Acı Gerçekler

Öncelikle şunu belirteyim, bu yazı siyasi içerikli değildir. Kimsenin bu konuda yorum yapmasına izin vermeyeceğim. Lütfen yorum yaparken bunu iki kez düşünün.

2012 yılının Eylül ayından itibaren Bursa Nilüfer’ de yaşıyorum. Yaşadığım şehri de, mahalleyi de, evi de gelir gelmez çok sevdim. Hafta içi işimin telaşesi, hafta sonu özel hayatımın hareketi bana fazlasıyla yetiyordu. Zaten evde çok vakit geçirmiyordum. Ta ki Emre doğup tüm gün ve tüm gece evde vakit geçirene kadar. Öce evin defolarını -yatak odam yan komşunun mutfağı ile bitişikmiş, yalıtım denen şey henüz bina yapılırken (2005) keşfedilmemiş- fark ettim. Sonra mahallemde park olmadığını gördüm. Çocuğu ola her anne baba yakınında bir park ister. Hamile ise eşiyle yürüyüş yapmak ister. Doğum sonrası yürüyüş yapacağı yürüyüş/koşu alanları ister. Evimin yakınlarındaki imar planına baktığımda bir çok arsanın park alanı olduğunu ama otluk dikenlik olarak atıl kaldığını hayretler içinde fark ettim. Şanslıydım o günlerde evimin yakınlarındaki derenin ıslah çalışması için mahalleli seferber olmuştu. Belediyede bu kadar talebe kayıtsız kalamayıp zaten park alanı olan bölgeyi düzenledi. Zamanla fidan getirdi, yine zamanla -bunların hepsinin bir anda olmadığını özellikle belirtmek isterim- ışıklandırdı.

Bir yıl önce bu evimden taşındım. Taşındığım yeni evimin etrafında da yine aynı şekilde imar planında bir çok alan park olarak gözükse de otluk çöplük olarak duruyor. Taşındığım bu mahalle Nilüfer ilçesinde son iki yılda inanılmaz hızlı gelişen çok yeni bir alan. Buraya ruhsat veren belediye önceliği bu alanlara vermesi gerekirken ne yapıyor dersiniz? Mahalle muhtarı ve çevre sakinleri tarafından yapılan onlarca yazılı talebe rağmen 2017 yılı stratejik planında size park yok diyor. Yılda iki park yaptığını ki bu parkın tanımı da yüz metre kare bir alanı çevirip iki kaydırak bir salıncak, yanına da o saçma sapan bir çok çocuğun ciddi şekilde yaralanmasına sebep olan spor aletlerini koyup gitmek oluyor.

Nilüfer Belediyesinin ilgili birimlerine gönderdiğim maillere istinaden bana geri dönüş yapan beyefendi -adını zikretmeyi uygun bulmadığım için vermiyorum- sözlü olarak adresini verdiğim yere 2017/Mayıs sonunda park yapılacağını söylediği halde bunu yazıya dökelim dediğimde bundan kaçınmıştır. Şu bomboş araziye getirin fidan dikin diye öneri sunduğumda ellerinde fidan olmadığını söyleyerek beni dumura uğratmıştır! Bunu aklınız alabiliyor mu koskoca Nilüfer Belediyesinin elinde bırakın yetişkin ağacı dikecek fidan yok. Ben alıp dikeyim sen bakımını yap dediğimde ise bin dereden su geliyor ama belediyenin tankerinden benim fidanlarıma yine su gelmiyor…

Oturduğum sitenin arsa sahiplerinin gayretleriyle kentsel dönüşümden sökülen beş ağaç dikildi şimdilik bu araziye. Devamı gelir mi sorularına inanın dalga geçer gibi yanıtlar geliyor. Şimdi Nilüfer Belediyesinin sosyal medya hesaplarını açın bakın “yeşil Nilüfer, güzel nilüfer” sloganlarından geçilmiyor. Ama gösterdikleri yerler en az otuz kırk yıllık yerleşimin olduğu yani zaten parkı/yeşili mevcut olan mahalleler. Gerisi kedi evi, köpek maması, baharda caz festivali işte size Nilüfer Belediyesi!

Bana dikeceği fidan için 2020 yılına gün veren belediyeciliği kimse anlatmasın! Park alanı olan yerleri “insanların aklında park alanı olarak kalmasın yarın düşeş olur birine veririm mantığıyla otluk bırakan bu zihniyeti asla anlamadım, anlamayacağımda…

Ertuğrulkent mahallesinde park alanı olan bölgeyi bir özel okula verip bambaşka bir yerde onlar bize kendi arazilerini park alanı olarak verdiler diye açıklama yapıp üstüne bir de dalga geçer gibi adamların arta kalan araziyi “bu park alanı …..okulunun katkılarıyla yapılmıştır” diye tabela astıran Nilüfer Belediyesini anlamıyorum, anlamayacağımda….

Yaklaşık altı yüz metre kare bir alanı önce park alanı yapıp -otuz kırk santimlik fidanlar ve devasa oyuncaklar- sonra bunun ortasına  yine yaklaşık yüz otuz metrekarelik alanı birine verip çocuklar için saati ücretli oyun cafeye çevirmek, gölge istiyorsan parasını buraya ödersin demek neyin kafasıdır anlamadım, anlamayacağım…

Bursa denince akla ilk gelebilecek, ara sıra facebookta “İtalya’ da olsa bilirdiniz ama burası Bursa’ da” diye tanıtılan Gölyazı’ da bir yel değirmenini restore edip instagram hesabında paylaşan Nilüfer Belediyesi, sen hiç hafta sonu Gölyazı’ ya gittin mi? Arabanı koyacak yer, çöpten yürüyecek yol bulamazsın. Göl kenarı Mayıs’ ta kokmaya başlar artık havalar soğuyana kadar… Buranın İtalya ile farkını anlatmak için illa bir kafede hafta sonu kahvaltı alıp, aslında yirmi beş kuruş bile vermeyeceğin zeytin peynire en az yirmi beş lira ödeyip çıkmak mı gerekir? Bunu anlamadım, anlamayacağım…

Dostlar bu konuda ben daha neler yazarım neler… Biliyorum yazmakta bir işe yaramaz ama olsun yine de buraya kayıt olsun. Ben bu işin peşini bırakmam, 2020 ye kim öle kim kala. Benim çocuklarım parktaki ağacın gölgesinde koşamasa da onların çocukları koşabilsin diye uğraşmaya devam edeceğim:)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s