0

8 Mart

Eskiden her 23 Nisan’ da hayal kurardım. Eskiden dediğim ilkokuldayken. İnsan köy okulunda okurken okula gidiş geliş uzun bir macera oluyor. Yol uzun, Karadenizde hava malum. Hal böyle olunca çocuk aklımla hayallerim dünyalara sığmıyor:) Başbakan olurdum. Bakan olurdum. Boyumun çok uzayacağına inanıp (annemin de gazı var bunda) pilot olurdum. Olurdum da olurdum yani. Şu an geldiğim nokta da benim için son derece tatminkar ve gurur verici. Her sabah koşarak geldiğim bir işyerim/iş arkadaşlarım ve severek yaptığım bir işim var. Görev gece gündüz ne zamansa ben hazır olup gereği neyse ifa etmeye, kanun çerçevesinde insanların şikayetlerini çözmeye çalışıyorum. Sahada olmanın avantajıyla sorunu görüp çözümü de görebilmenin tadını çıkarıyorum. Ama kimse benim çözümlerimle ilgileniyor mu? Hayır tabi ki…

İşte yaş kemale erip 23 Nisanlar epey geride kalınca 8 Martlardan medet umar oldum. Belli mi olur? Belki bir gün birinin dikkatini çeker. Madene inen, iki yüz metrede sigortasız bulan, mermer ocaklarında yabancı uyruklu kovalayan, inşaatlarda iş güvenliği diye diye gezen, tekstilde makine arkalarına bakan bana birisi kulak verir.

O güne kadar ben hayal etmeye ve denetlemeye devam ediyor olacağım dostlar…

1

Havran Pazarı

Pazar gezmek en büyük keyiflerimden biri. Hele de Ege pazarları, yöresel pazarlar, ilk son fark etmez baharda kurulan pazarlar. Seviyorum işte. Keşke imkan olsa sabahın ilk ışıkları ile gidebilsem. Ama gidebildiğime de şükrediyorum:)

Ege’ nin pazarları pek meşhur, seveni müdavimi çok. Benimde gidilecek pazarlar listemde Havran Pazarı üst sıralardaydı. Geçen yıl fırsat oldu gittim. Bol bol fotoğraf çektim. Anlatmak bugüne kaldı. Benim için nostalji sizin içinse yaz için bir rota olur diye paylaşmak istedim. Fotoğraflara baktıkça mutlu oluyorum. Sizin de içiniz açılır umarım:)

Bu teyzeleri çekmek sanmayın ki öyle kolay. Hele ilk fotoğraftaki teyze için pazarı neredeyse iki kez turladım:) Yöresel kıyafetleri ile pazarın en güzel rengi onlar. Kapalı pazar alanının dışında köylüler sokak aralarında kendi ürünlerini satıyor.

Özellikle kadınların tezgah açtığı bu açık kısımda maaile gelip satış yapanlarda var. Mevsim yaz olunca çocuklarda ailelerine yardım ediyor.

Belki bizim pazarda da aynı domates biber satılıyor ama nedense buralarda gezip kendi elimle bu kadınlardan satın alınca pek kıymetli oluyor benim için. Pişirirken de yerken de ayrı tat alıyorum desem abartmış olmam!

Havran Pazarı yılın bu zamanı daha da renkli. Yolunuz düşerse kaçırmayın. Cuma günleri kuruluyor!!!

3

İstanbul Kırmızısı

Herkesin her konuda fikir sahibi olduğu, ahkam kesip beyanat verdiği yurdumda ben de izlediğim bir filmle ilgili yorum yapmayayım mı? Sanatın her zaman için insan ruhuna iyi geldiğini, düşünce dünyasını dalgalı bir denizden sakin bir limana çektiğini, bazen de tam tersi şöyle iki yakayı kavrayıp silkelediğini, en azından öyle olması gerektiğini düşünürüm. Yani hiç bir zaman “sanat sanat içindir” anlayışını benimsemedim, anlamadım da…

Birilerine ulaşmadıktan, insanın kalbine değmedikten, fikrini cezbetmedikten sonra sanatın ne anlamı var? İşte Ferzan ÖZPETEK’ in İstanbul Kırmızısı beni bu sorularla çalkaladı haftasonu. Forumlardaki bir kaç yorumu okudum, çok sığ buldum. Bilmem kaç milyon insanın Recep İvedik izlediği bu ülkede herkes bu filmi anlayamazmış. Aslında Recep İvedik’ in neden bu kadar izlendiğini sorgulamak dururken böyle üstten bakmak, yok saymak ötekileştiriyor insanları.

Ve memleket meseleleri öyle on saniyelik bir film karesiyle anlatılmıyor. Onu yaşamak, solumak, hissetmek gerekiyor. Duygudaş olmalı insan. İtalya’ da yaşarken haberlerde gördüklerinizle memleket hesabına söz söylemiş olmuyorsunuz. Bu hakkı kendinizde bulmanız bile garip geliyor bana.

Ben film eleştirmeni değilim. İyi bir sinema izleyicisi olduğumda söylenemez. Sadece sanata duyarlı bir birey ve toplumun her kesimi ile sürekli sıcak temas halinde olduğum için fikirlerimi bu kadar net ifade edebiliyorum.

İstanbul Kırmızısı görseli güzel, konusu muğlak, mesajı hedefsiz bir film. Gitmek ya da gitmemek. Bu tamamen size kalmış.

Not: Bir Zamanlar Anadolu’ da tadında, bu kategoride bir film izlemedim yıllardır. Ama umutluyum dostlar:)

 

1

Bulantı Bilekliği

img_0670Emre’ ye hamileliğimde de çok kötü geçmişti ilk aylar. Başımı öne eğemiyordum. Midem sürekli alabora olan hamsi takası gibiydi. O günden beri (yaklaşık dört yıl oldu) karpuzdan nefret ettim. Bu hamileliğimde farklı olmadı. Ama evde minik adama yemek yapmak mecburi olduğu için bulantılar işkenceye dönüştü. Tavsiye sonucu bu bileklikleri aldık.

img_0668Hamileler ve kemoterapi tedavisi görenler (onlar da yoğun bulantı yaşıyormuş) forumlarda paylaşmış; kimisi çok faydasını görmüş, kimsi hiç sonuç alamamış. Medet Ya Resul Allah diyip koca adama bir koşu aldırdım. Ve bence çok fahiş de bir para ödedik. Ama cık. Ben de hiç faydasını görmeyen gruba üye kaydımı yaptırdım. Deneyenlerin yorumlarını merak ediyorum. Bursa’ da ikamet edip hamile olan, bulantım çok kötü diyen varsa hediye etmek isterim. Belli mi olur belki sizde işe yarar:)

Not: Bardak tam benlik yarım litre su alıyor. Ama sürahiyi tavsiye etmiyorum. İçinde iki gün su kalınca koku yapıyor.