1

Hamilelik Goygoyları Vol3.

Şimdi de sıra kullandığım kremlerde. Aslında bu kremlerin hamilelikle pek alakası yok. Emre’ ye hamile kaldığımdan beri yediğim içtiğim her şeye dikkat ettiğim kadar kullandığım krem, şampuan, makyaj malzemesi vb. de dikkat ediyorum. Yüzde yüz kaçamasam da kimyasal olanı mümkün mertebe bedenimden ve etrafımdan uzak tutmaya çalışıyorum. İşte kullandığım ve çok memnun kaldığım kremlerim ve temizleyicilerim:

Duş alırken ve yazın yüzümü yıkamak için Bioderma Whıte Objejtive günlük yıkama jelini kullanıyorum. Yazın daha çok yağlanan ve gözenekleri büyüen cildime çok iyi geldi.

Dermalogica Microfoilant toz temzileme ürünü. Peeling yapmış gibi bir etkisi var. İki güne bir kullanmak iyi diyor uzmanlar. Ama ben zaten işe gitmediğim zaman cildime bir türlü düzenli bakamıyorum. Yazın gerçekten hissedilir bir etkisi var bende.

Yves Rocher’ in shea yağlı el kremi. Bu krem de son dönem favorimlerimden. Sanırım Aralık ya da ocak ayında üyelerine hediye olarak verdi marka bu kremi. Çok da iyi yaptı. O günden sonra işte, evde, çalışma masamda, çantamda bir tane olmak üzere her yere serpiştirdim. Kokusu -shea ne de olsa- harika, hızlı emiliyor. Etkisi de güzel.

Yüzüme nemlendirici olarak Yves Rocher’ in yağsız normal ciltler için olan kremini kullanıyordum. Yazın çok iyi oluyor, yağlandırmadan nemlendiriyordu ama hamileliğe bir de sert geçen kış eklenince yetmemeye başladı.  Bunun üzerine eczane ürünü olan La Roche Posay’ ın Cicaplast’ ını kullanmaya başladım. Gün aşırı, duş sonrası. Çok iyi geldi ama hamilelik sonrası durumumuz ne olur bilemiyorum. Zira benim cildim için yağlı gelebilir. Bakalım bekleyip göreceğiz.

Dermalogıca’ nın fotoğraftaki barier repair ürünü de kışın soğuk günleri için inanılmaz bir kalkan. Yine hamilelik mi soğuk mu bilmiyorum bu kış yanaklarımda kılcal kızarıklıklar oldu. Bu sorunu sabah evden çıkmadan bu kremle bertaraf ettim. Çok çok pahalı ama üç yıl kullanım süresi ile gönüllere su serpiyor diyebilirim. Bu raf ömrü ne kadar organik sormayın ama olur mu?

Loccitane Akasya kokulu vucüt sütü. Tek kelime ile şımarıklık. Ama çok iyi geliyor:)

Ve Yves Rocher organik lavantalı ayak kremi. Çok çok memnun kaldım. Zira ayak bakımına son derece önem veriyorum. Bunun için neler yaptığımı bana burada anlattırmayın:) Her duş sonrası yumuşacık ayaklara iki dakikalık masajla çok iyi geliyor. Bu konuda hassas olan herkese tavsiye ederim. Yok ben yüzüme bir kremi zor sürüyorum bir ayağım eksikti derseniz onu da anlarım, sallayın gitsin!

Benden bu kadar kızlar. Siz bu yazıyı okurken belki de ben ikinci bebeğimi kucağıma almış olurum:)

0

Acı Gerçekler

Öncelikle şunu belirteyim, bu yazı siyasi içerikli değildir. Kimsenin bu konuda yorum yapmasına izin vermeyeceğim. Lütfen yorum yaparken bunu iki kez düşünün.

2012 yılının Eylül ayından itibaren Bursa Nilüfer’ de yaşıyorum. Yaşadığım şehri de, mahalleyi de, evi de gelir gelmez çok sevdim. Hafta içi işimin telaşesi, hafta sonu özel hayatımın hareketi bana fazlasıyla yetiyordu. Zaten evde çok vakit geçirmiyordum. Ta ki Emre doğup tüm gün ve tüm gece evde vakit geçirene kadar. Öce evin defolarını -yatak odam yan komşunun mutfağı ile bitişikmiş, yalıtım denen şey henüz bina yapılırken (2005) keşfedilmemiş- fark ettim. Sonra mahallemde park olmadığını gördüm. Çocuğu ola her anne baba yakınında bir park ister. Hamile ise eşiyle yürüyüş yapmak ister. Doğum sonrası yürüyüş yapacağı yürüyüş/koşu alanları ister. Evimin yakınlarındaki imar planına baktığımda bir çok arsanın park alanı olduğunu ama otluk dikenlik olarak atıl kaldığını hayretler içinde fark ettim. Şanslıydım o günlerde evimin yakınlarındaki derenin ıslah çalışması için mahalleli seferber olmuştu. Belediyede bu kadar talebe kayıtsız kalamayıp zaten park alanı olan bölgeyi düzenledi. Zamanla fidan getirdi, yine zamanla -bunların hepsinin bir anda olmadığını özellikle belirtmek isterim- ışıklandırdı.

Bir yıl önce bu evimden taşındım. Taşındığım yeni evimin etrafında da yine aynı şekilde imar planında bir çok alan park olarak gözükse de otluk çöplük olarak duruyor. Taşındığım bu mahalle Nilüfer ilçesinde son iki yılda inanılmaz hızlı gelişen çok yeni bir alan. Buraya ruhsat veren belediye önceliği bu alanlara vermesi gerekirken ne yapıyor dersiniz? Mahalle muhtarı ve çevre sakinleri tarafından yapılan onlarca yazılı talebe rağmen 2017 yılı stratejik planında size park yok diyor. Yılda iki park yaptığını ki bu parkın tanımı da yüz metre kare bir alanı çevirip iki kaydırak bir salıncak, yanına da o saçma sapan bir çok çocuğun ciddi şekilde yaralanmasına sebep olan spor aletlerini koyup gitmek oluyor.

Nilüfer Belediyesinin ilgili birimlerine gönderdiğim maillere istinaden bana geri dönüş yapan beyefendi -adını zikretmeyi uygun bulmadığım için vermiyorum- sözlü olarak adresini verdiğim yere 2017/Mayıs sonunda park yapılacağını söylediği halde bunu yazıya dökelim dediğimde bundan kaçınmıştır. Şu bomboş araziye getirin fidan dikin diye öneri sunduğumda ellerinde fidan olmadığını söyleyerek beni dumura uğratmıştır! Bunu aklınız alabiliyor mu koskoca Nilüfer Belediyesinin elinde bırakın yetişkin ağacı dikecek fidan yok. Ben alıp dikeyim sen bakımını yap dediğimde ise bin dereden su geliyor ama belediyenin tankerinden benim fidanlarıma yine su gelmiyor…

Oturduğum sitenin arsa sahiplerinin gayretleriyle kentsel dönüşümden sökülen beş ağaç dikildi şimdilik bu araziye. Devamı gelir mi sorularına inanın dalga geçer gibi yanıtlar geliyor. Şimdi Nilüfer Belediyesinin sosyal medya hesaplarını açın bakın “yeşil Nilüfer, güzel nilüfer” sloganlarından geçilmiyor. Ama gösterdikleri yerler en az otuz kırk yıllık yerleşimin olduğu yani zaten parkı/yeşili mevcut olan mahalleler. Gerisi kedi evi, köpek maması, baharda caz festivali işte size Nilüfer Belediyesi!

Bana dikeceği fidan için 2020 yılına gün veren belediyeciliği kimse anlatmasın! Park alanı olan yerleri “insanların aklında park alanı olarak kalmasın yarın düşeş olur birine veririm mantığıyla otluk bırakan bu zihniyeti asla anlamadım, anlamayacağımda…

Ertuğrulkent mahallesinde park alanı olan bölgeyi bir özel okula verip bambaşka bir yerde onlar bize kendi arazilerini park alanı olarak verdiler diye açıklama yapıp üstüne bir de dalga geçer gibi adamların arta kalan araziyi “bu park alanı …..okulunun katkılarıyla yapılmıştır” diye tabela astıran Nilüfer Belediyesini anlamıyorum, anlamayacağımda….

Yaklaşık altı yüz metre kare bir alanı önce park alanı yapıp -otuz kırk santimlik fidanlar ve devasa oyuncaklar- sonra bunun ortasına  yine yaklaşık yüz otuz metrekarelik alanı birine verip çocuklar için saati ücretli oyun cafeye çevirmek, gölge istiyorsan parasını buraya ödersin demek neyin kafasıdır anlamadım, anlamayacağım…

Bursa denince akla ilk gelebilecek, ara sıra facebookta “İtalya’ da olsa bilirdiniz ama burası Bursa’ da” diye tanıtılan Gölyazı’ da bir yel değirmenini restore edip instagram hesabında paylaşan Nilüfer Belediyesi, sen hiç hafta sonu Gölyazı’ ya gittin mi? Arabanı koyacak yer, çöpten yürüyecek yol bulamazsın. Göl kenarı Mayıs’ ta kokmaya başlar artık havalar soğuyana kadar… Buranın İtalya ile farkını anlatmak için illa bir kafede hafta sonu kahvaltı alıp, aslında yirmi beş kuruş bile vermeyeceğin zeytin peynire en az yirmi beş lira ödeyip çıkmak mı gerekir? Bunu anlamadım, anlamayacağım…

Dostlar bu konuda ben daha neler yazarım neler… Biliyorum yazmakta bir işe yaramaz ama olsun yine de buraya kayıt olsun. Ben bu işin peşini bırakmam, 2020 ye kim öle kim kala. Benim çocuklarım parktaki ağacın gölgesinde koşamasa da onların çocukları koşabilsin diye uğraşmaya devam edeceğim:)

2

Hamilelik Goygoyları Vol 2

Bir başında bir de sonunda yazmış gibi oldum ama inanın ortası çok karışık geçti! Zor bir hamilelik ilkine kıyasla. Yaşımın ve sorumluluklarımın ilkine göre artmış olmasının da bunda etkisi çok fazla. Yine de şükür demekten öte bir lafım olamaz. Hamilelik bitmeden memnun kaldığım için paylaşmak istediğim bir kaç ürün var. Umarım deneyip siz de memnun kalırsınız.

Yukarıda fotoğrafta gördüklerinizin hepsi yağ. En sağdakini organik ürünler satın aldığım İpek Hanım Çiftliğinden Pınar Hanım’ dan satın alıdım. İlk hamileliğimde de kullanıp memnun kaldığı için tereddütsüz bunuda da çantama atıverdim. Fakat bu hamileliğimde inanılmaz bir kuruluk, cildimde gerginlik yaşadığım için ekstra ürün arayışına girdim. İlk hamileliğimde sabahları krem akşam yağ şeklinde bir rutinim varken, bu hamileliğimde sabah akşam yağ yetmedi gün içinde de kullanmaya ihtiyaç duydum. Duş sonrası kaşıntı ve gerginlikten uyuyamadım desem?! Hal böyle olunca yine doğal ne kullanılabilir diye araştırırken badem, kakao ve hindistancevizi yağlarının cilt için çok iyi olduğunu öğrendim. Badem ve hindistancevizi yağlarının kokularını hiç sevmediğim için hemen eledim. Geriye kakao yağı kaldı. Onu da aktarlarda daha önce gayet makul fiyatlara bulurken son dönem doğala yönelişin artması ile yurdum esnafının cinliğini tanıyınca vazgeçtim. Tam o sıralarda severek takip ettiğim Nur Bilen Yavuzer Loccitane marka badem yağını denediğini ve çok memnun kaldığını söyleyince bir kez bakmaya karar verdim. Mağazaya gidip ürünün kokusunu test edince aklımdaki ile alakasız olduğunu fark ettim. Cildimdeki etkisi de çok hoşuma gitti doğrusu. Yağ gibi değil, kolayca emiliyor ve inanılmaz pürüzsüz bir his bırakıyor. Tüm bunlar bir araya gelince bir defalık el yakan fiyatını görmeyi verdim. Ve iyi ki de görmemişim. Şu ara ikinci şişeyi kullanıyorum ve bundan sonra kesinlikle favori ürünlerimden biri bu badem yağı diyebilirim. Size de tavsiye ederim. En azından mağazalarından gidip denemelisiniz.

Fotoğraftaki üçüncü üründe Loccitane Shea yağı. Loccitane markası ile sanırım yedi yıldır tanışıyoruz. Neredeyse bütün ürünleri favorim. Ama çok pahalı ve burnundan kıl aldırmayan, yılın sadece belli zamanı -ocak temmuz- belli oranlarda sayılı üründe indirim yapan bir marka olduğu için öyle her aklıma estiğinde gidip istediğimi alamıyorum. Bu durumda sürekli kampanyaları ve indirim zamanlarını kolluyorum. Shea yağı el kremlerinde zaten en favori kokum, tercihim. Hem saç hem vücut için olan bu yağı yüzde elli indirimde görünce hiç düşünmeden aldım. Yine etkisi harika. Denk gelirse bunu da inceleyin derim!

Şimdilik bu kadar ama devam var. Benden ayrılmayın!

Not: Hiç çatlağım olmadığını söylemeye gerek var mı?

0

Türkiye’ de Azınlıklar

Açsınız, hem de çok. Ve bu durumda seçme şansınız yokken önünüze gelen koca bir dilim pastayı ya da yarım tepsi baklavayı o açlıkla midenize indirdiğinizi düşünün! Oturdu dimi:) İşte Baskın Oran’ ın Türkiye’ de Azınlıklar kitabı bende biraz o etkiyi yaptı. Bir alt yapı -yani çok aç değilim ama tok da sayılmam- var ama bu kitap için çok yetersiz. Okurken dönüp araştırdığım, durup bir düşüneyim dediğim çok konu oldu.

Kitabın sunduğu en güze şey farklı bir bakış açısı. Bu duygu kitap okurken belki de en keyif aldığım şey. Ben bunu daha önce niye hiç düşünmedim diye kendime hayret ediyorum. En son Meryem Uzerli’ nin ülkeyi terk edip hayatımıza “tükenmişlik sendromunu” kattığı günlerde bir röportajında okumuştum. Cümleleri birebir hatırlayamasam da şöyle  “Evet ben Türk’ üm kendimi de Türk hissediyorum ama ana dilim Almanca. Ben tüm duygularımı yani kendimi en iyi bu dilde ifade ediyorum. Onun için buraya sığındım. Burada -Almanya- bir uzmandan destek almak istedim” diyordu. O gün resmen bir kapı aralanmıştı beynimde. Bu kitabı okurken de bazı konularda öyle oldu. Yine katılmadıklarım, şaşırdıklarım, yok artık dediklerim olsa da hazmı zor bir kitap. Ama okunası haberiniz olsun!

Not: Şu mimozaların güzelliği nedir kardeşim? Hele kokuları…

0

Günlerin Getirdiği…

Listeler, kitaplar, planlar… Yapılacak o kadar iş varken biz Emre ile birlikte bir dinozor avından ötekine koşturuyoruz. Hamileliğin 38. haftası ile birlikte iyice ağırlaşan bedenimi akşam sekiz oldu mu belim taşıyamaz oluyor. Her hamile kadın gibi sürekli hayırlısıyla, sağlıkla ama bir an önce gelmesi duasıyla ortalıkta dolanıp duruyorum.

İnstagramda bahsetmiştim artık kaçamadığımız, yapmazsak gelen misafirlere ayıp olacak kabilinden yeni yeni adetlerimiz türedi. Şu son haftalarda onlarla da uğraşıyorum. Bereket eli becerikli dostlarım var:) Yakında onları da sizlerle paylaşacağım. Belki size de fikir olur, yardımcı olur. Emre’ den fırsat buldukça iki satır da olsa okumaya devam!

Not: Şu Ceyda Düvenci ajandasının güzelliğine bakar mısınız? Keşke her yerde satılsa, daha kolay ulaşılsa… Ama eminim o da olacak!

0

Elveda Rumeli

Okuması keyifli. Yolda,tatilde hele plajda tam atıştırmalık. Ama işte o kadar. Ötesi yok. Ya da benim beğenilerim değişti. Çünkü Ahmet Ümit’ in İstanbul Hatırası’ nı çok keyifle okumuştum. Artık bu tarz kitaplar -biraz acımasız gelebilir- bana sığ geliyor.

Okurken düşünmek sorgulamak ve eleştirmek istiyorum. Bu kitapta da sorgulayıp eleştirdiğim çok yer oldu. İttihat ve Terakki hakkında daha çok şey okumaya karar verdim. Son dönem okuduğum Enver’ in de bundaki etkisi büyük. Kitapta Ermenilerle ilgili kısımdaki hümanist cümlelere o kadar romantik yaklaşamadım. Ne hayat bu kadar kolay ne de savaş şartları. Bugün dünya fosfor bombasını konuşup üstüne bir de savaş suçu diyebilecek kadar sahtekar ve ikiyüzlü ise…Bak nereden nereye geldim…

Fotoğraftaki çiçekler Emre’ nin hediyesi. Her gün anneler günü diye elinde çiçekle geliyor:) Benden mutlusu yok yani…

Not: Kitabın sonunda kaynakça ve İttihat ve Terakki’ yi konu olan romanların listesi yer alıyor. Okunacak kitap listesine inanılmaz bir katkısı oldu. İkinci bıdığımı beklerken eminim liste biraz örümceklenecek ama olsun liste listedir.