0

Mutluluk Kürleri

IMG_1423Bu kitabı geçen yazın son demlerinde çıktığım tatilde okumuştum. Tam tatil kitabı. Okuması kolay ve söyledikleri insanın içini açıyor. Son iki yıldır siyaset ve beslenme kitapları en sevdiklerim arasında. Evet alakasız biliyorum ama durum bu:)

Yüzyıllar önce yediğin ilacın olsun demiş Hipokrat. Bunun ne kadar doğru, mutlu beyin mutlu bağırsak ilişkisinin ne kadar geçerli ve değişmez bir gerçek olduğunu bu aralar daha sık hatırlıyorum.

Defne doğduktan sonra bedenimde yaşadığım değişiklikler beni beslenme konusunda daha çok araştırmaya ve okumaya sevk etti. Yemek yerken keyif almak benim için çok önemli. Bir kahveyi bile asla öylesine içmem, içemem. Yanına tatlı yiyeceksem bunu öyle ayaküstü yapmam, geçiştirmem. O kaloriyi boşa almam yani, hakkını veririm. Durup tadını çıkaramayacaksam hiç yemem.

Kitap bölümlere ayrılmış. Her bir bölüm farklı  bir konuyu ele alıp hayatınıza nasıl adapte edeceğinizi anlatıyor. Sizi sıkmadan, tıp dünyasının ağır terminolojisinde boğmadan sade bir dille olayı anlatıveriyor.

Kitabın bana en önemli katkısı evde turşu kurmaya başlamam oldu. Yine geçen sonbahar ilk kez kendi tarhanamı yaptım. Prebiyotiklerin dünyasına hızlı ve derin bir dalış yapmış oldum. Üzerinden yaklaşık sekiz ay geçti ama etkileri artarak devam ediyor. Sağlıklı beslenme ve yeme içme konularına ilgiliyseniz ve nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız bu kitap ilk adım olabilir bence;)

Not 1: Turşu konusunda acayip hırs yaptım. Benim annem turşu yapamazdı. İnşallah cici annem yapar bende ondan öğrenirim dedim. Dualarım kısmen kabul oldu:) Şöyle ki cici annem harika turşular yapıyor ama hep göz kararı! Benim gibi he şeyi gramla ölçen tartan biri için çok riskli… Sonbaharda bu konu ile ilgili çılgın planlarım var, takipte kalın;)

Not 2: Şu fotoğraftaki kirpilerimin sevimliliğine ne demeli?

Reklamlar
0

Güneş…

IMG_1234Tam dört yıl oldu üç saat kesintisiz uyuduğum günler sayılı. Hatta üç saat kesintisiz uyuyup gece ikide uyanınca kalkıp ütü mü yapsam dediğim çoktur:) Delik deşik uykularım, evdeki işlerin telaşı, işin koşturmacası derken bütün kış yataktan zıplayarak çıktım desem yalan olur. Ama şimdi, güneş saat altı gibi göz kırpmaya başlıyor ya sanki bana enerji enjekte ediyor:) İnanılmaz bir mutluluk ve keyifle yataktan fırlayıp güne başlıyorum. Çok sıcak seven bir insan değilim. Ben bahar kızıyım, her ne kadar Aralık ayında doğsam da…

Güne çocukların kahvaltılarını hazırlamakla başlıyorum. O arada kendi kahvaltımı da hazırlıyorum ama yapamadan kuşlar uyandığı için önce onları giydiriyorum sonra kendim giyiniyorum. En son vakit kalırsa bir yumurtayı ayakta yiyip servise koşuyorum. Her sabah böyle başlıyor hafta içi. Hafta sonları da aynı saatte uyanıyorum ama sadece servise koşmuyorum:)

Her neyse sözün özü güneşli günler beni çok mutlu ediyor. Ben gün ışığı ile yaşayanlardanım. Norveç’dekileri o kadar iyi anlıyorum ki!

Not 1: Şu begonvil nasıl yaz kokan bir bitki…Onu her gördüğümde aklıma deniz, güneş ve avare akşamlar geliyor. Sadece bana mı böyle oluyor?

Not 2:Ve zeytin ağacı, ölmez ağaç her hali ayrı güzel değil mi?

0

Benim Anavatanım

IMG_1443Her denetimde yeni insanlar tanıyorum. Bazıları o kadar şahsına münhasır ki yıllar geçse de onları unutamıyorum. Hatta denetim yaptığımız arkadaşlarla adları ile kulaklarını çınlatıyoruz:)  Yılların tecrübesi ile artık gelen mucipten denetimin ortalama kaç dakika süreceğini, o gün kaç iş yapacağımızı kestirebiliyoruz. Ve günü ona göre planlıyoruz. Ama bazen on dakika dediğin iş saatler, bu iş çok sürer, bütün günü yer dediğimiz iş yarım saate bitebiliyor!

Geçen gün yine böyle bir denetim yaptım. İş akışını planlarken öğle yemeğinden yarım saat öncesine koyduğum iş planlarımıza göre ortalama kırk beş dakikada bitebilecek bir şeydi. İşyerine girdik, her şey gayet iyi tıkırında ilerlerken, görüştüğümüz işçilerden biri inanılmaz bir konuda ısrarcı ve hakkımı istiyorum diyor. Diyor diyor da böyle bir hakkı yok bunu ona anlatamıyoruz. Niye uğraşıyorsunuz diyebilirsiniz? Denetim gerekçesi bu işçi ve bizi işvereni korumakla, kanunu uygulamamakla, zaten herkesin onu kullandığından bahisle, hakkını alana kadar şikayetlerine devam etmekle tehdit(!) ediyor. Saatler ilerliyor, öğlen değil akşam yemeğine yetişsek diyorum. Çocukları düşünüyorum. Kafamda böyle sorular dönerken. İşçi ile biraz havadan sudan konuşmaya başlıyorum. Artık günün tümü ile öldüğünü, eve de geç kalacağımı tamamen kabul ettiğim için sinirim de geçmiş:) Rahat rahat konuşuyoruz. Ve neyi fark ediyorum biliyor musunuz? İşçinin yetiştirme yurdunda büyüdüğünü, insanlara karşı müthiş bir öfke, aynı zamanda güvensizlik duyduğu, bir çok kez tacize maruz kaldığını anlatıveriyor. Kulaklarıma inanamıyorum ama yaşadığım şoku da belli etmiyorum. İşim gereği sınırları çizerek kendisi ile empati kurmaya çalışıyorum ve başarıyorum. Gerisi bana kalsın…

Bunu neden anlattım biliyor musunuz? Çocukları neden bu kadar önemsiyorum anlıyor musunuz? Ben sürekli çocuk gelişim kitapları okurken, görenlerin “yaa kitapla çocuk mu büyür” diye aklınca dalga geçerken susuyorsam cevap veremediğimden değil. Cevabı onlara anlatmak yukarıdaki gibi saatlerimi alacağından ve benim buna vaktim olmadığından susuyorum.

Evet, annelerimiz bizi büyütürken kitap okumadı, içgüdüleri ve annelerinden gördüklerini yaptılar. Ama bu her şeyi doğru yaptıklarını mı gösteriyor? Bende her yaptığımın doğru olduğunu söylemiyorum. Ne kadar okursam okuyayım, içgüdülerim, annemden öğrendiklerimle bile yanlışlar yapıyorum. Yapacağım da ama çocuklarıma yıllar sonra hatırlayacakları güzel bir çocukluk inşa ettiğime inanıyorum. Onları önemsiyor, değer veriyor ve duygularına saygı gösteriyorum.

Yıllar içinde okuduğum tüm çocuk gelişim kitaplarından öğrendiklerimi bir kaç cümle ile özetleyecek olursam belki de ilk cümle şu olur. Nerede sorunlu bir insan görsem çocukluğunun sorunlu olduğundan artık eminim.

Doğan Cüceloğlu’ nun bu kitabını mutlaka okuyun. Çocuğunuz varsa onun için okuyun, evliyseniz eşiniz için okuyun, bekar iseniz arkadaşlarınız için okuyun ama ilk önce kendiniz için okuyun. Yukarıda saydıklarım hep ikincil neden olsun. Çünkü siz iyiyseniz etrafınızdaki ilişkilerde iyi olacak emin olun. Ve ne zaman bir yerde yara alsanız, kendinizi açmazda çıkmazda hissetseniz dönüp içinize bakın, ana vatanınızı hatırlayın. İnsan ana vatanını hiç unutamaz, şimdi yaşadığı yerde ne kadar mutlu olursa olsun.

Not: Hikayenin tamamı, denetim gerekçesi, işyeri vb. bilgilerini mesleğim gereği paylaşmıyorum. Lütfen bu konuda soru sormayın olur mu?

0

Bir Şehrin Hikayesi

IMG_1260Haftasonu İstanbul’ daydım. Böyle bir kalabalık,  böyle bir kaos, böyle bir hız olamaz. İnanın abartmıyorum. İki çocukla her yere gidiyoruz. Çok yakın zaman için bir çok planımız var. Ama İstanbul’ u kesinlikle uzun bir süre listeye almayacağız. Evet biliyorum haftasonu her şehirde her yer kendince kalabalık. Ama İstanbul’ da…

Hayat bu kadar zor olmamalı dedik eşimle. Site içine girip arabayı park edip eve ulaşmak on beş dakika olmamalı. Çocuk araban varsa yollarda yürümek zaten eziyetti bu ülkede. Bir de buna avm içinde hedefe ulaşmak, asansörde kuyruk beklemek, yürüyen merdivene binememek eklenince. Zor azizim, çok zor. Hayat bu kadar zor olmamalı..

Her yer şantiye sahası. Yollar beton kamyonlarından geçilmiyor. Neresi açık neresi kapalı anlayamıyorsun. Nefes alacak yer kalmamış. Evlerin fiyatı trilyonlarla telaffuz edilirken hiç zorlanılmıyor da bu insanların ayağı nerede toprağa değecek kimse cevap vermiyor. Hayat bu kadar hızlı olmamalı…

Not 1: Çocuklarla bir haftasonu daha İstanbul’ a gidersem ya şair olacağım ya da filozof!

Not 2:Görselin konuyla alakası yok biliyorum ama bir soğan tohumu bu kadar mı güzel olur:)

0

Bir Kitap Okudum…

IMG_1413

Evet aynen böyle oldu, bir kitap okudum ve hayatım değişti. Altan Öymen’ in Bir Dönem Bir Çocuk kitabını işyerinde arkadaşım tavsiye etti. Çok istekli olmasam da tavsiyeyi veren arkadaş her gün okudun mu okudun mu? diye beni sıkıştırınca ve “üstadım” olunca iş başa düştü:)

İlk cilt nasıl bitti bilmiyorum. Fotoroman gibi aktı gitti sayfalar. Yaklaşık bir yıl içinde Altan Öymen’ in yazdığı dört cildi, 1960 ihtilaline kadar olan seriyi okudum. Allah ömür verse bugüne kadar anlatsa diye de her gece dua ettim:)

Müthiş bir çalışma ve emek. Doğruluğunu yanlışlığını tartışabiliriz. Neticede bir gazeteci. Ama sayfalardaki belgeler, tarihin gün gün önünüzden akması ve bunu didaktik değil keyifli bir dille anlatması o kadar güzel ki. Hatta son cildi okumadan önce araya Kayıp Yaz’ ı da sıkıştırıp okuduğum doğrudur:)

Bu seriyi okuduktan sonra özüme döndüm ve daha çok siyasi/siyasi tarih ağırlıklı kitaplar okumaya başladım ki onları da önümüzdeki günlerde sizinle paylaşacağım. Yani evet bir kitap okudum ve hayatım değişti:)

Kendime Not: Bu kitaplar beni gerçekten çok mutlu etmiş baksanıza her paragraf sonunda bir gülücük:)

0

Okumuyor muyum?

IMG_1425

Kredi kartı ile saçma sapan şeyler alıp, parasının hesabını bilmeyen, ay sonu gelince sadece asgarisini ödeyip aynı saçmalıkta harcamalarına devam eden insanlar vardır. Mutlaka  tanıyorsunuzdur (valla kimseye laf çakmıyorum:))böyle birilerini. Kendimi zaman konusunda öyle hissediyorum. İşim yokmuş gibi iş icad edip sonra gün ne çabuk bitti hafta ne zaman geçti diye söyleniyorum…

Ama bazı şeyler var ki benim için su içmek, uyumak kadar elzem. Olmazsa olmaz. Kitap okumak, yeni şeyler öğrenmek, sürekli plan yapmak, geleceği hayal etmek bunların başında gelenlerden sadece bir kaçı.

Epeydir paylaşmıyorum ama bence yani benim gibi temposu olan biri için hiç fena okuduğum söylenemez. Son bir yılda neler okuduğumu yaza göz kırptığımız şu aralar sizinle paylaşmak istiyorum. Fikir olur, bavula atar, yolda izde okursunuz belki;)

Çay güzeli kısacık öykülerden oluşuyor. Bir kısmı gerçek bir kısmı kurgu ki bence gerçek olanlar çok çok başarılı. İçimi ısıttı desem anlar mısınız? Çocukluğumun aynı coğrafyada geçmesinin bunda payı büyük elbette. Kitap ince, öyküler akıcı. Bir kaç saatlik yolculukta ya da uzun bir kahve keyfinde bitirebilirsiniz…