ya da ilk doz alınması gereken Murakamilerdendi de ben bunu ortaya harcamışım gibi…

Hiç Murakami okumadıysanız, kesinlikle tavsiye; yolda, plajda, serviste…Her yerde okunası! Ama daha ne tavsiyelerim var liste hazırlamakta çok da acele etmeyin;)

0

Ne Var Ne Yok?

IMG_2160En son verdiğim selamın üzerinden aylar geçti, yazarım dedim ama teknik sebeplerden -bilgisayarım yoktu:)- yazamadım. Şimdi en iyisi eski bir dostla kucaklaşır gibi, araya zaman girmemiş gibi kaldığımız yerden devam edeyim…

Zaman çok hızlı akıp gidiyor, yaşlanıyoruz. Cildimiz bunun en büyüüüük habercisi. Buralarda olmadığım zamanlarda kendimi homeopatiye verdim, altı yıl aradan sonra bir ayda iki kutu antibiyotik bitirip iyileşemedim. Cildime krem yerine yağlardan karışım kullanmaya başladım. Booool bol kitap okudum. İşime yeni işler ekledim. Tüm bunları hangi arada yaptım valla bende bilmiyorum:)

Hazır yazmaya başlamışken bir seri hazırlayıp buraya bırakacağım. Tatil düşünenlere, nereye gitsek ne yapsak diyenlere, ne okusak bilmedimcilere bir yol gösterir umarım. Hazırsanız başlıyorum!

Not: Bu not kendime ama, akşam güneşini seviyorum galiba:)