0

Çamlıbel

Yıllar yıllar önceydi, sanki asır geçmiş kadar eski geliyor şimdi yazarken. Ağabeyimle aynı odada kalıyoruz. Bir ranzamız var, o altta ben üstte yatıyorum. Her gece yatmadan önce biraz konuşuyoruz sonra devasa müzik setimizde bizim için önemli olan insanların hayatlarını dinleyip uyuyoruz. Hayat çok da kolay değil o zamanlar. Ama bitmez bir gayret ve yaşama sevinci ile sarılıyoruz ona. En ufak keyif anlarını şölene dönüştürebiliyoruz. Ki zaten o anlar çok sınırlı, sayılı… İşte onlardan biri de ağabeyimin abone olduğu Atlas dergisi. Tek satır atlamadan okuyoruz. İleride -paramız olacak, işe gireceğiz, hayat bize de güneşli günler gösterecek- gitmeyi planladığımız yerleri konuşuyoruz. Ama bu tek satır atlamama durumu ben de hat safhada, öyle ki son sayfadaki reklamları bile okuyorum. Bir Zeytinbağı Otel var reklam yazısı üç beş cümle ama beni mest ediyor. Her ay aynı repliği bıkmadan okuyup okuyup mutlu oluyorum.

Hayat işte, rüzgarı esiyor benim üzerimde de ve son üç yıldır Zeytinbağı Otel’ in Kazdağları’ na, Çamlıbel’ e gitme fırsatım oluyor, çok şükür. Köy meydanında bir kahve var, çok güzel ama gerçekten çok güzel. Sahibi de, çalışanları da çok iyi. Her gittiğimde önce karadut suyu sonra ayran içiyorum. İkisi de gerçek olduğundan damağımda bekletip beynime kazıyorum tatlarını… Karadutun o tatlı ekşi mayhoşluğu, yayık ayranının dilime değen parçaları… Rüzgar ve Emre fırsat verir de  -şimdi buna Defne’ de eklendi- iki satır okursam değmeyin keyfime!

Bence sonbaharda çok daha keyifli olur Çamlıbel. Hatta fırsatınız olursa çam ormanlarının arasında biraz yürüyüş yapıp kozalak toplayın. Havasını içinize çekin, kuş seslerini hafızanıza kazıyın. Yıl içinde şehir hayatından, iş stresinden delirmeye bir kala açar açar dinlersiniz:)

Not: Gezmek güzel şey azizim. Sakın iki çocukla da mı demeyin, önemli olan beklentiyi yüksek tutmamak, neyle karşılaşacağını bilmek, valla bak:)

Reklamlar
0

Lavanta Kokulu Köy

Bazen eleştiri yaparken ipin ucunu kaçırdığım oluyor. En acımasız eleştirileri de kendime yapıyorum. Çocuklar doğmadan önce çok daha acımasızdım kendime ve etrafımdakilere. Şimdilerde daha sakin ve insaflıyım diyebilirim:) Mükemmellik aramıyorum öyle her şeyde artık ama külliyen koyvermiş de değilim. Bu açıdan okuyun lütfen yazdıklarımı.

Antalya tatilimiz için plan yaparken koca adam “uğrayalım mi Lavanta Kokulu Köye” dedi ? Yol üzerinde olması, rotayı çok uzatmaması -çünkü çocukla arabada ne kadar az süre o kadar az arıza demek- bizi cezbetti. Bütün instagram aleminin paylaşa paylaşa bitiremediği bu mekan, güney İtalya havası falan derken ben bayağı heyecanlandım tabi. Ama daha yol ayrımında başlıyor hayal kırıklıkları. Maalesef doğru düzgün bir tabela bile yok. Tamamen el yordamı ile gidiyorsunuz. Yolların bozukluğu, nereden döneceğinizi bilememeniz ve sizin gibi başka araçlarında kuyruğa eklenmesi ayrıca eziyet oluyor. Yine de yolu bir şekilde buluyorsunuz. Lavanta tarlalarını görünce içinizde mor dalgalar oluyor ki öyle dağ tepe lavanta da değil. Hani göz alabildiğine bir morluk yok. Fotoğraf hileleri ile onu bekliyorsunuz ama yine de var olan hali ile nefis bir manzara. Şuradan mı buradan mı derken köy meydanına geliyorsunuz ki, işte burada yine memleketin turizm anlayışı ile karşılaşıyorsunuz. Kahvaltı verilen bir mekan ama çay da içebiliyorsunuz. Her ne kadar çay deyince ” kahvaltı yapmayacak mısınız?” gibi şaşkın bir soru ile karşılaşsanız da… Ortamın derme çatmalığı da büyük bir hayal kırıklığı. Aklımdaki keyifli mekan anlayışı bin parça ki burada koca adam beni uyarmıştı. Sorun bende, hayal gücümü dizginleyemediğim için parçalar bu kadar fazla kalbimde:)

Alabileceğiniz elle tutulur bir hediyelik eşya da olmayınca en mantıklı ve bence kesinlikle en güzel şey taze kesilmiş bir demet lavanta. Biz orada iken fikir sahibi ile bir televizyon kanalı röportaj yapıyordu. Fikir harika gerçekten. Destek ve kredi almaları, Anadolu Efes Gelecek Turizmde projesi ile işbirliği halinde olmaları da çok güzel. Evet her şey bir anda olmuyor, buna da katılıyorum ama aracı park ettiğimiz yerdeki çer çöp, kullanılmayan traktör parçaları vs. Bunlar hep mi olur ya? Hasadın ilk yarısında -biz 12.07.2017 tarihinde oradaydık- kırk bin turist gelmiş ve bu sayısının seksen bini bulması bekleniyormuş. Bu kadar az zamanda bu kadar turist ağırlanıyorsa işler daha özenli olabilir diye düşünüyorum. Yine de amacım yıkıcı değil yapıcı olmak. Yapılmaya çalışılan iş gerçekten harika. Daha iyi olacağına kesinlikle inanıyorum. Bu fikir sayesinde artık köklü firmalar lavanta yağı ithal etmeyip buradaki üretimden satın alıyormuş. Bu tip eleştirilerle bir kaç yıl sonra daha güzel işler görebilmeyi ümid ediyorum. Siz ne düşünüyorsunuz merak ediyorum?

Not: Yakın zamanda Adatepe’ yi gezdim, kesinlikle örnek alınabilir. Ayrıca bir kaç sene önce Mardin’ de gezdiğim Deyrülzefaran Manastırı’ nı da tek geçerim. Ve tabi Safranbolu ki esnafın şark kurnazlığı yapmadığı nefis bir ilçemiz, gitmediyseniz kesinlikle gidin.

0

Outliers

Bir çocuğu büyütmek, onun sorumluluğunu almak, geleceğine yön vermek. Bunların hepsi zor hem de çok zor. Ama sevgisi her şeyi kolaylaştırıyor. Hep diyorum ya en büyük isteğim onların mutlu bir çocukluk geçirebilmelerini sağlamak, hatıralarında güzel anlar bırakmak. Onlarla birlikte ben de her gün yeni şeyler öğreniyorum, büyüyorum. Ve büyürken onların yoluna bir ışık daha koyabilmek için sürekli okuyorum, araştırıyorum. İşte bu kitapta onlardan biri. Başarılı insanlar neden başarılı olur?

Benim hayat mottolarımdan biri de “ne yaparsan yap tutkuyla yap!” Çocuklarımda bu minval üzere hayatlarında yol alsınlar, yaptıkları işten keyif alsınlar ve memlekete faydalı olsunlar. Bu kitabın alameti farikalarından biri de çocukların gelecekleri ile ilgili kararlar verirken başarılı olmaları için hangi verilerin önemli olduğunu anlatması. Ve bazı cümleler var -ki bunlar bilimsel araştırmaların sonucu- kimi buna şans kimi kader der, onun ne kadar büyük bir faktör olduğu…

Ayşe Arman bir röportajlarında yaptığınız işte profesyonel olabilmek için on bin saat çalışmak gerekir diyordu, röportaj yaptığı kişi. Çalışmak, çalışmak, çalışmak. Hiç durmadan, yorulmadan çalışmak. Ve çalışırken ne istediğini bilmek. Bundan başka nelere ihtiyacınız olduğunu okuyun anlayacaksınız. İster çocuklarınız için ister kendiniz için okuyun. Dili çok akıcı inanılmaz keyifli bir kitap. İki çocukla beş günlük bir tatilde bitirdim. Vakti bol olan biri için bir günlük okumaya bakar.

Not: Bu kitap ile Özgür Bolat’ ın kitabı birbiri ile çok örtüştü. Okuma listenize onu da alın lütfen. Detayları çok yakında paylaşacağım.