0

İki Çocukla Pure Selectum

İki çocuk dedin mi, herkesin söyleyecek sözü oluyor illa ki! Ama mesele sizin çocuklarınızı tanımanız ve tatilden ne beklediğiniz? Açıkçası benim beklentim yemek, ütü gibi ev işleri düsünmeden, Emre yemeğini yesin diye kırk takla atmadan üç beş gün geçirmek. Eh olursa da -aslında beni en çok heyecanlandıran:)- iki satır okuyup yanında soğuk/sıcak bir şeyler hüpletmek:) Oldu mu? Oldu valla!

Sabah 06:30 da kendi aracımızla Bursa’ dan Antalya’ ya yola çıktık. Çocuklar yolun çoğunu uyuyarak geçirdikleri için sadece bir kez durduk. Öğleden sonra odamıza yerleştik. İlk gün Emre’ nin alışma/sınırları test etme hali vuku bulduğu için gerilimli geçti. Hatta bir ara “seneye kesinlikle tatil yok! Yeter, iki çocuklu kadınsın otur evinde!!!” bile demiş olabilirim. Ama ertesi gün hemen bir düzen ve görev dağılımı yapıp rahata erdik. Emre’ yi babasına satıp pardon verip ben Defne ile takıldım. Deniz havuz keyfi yapamadık tabi. Kafamı suya sokup serinleme şeklinde üç dakikalık seanslarla mutlu oldum. Ama koca adamı düşününce ben iyi durumdaydım zira Emre’ nin peşinde havuz havuz koşmaktan lokal yanıklar meydana geldi:)

Oteli çok begendik. Hatta o kadar beğendik ki üç gece olan tatili bir gece daha uzattık. Otelin denize yakınlığı çok iyi. Evet biliyorum bütün beş yıldızlı oteller denize sıfır ama villa şeklindeki odalar kocaman arazi içine serpiştirilince ve size en uçtaki oda denk gelince vay halinize! Bu otelde böyle bir ihtimal yok. Tüm odalar ana binada. Alt kat restoran. Oradan yüz metre kadar yürüdünüz mü hooop denizdesiniz. Otelde tek bir havuz var. Ama kocaman, gerçekten kocaman devasa bir havuz. Bir tarafı basamaklı, su seviyesi topuğunuzu geçmiyor. İçine şezlonglar koyulmuş. Çocuklar için basamaklı kısım favori tabi önündeki şezlonglarda. Ama şezlog sıkıntısı olmadığı için telaşa gerek yok. Ayrıca havlu kart gibi zımbırtık işler de yok. Havuzun bir tarafında Kids Club var. Aktiviteleri gayet güzeldi, son gün takıldık. Ama çocuk odaklı bir otel olmadığı için kafanızda şişmiyor:) Çocuklu aileler için deniz kenarında çok iyi ücretsiz pavillon kullanımı beni on ikiden vurdu diyebilirim. Bu segmentte gittiğim hiç bir otelde böyle güzellik görmedim. Biz her gün deniz kenarında takıldık. Defne’ yi rahat rahat emzirdim, öğlen Emre’ ye yemeğini yedirip uyuttum, bazen yemeğe gitmeyip atıştırdık. İskele de yetişkinler için çok güzel tasarlanmış ki çocuksuz tatilciler oradaydı, biz uzaktan baktık:) Gün boyu yemek seçenekleri, acaba şöyle olabilir mi dediğinizde “çocuk için mi istiyorsunuz? Hemen!” cevabı, personelin inanılmaz motive hali…Kısacası biz çok beğendik. Tekrar gidebilir, herkese de tavsiye ederim!

Evet otelin adı dimi:) Selectum Luxery Resort/Belek

Not 1: Size bir mutlaka yapın listem var: Bir kere tatili bir konsere denk getirin. Biz Mustafa Sandal’ ı seçtik. Nostaljik oldu, çok keyifliydi. Çocuklarla konser nasıl oldu derseniz onları uyutup lobinin terasındaki cafede çayımı içip dans ettim! Hayat çok güzel:)

Not 2: Mutlaka ama mutlaka öğlen on ikide başlayan dönerini yiyin. Otelin yemekleri çok güzel ama etleri şa-ha-ne! Bunu da bir beş yıldızlı otel için ilk defa söylüyorum dikkatinize.

Not 3:Otelin neyini beğenmedin derseniz yani çok dert değil benim için ama pastanesi çok zayıf hatta kötü. Lobide olması da ayrıca kötü. Yani öylesine yapılmış gibi. Otelin girişinde resepsiyon da yok. Masalar var. O da pek hoş değil. Zaten dekorasyon da çok ağır. Ama dedim ya bunların hiç biri benim için dert değil. Deniz yakın, hizmet iyi, yemekler güzel daha ne olsun?

Not 4: Otelin çarşaf gibi denizini -bazı günler öğleden sonra dalgalı- ve kenardaki pavillion fotograflarını bulamadığım için koyamadım:(

0

Aliya

Uzun zamandır kitap tavsiyesi vermiyorum. Arayan, soran, okuyamıyor musun artık diyen:) Şaka bir yana ister istemez okumalarım azaldı ama asla bitmedi, bitemez. İki satır da olsa fırsat bulduğum her an okuyorum. Bu kitap da elimde uzun süre kaldı ama nihayet serin bir yaz gününde bitiverdi.

Rıfat N. Bali’ nin kaleme aldığı ülkemiz yahudilerinin 1948 yılında kurulan İsrail devletine göçünü anlatıyor. İlk yüz sayfa çok sıkıcı. Nerden aldım bu kitabı elime okunacak onca şey varken dedirten ama sonrasında çorap söküğü gibi akıp giden bir hikaye. Her şey bir yana neden okunası biliyor musunuz? Empati kurabilmek için okuyun. Eşzamanlı olarak Altan Öymen’ in Değişim Yılları’ nı da okuduğum için ayrıca ilgimi çekti. Çapraz sorgulama oldu diyebilirim. Tarihe meraklı olmayı gerektirmeyecek kadar güzel, akıcı bir dille yazılmış.
Tavsiye ediyorum ama kamuya açık alanlarda okurken “her şey İsrail’ lilerin başının altından çıkıyor” gibi abuk, basit siyasi yorumlara hazır olur. Bir ara kitabı kaplamayı bile düşünmüştüm:)

0

Fazıl Say

Çocukken TRT’ de pazar günleri “Pazar Konseri” diye bir program vardı. Benim yaşımda olanlar – burada yaşımın önemi yok- mutlaka hatırlayacaktır. İşkence gibiydi! Bir sonraki programda çok cazip değildi belki ama pazar konseri de çocuk halimizle gerçekten çekilmezdi. Yıllar geçtikçe müzik zevklerim değişti. Kulağım evrildi diyebilirim. Yazı yazarken, evde iş yaparken usulcacık çalan klasik müzik beni mutlu etti. Vivaldi’ nin neşeli tınıları, Mozart’ ın iddialı notaları ruh halimi belirledi. Bazen bahar, bazen kış. İsimlerini çok aklımda tutamasam da -ah gitgide zayiflayan hafızam- duyunca mutlu olduğum melodilerin sahiplerine ilgim arttı.

İşte bunu bilen sevgili arkadaşım, iş yerinde içilen kahvelerin muhabbetli yanı @feraye_gulum bana Fazıl Say’ ın Çocuklar İçin albümünü hediye etti. Dinlemek için epey bekledim. Sıradan bir zamana, araya dereye sıkıştırmadım:) Ama gelin görün ki pek hayal ettiğim gibi çıkmadı. Kısacık parçalar, araya giren ve sürekli açıklama yapan bir ses! Oysa ben akıp giden, bir ilkbahar sabahı tek başıma yürüdüğüm çiçekli bir yol hayal etmiştim… Hatta Defne ile bol bol dinleriz dedim ama iki kez dinleyip kapak tasarımına bayıldığım için rafta görseli kalacak şekilde yerini aldı. Acaba dinleyip benim gibi düşünen ya da beğenen var mı?

0

İşsizlik Var Mı?

Ben bu ülkede işsizlik olduğuna inanmıyorum. İstatistikler ne derse desin, iktidar partisi ile muhalefet partileri rakamları istediği kadar farklı olsun. Ben işsizliğe inanmıyorum. Çalışan, çalışmak isteyen, çalışmaya mecbur olan herkesin bu ülkede ekmek yediğini her gün görüyorum. Motor kurye olarak çalışan kadın, serebral palsili çocuğu için instagramda sarma yapıp satan kadın, hamallık yapıp her ay bir günlük gelirini bir hayır kurumuna bağışlayan adam ve daha niceleri… Biz üç milyon Suriyeliyi ülkemize aldık ve doyuruyoruz. Onları her denetimde görüyorum. Ve işverenler şunu söylüyor, bizim insanımızın beğenip yapmadığı işleri yapıyorlar. Ha onlarda bir kaç yıl sonra alışır, değişir bilemem…

Dün bir kargo şirketi çalışanları ile tartışıp sinirimi bozdum. Ben bunu kargo şirketleri ile ayda bir kez yaşıyorum. Artık şikayet de etmiyorum. Çünkü biliyorum yapabilecekleri bir şey yok. Çünkü onlar ne söylerse söylesin mesele oradaki insanda bitiyor. Herkes kolay yoldan para kazanmak istediği ve yaptığı işten memnun olmadığı için bu tatsızlıklar yaşanıyor.

Yıllar önce İstanbul’ da çalışırken büyük bir kargo şirketinin Avrupa yakası dağıtım merkezini denetlemiştim. Gönderilerde yüzde beş hata olduğunu söylemişti insan kaynakları sorumlusu. Nedense ben genelde o yüzde beşin içinde oluyorum!

Çalışmanın tadını, emeğin kıymetini anladığımız insanlarla bu ülke kalkınır. O zaman yollar daha güzel aşılacak. Bordro mahkumu diye türetilen bir deyimi iş hayatında söylediğimiz sürece bu yollar hep virajlı olacak..

Not 1: Fotoğrafta gördüğünüz tatlıyı komşum yollamıştı. Sunumun şıklığına bakar mısınız? Komşudan komşuya gelen bir tatlıda bu kadar zarafet varken insan ekmeğini kazanırken neden bu kadar hoyrat ve özensiz anlamış değilim!

Not 2: Bebeğim tabi ki Ankara’da Lale Hanım’ ın ellerinden:)

0

Mahremiyet

Geçen yazımda bahsetmiştim, Emre’ yi ev dışında bensiz keyifli vakit geçireceği aktivitelere götürüyorum diye. Jimnastik için bir ayı doldurduk. Bayrama iki hafta var. Sonrası için planlarım olduğundan yeni bir kura yazılmadım. Ama Emre sporu çok sevince hadi bir yüzme kursu deneyelim dedim. Evimin hemen yanında Kidsfit‘ in iki haftalık hızlandırılmış yüzme kursunu duyunca balıklama kayıt yaptırdım:)

Dersler yine bize çok yakın spor merkezi Spor Town havuzunda profesyonel ve çok ilgili eğitmenler eşiliğinde gerçekleşiyor. Bir çok anaokulu da yaz için bu havuzu kullanıyor. Tesis tüm bunlara cevap verebilecek kapasitede. Soyunma odaları, anne-erkek çocuk, anne-kız çocuk, baba-kız çocuk, baba-erkek çocuk şeklinde gayet güzel ayrılmış. Ama gelin görün ki bazı anneler fütursuzca kız ya da erkek çocuklarını merdiven boşluklarında, herkesin gelip geçtiği yerde kabak gibi soyup giydiriyor! İlk gördüğümde inanamadım. Zira bahsettiğim çocuklar sekiz on yaşında! Ki ben yaşı ne olursa olsun çocukların -bebeklerin de- kıyafet değişimlerinin herkesin içinde yapılmasına karşıyım. Çocuk tacizi,istismarı, tecavüzü bu kadar artmışken, ortalık bir sürü sapık doluyken nasıl çocuğunuzu ortalık yerde böyle teşhir edersiniz diye bağırmamak için kendimi zor tutuyorum. Ben Emre’ ye soyunma odasında bile cinsel organını nasıl örtmesi, nelere dikkat etmesi gerektiğini anlatıp öğretmeye çalışırken, çocuk merdivenlerden çıkarken bombardımana maruz kalıyor. Ve “anne noluyor diyor?” Artık görmemesi için onu kucağıma alıp hızlıca orayı geçiyoruz.

Bu olayı yaşadıktan sonra bir kaç ay önce bir arkadaşımla yaptığım sohbet aklıma geldi. Arkadaşımın eski evi şehir merkezinde ve bir cephesi ara bir sokağa bakıyormuş. Geceleri koca koca adamlar o sokağa gelip çişlerini(!) yapıyormuş. Öyle çok oluyormuş ki arkadaşım bunu görmemek için o pencerenin perdesini sürekli kapalı tutuyormuş. “Ama ne fark ettim biliyor musun Zuhal?” dedi bana ve devam etti “gündüzde o sokağa kadınlar erkek çocuklarını getirip çişlerini yaptırıyordu!”  Ne dersiniz, fazla söze gerek var mı?

Not 1: Defne’ yi babaanneye bırakıp bu kursa Emre ile gittiğimiz için hızlıca gidip geliyoruz. Ama önümüzdeki hafta bu konuyu spor merkezinin yönetimi ile konuşmayı planlıyorum.

Not 2: Bu olayın gölgesinde kalsın istemem gerçekten havuzda çalışan tüm eğitmenler çok ilgili bilginiz olsun:)