0

Kardeş Kıskançlığı

Olmazsa olmaz, bir doğa kanunu! Ama anne için yürek sızısı diyebilirim. Çok şükür etkileri azalarak devam ediyor:) En başa gidip maceramızı anlatayım. Biraz uzun olacak hazırsanız, vaktiniz varsa başlayın:

Hamileliğimin yedinci ayı itibari ile yaşadığım sıkıntılar nedeniyle Emre’ yi kucağıma alamadım ki bu onun için de benim için de çok zor oldu. Ama ben ona bunun nedenini anlayabileceği kadar anlattım. Çilek yemeye başladığımızda kerdeşin gelecek ve seni kucağıma yine alabileceğim gibi gibi. Doktor kontrollerine birlikte gittik ve “lütfen annemi iyi eder misin doktorcum?” diyerek beni ağlattı… Her neyse doğum başladığında o zaten uyuyordu ama sabah kardeşi doğunca yanımıza geldi ve gece dördümüz hastanede birlikte kaldık. Sorunsuz eve döndük. Ama on beşinci gün civarında sıkıntılar başladı. Bunların neler olduğunu yazıp ileride oğlumun istemeyeceği bir anı bırakmak istemediğim için paylaşmayacağım. Ama beni ziyadesiyle üzen bu hal ile nasıl başa çıkacağımı bilemiyordum. Gerçekten bu çaresizlik. İnsanın iki parçaya bölünüp hiç bir tarafa yetememesi imiş. Koca adamla bu durumu paylaştığımda “geçer hayatım üzülme, hepimiz böyle büyüdük…bla bla bla” gibi konunun üzerinden teğet bile geçemeyince derin bir nefes alıp profosyonel yardım aramaya başladım. Tabi bu arada fikirlerine güveneceğim arkadaşlara durumu anlatıp çözüm arıyordum. Betül Mardin’ in çok sevdiğim bir sözü var: Eğer sen kendi hayatın üzerindeki kontrolünü kaybedersen başkaları ele alır ve sonuçlar istediğin gibi olmayabilir. (Tam olarak bu olmasa da özü itibari ile böyleydi:))

Hemen Emre’ nin sevip iyi vakit geçirebileceği, evden de çıkabileceği ama benim onu kendimden uzaklaştırdığımı düşünmeyeceği aktivite arayışına girdim. Ve yine Kindyroo imdadıma yetişti. Yeni mekanlarında jimnastik dersleri de başlamış. Haftada iki gün bir saat, neden olmasın dedim. İki haftalık Defne, üç yaşında Emre ve lohusa ben atladık arabaya gittik. İlk ders Emre beni yanında istedi. Dönüş yolunda konuşup onu oyun odasında Defne ile bekleyeceğimi anlattım. Öğretmenleri ile de durumumuzu görüşüp özellikle dikkat etmelerini -sınıftan çıkıp beni görmek istediğinde yeni bir aktiviteye yönlendirip, onu beklediğim yönünde iknaya çalışmaları hususunda- rica ettim. Üçüncü derste her şey tamamdı! Derse arkasına bakmadan koşarak gidiyor, ders bitince de koşarak gelip bana sarılır hale geldi. Defne’ yi emzirmek hiç sorun olmadı. Hatta uykusuzsam yanına kıvrılıp uyuduğum zamanlar dahi oldu. Bir ay devam ettik hepimize iyi geldi. Zamanı keyifli geçirdik ve ben yalnız olduğum için zaman hızlı geçti.

Ama evdeki sıkıntılarımız yine devam ediyordu. Yakın arkadaşım Çocuk Psikologu Amber Dalmaz Urfalı ile telefonda uzun uzun konuştuk. Bursa’ da yaşamadığı için sadece telefonla bana destek olabiliyordu. Ve mutlaka bir uzmanla görüşmemi tavsiye edince daha öncede Emre için gittiğimiz Ayşegül Alkış’ tan randevu almaya karar verdim. Fakat Emre’ yi jimnastiğe götürdüğüm bir gün  Kindyoo’ dan Ahmet Bey ile ayaküstü konuşurken neden Kindyroo’ nun psikologu ile görüşmediğimi sordu. Bende alanında yetkin, tecrübe sahibi biri olsa -Kindyroo’ nun daha önceki piskologları genelde yeni mezun oluyordu ve beni pek memnun eden cevaplar verdiklerini söyleyemeyeceğim- iyi olur dedim. Yeni çalışmaya başladıkları Aysel Şentürk’ ün on sekiz yıldır çocuklar üzerinde çalıştığını, bir denememi, memnun kalmazsam yine istediğim yere gidebileceğimi söyleyince denemeye kara verip randevu aldım. Ve bingo! Bir saat görüştüğüm Aysel Hanım hem bana hem de Emre’ ye iyi geldi. Bana verdiği ufak tiyolar inanın hayat kurtarıyor diyebilirim. Benim durumumu tahlil etmesi, anlaması ve aynı yollardan kendinin de geçmiş olması da benim ikna olmamada önemli oldu. Bir saat süren görüşmeden çıktığımda ne yapacağımı biliyordum. Kendime güvenim tam eve geldim ve iki gün içinde gözle görülür mesafe kat ettik. Her geçen gün de yol almaya devam ediyoruz. Biliyorum bu uzun soluklu bir maraton ve biz ebeveynlerin rolü çok önemli. İleride ne Emre’ nin ne de Defne’ nin çocukluğuna dair kendi adıma pişmanlık yaşamak istemiyorum. Aynı şekilde onlarında çocukluklarını anımsadıklarında mutlu hissetmeleri en büyük arzum. Keşkelerin ve pişmanlıklar bu güzel günleri gölgelemesine izin vermemeye kararlıyım. Çünkü kardeşin ne değerli olduğunu yaşayarak öğrendim. Anne olarak da iki çocuk sahibi olmanın ne büyük lütuf olduğunun farkındayım.

Yaşı kaç olursa olsun kardeş kıskançlığı kaçınılmaz. Size tavsiyem benim gibi yalnız bir anneyseniz mutlaka yardım alın. İmkanınız varsa büyük çocuğunuzla aktivitelere katılın. Herkes keşke kreşe verseydin -psikologumuz dahil- dese de bu konudaki hassasiyetim nedeniyle pişman değilim. En önemlisi içinizden gelen sese kulak verin. Susturun diğer tüm sesleri, annelik içgüdülerinizi dinleyin. O, en doğrusunu size söyleyecektir.

Bu süreçte beni dinleyerek, kitap göndererek, tavsiye de bulunan tüm dostlarıma da sonsuz teşekkür. Ben çok şanslıyım biliyorum ve bunun için her zaman şükrediyorum.

Not: Bu yazının altına yine Kindyroo reklamı yapıyorum diye abuk yorum yapanlar olacaktır. Hakaret olmadığı sürece yayınlayacağım. Ama peşin söyleyeyim her şeyin parasını ödüyorum ve yakında onların da beğenmediğim yanları var. Yakında yeni bir araştırma yazısı ile karşınızda olmayı planlıyorum. Kindyroo’ da benden nasibini alacak merak etmeyin. Ama bu onların iyi olduğu tarafları değiştirmez:)

Not 2: Kitapları henüz okumadım. Traccy Hogg’ un kitablarını çocukluk arkadaşım gönderdi. Bu süreçte beni dinleyerek inanılmaz destek oldu. Henüz bitiremedim. Bitirince yorumlarımı paylaşacağım!

Not 3: Okunacaklar kitapların boyu 50 cm oldu. Ama ümitliyim tatilde çok okuyacağım:)

Reklamlar
0

Ve İki

22 Nisan hayatımın en güzel ikinci günü oldu, ilki ile eşdeğer. Sanırım bir kadının hayatında yaşayacağı en güzel anlardan biri, doğum sonrası geldiği odada bebeğinin kucağına verilmesi. Allah isteyen herkese nasip etsin. Felaket tellalları ve işte şimdi mahvolduncuların bakışlarına rağmen Defne kelebeği ile dansımızın 49. günündeyiz. Bu sefer daha rahatım çünkü tescilli ve tecrübeli bir anne olarak ağlamalarından kendimi sorumlu hissetmiyorum:) Etrafın saçma sapan yorumlarına üzülmüyorum. İlk günler emmeyen bebeğim ve gelmeyen sütümü hiç dert etmedim. Çünkü yaşanmışlık ve iki yıl doya doya emzirilmiş bir ağabey var:)

Bugüne kadar yazmak için çok fırsatım oldu ama kendimi hazır hissetmedim. Oysa Emre’ de -evde sürekli kardeşimin benimle olmasına rağmen- uyumaya, yemek yemeye, duş almaya bile vakit yoktu. Şimdi daha dingin ve sakinim. Tüm gün evde Emre, Defne ve ben birlikteyiz. İkinci çocuğu düşünen ya da bekleyen tüm annelere tavsiyem sakin olun. İçinizdeki huzur önce sizi sonra bebeğinizi saracak emin olun. Böyle anlatıyorum diye sanmayın ki her şey toz pembe. Değil tabi! Ben de uykusuzum, yorgunum ama daha organize ve yardım taleplerine açığım. Ben sakin kaldıkça işler daha hızlı yoluna giriyor. Kimseye tavsiye vermek haddim değil ama korkutmak için de burada değilim. Biliyorum ilerleyen günler daha zor olacak -emeklemesi, yürümesi, ek gıdası- ama keyfi de daha çok olacak.

Bu süreçte beni en çok üzen kardeş kıskançlığı oldu. Bunun için kendimi ne kadar hazırlasam, okusam araştırsam da Emre’ nin bir andaki değişimi beni hem çok şaşırttı hem de üzdü. Lohusalık denen duygusal yoğunluğun bendeki yansıması belki yüzde ondur. Çünkü doğumun ikinci gününden itibaren bedenimdeki tüm rasyonel damarlar aynı hızla beynime kan pompalıyordu:) Emre benim ilk göz ağrım ve her ikinci çocuğu olan anne gibi ona haksızlık yapıp yapmadığım duygusu ile çok mücadele verdim. Emre’nin Defne ile yaşadığı alışma süreci beni üzmedi desem yalan olur. Bununla ilgili yaptıklarım sanırım bir sonraki yazımın konusu olacak. Şimdilik bir merhaba demek istedim. Siz de iyi misiniz?

Not: Fotoğrafta gördüğünüz tebrik yazısı ve güzel hediyesi görmeden sevdiğim güzel arkadaşım Elif’ e ait. Üç arkadaş kurdukları kidslivingetc ile harika işler yapıyorlar, bir göz atın derim:)