0

Kayıp Yaz 2015

img_0680Bir Altan Öymen klasiği daha… Kitabı tamamen tesadüfen fark ettim ve hemen sipariş verdim. Gelmesini zor bekledim. Geceleri (fotoğrafı gündüz çeksem de) yorgan altında okudum:) Bir Dönem Bir Çocuk ile başlayan siyasi tarih anı kitapları serisine bu kitapla ara vermiş yazar. O seriyi de çok büyük keyifle okuyorum. Hatta devamını sabırsızlıkla bekliyorum ama bu kitap başka. Çünkü bu döneme ben de tanık oldum. Yaşadım, gördüm, hissettim, teğet geçtim. Ülkemin içinden geçtiği bir dönemi bir siyasetçi-gazeteci-yazarın kaleminden okumak çok keyifli bir deneyim.

Okurken eleştirel bir bakış açısı, sorgulayan bir göz her zaman lazım. Bunu unutmayın. Bu tarz/tip kitaplara meraklıysanız atın sepete!

Not 1: Altan Öymen’ in anılarını yazdığı serinin devamını heyecanla bekliyorum. Ama bir söyleşide denk gelmek de pek güzel olurdu diye evrene mesaj yollamayı da ihmal etmiyorum:)

Not 2: Şu yatak örtüsünün zarafetini benden başka gören yok mu:) Bayılıyorum böyle şeylere…Oğlak burcuyum napiyim:)

0

Bir Destan

img_0677Biyografi kategorisinde ama bana göre bir destan. Okudukça hayran kaldım. Hiç bitmesin istedim. Bu sadece bir girişti. Benazir Bhutto dünya siyasi tarihinde adını altın harflerle yazdırdı. Doğunun en karanlık ülkelerinden birinde, müslüman bir ülkede ilk müslüman kadın başbakan oldu. Ülkesi için yaptıkları, ailesinin bu uğurda yaşadıkları inanılır gibi değil. Benim için bunun bir açıklaması yok. Tutku, inanmak ve adanmışlık. Ben bu duyguyu anne olduktan sonra anlayabildim. Kitap boyu neden bunlara katlandın ki? diye sordum durdum. Son sayfalarda beni duymuş olmalı ki soruma cevap verdi. Altını çize çize okudum.

img_0672

Dili konusunda sıkıntılar var. Çeviriden mi yoksa kendisi kaleme aldığı için mi bilemiyorum. Ama hikaye o kadar etkileyici ve sürükleyici ki bu durumu dikkate bile almıyorsunuz. Maalesef Benzair Bhutto hakkında Türkçe’ ye çevrilmiş çok fazla kaynak yok. Bir gün hayalini kurduğum yüksek lisansı yaparsam ve şartlar elverirse konumu şimdiden seçtim.

“İnsanlar ölebilir ama fikirler sonsuza dek yaşar” Zülfikar Ali Bhutto

Not 1:Önümüzdeki yıllarda üniversitede ders anlatan bir akademisyen olursam Benazir Bhutto’ nun hayatını öğrencilerime ödev vermeyi planlıyorum. Öylede plancıyım, demiş miydim?

Not 2:Kitap kapağında sol üst köşedeki ibare sayfalar ilerledikçe daha çok gözüme battı. İki yüzlü batı demekten kendimi alamıyorum…

Not 3: İkinci fotoğrafa bakıp sanmayın ki o manzaraya karşı kitap okuyup çayımı yudumladım. O fotoğrafı çekene kadar zor durdu o demlik orada!

0

Evde Bakım Projesi ve Büyükanne Yardımı

img_0630Evde Bakım Projesi ve Büyükanne Yardımı Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ortak protokollerle yürütülen iki çalışma. Şimdilik her ilde uygulanmıyor ama başarılı olmaları halinde tüm Türkiye’ de uygulanması planlanıyor. Çok soruluyor ve doğru bilinen çok yanlışı var. Çok net ve en yalın halleriyle özetlemek istiyorum, umarım işinize yarar. Evde Bakım Projesi ile başlayalım;

-Amacı kayıtlı kadın istihdamını artırmak. Anne çalışırken çocuğuna bakan kadının da sigortalı olması birincil amaç. Proje 06.03.2015 tarihinde İzmir, Bursa ve Antalya’ da başladı. 01.12.2016 tarihinde İstanbul ve Ankara’ da proje kapsamına alınarak genişletildi.

-Şartları taşıyan annelere aylık 1.200,00 TL ye yakın bir ödeme yapılıyor. Eğer çocuk engelli, tek ebeveyn anne ya da bakıcının sertifikası mevcutsa bu tutar 1.500,00 TL oluyor.

-Projeye başvuru şartları annenin T.C vatandaşı olması, projenin yürütüldüğü illerde (İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya) ikamet etmek, başvuru tarihinde çocuğun iki yaşını aşmamış olması, annenin bir işverene bağlı olarak sigortalı çalışması ve ücretinin başvuru tarihinde mevcut brüt asgari ücretin iki katını geçmemesi.

Büyükanne Yardımı Projesi şartları;

-T.C vatandaşı olmak ve projenin uygulanacağı illerde (Sakarya, Konya, Tekirdağ, İstanbul, Bursa, İzmir, Antalya, Ankara, Kayseri, Gaziantep) ikamet ediyor olmak ,
-Çocuk ve annenin aynı evde, büyükannenin ise aynı il sınırları içinde ikamet ediyor olması,
-Başvuru tarihi itibarıyla bakımı üstlenilecek çocuğun 3 yaşını doldurmamış olması,
-Annenin en az 18 yaşında olması,
-Annenin özel sektörde, iş sözleşmesine tabi ve sigortalı olarak bir işte fiilen çalışıyor olması ve destek süresi boyunca işten ayrılmaması(sigortalı adına Sosyal Güvenlik Kurumu’na en az 360 tam gün prim ödenmiş olmalıdır.),
-Annenin 4857 sayılı İş Kanununda düzenlenen analık hali izin süresini (doğum sonrası 8 hafta) geçirmiş olması ve başvuru tarihinde fiilen çalışıyor olması,
-Anne ve babanın ücret gelirinin belirlenecek üst sınırı (güncel asgari ücretin üç katı 5.332,50 TL) aşmaması,
-Annenin işvereni ile üçüncü dereceye kadar (üçüncü derece dâhil) kan ve kayın hısımlık ilişkisinin bulunmaması,
-Karşılıksız desteğin verildiği süre boyunca çocuk bakımı amacıyla ayrıca bir bakıcı istihdam edilmiyor olması,
-Büyükannenin çocuk bakımını engelleyecek fiziksel veya ruhsal rahatsızlığının bulunmaması.
Her iki projeninde uygulama aşamasında sıkıntıları olmuştur, olacaktır (siyasetçi gibi oldu ama:)) Şu an incelememizde olan evde bakım projesinde yurdum insanının cinliklerinin sınır tanımadığını görüp hayretler içinde kalmaya devam ediyoruz. Benim buradaki fikrim çok radikal hatta eminim tepki de çeker ama yine de belirtmek isterim. Özellikle Evde Bakım Projesinde özellikle hedeflenen kadın çalışanların neredeyse tamamının (%1 pay bırakıyorum) vazgeçilmez bir kariyerleri olmuyor. Yani vasıflı ya da vasıfsız da olsalar uzun bir aradan sonra (bir yıl ya da daha fazla) piyasa şartlarında aynı ücretle eski işlerinin benzerini bulabilecek konumda oluyorlar. Bu nedenle bu yardımın anneye yapılması ve sigorta primlerinin işsizlik sigortası fonundan karşılanması gerektiğini düşünüyorum. Hatta bu anneler için devlet destekli mahalle kreşleri, oyun grupları vb oluşturularak anneye manevi destek de sağlanmalı. Yani anneyi bebeğini hiç bilmediği bir kadına emanet edip bu yardımdan faydalanabilmek adına kırk türlü hesap yapmaya itmektense, çocuğuna iki yaşına kadar kendisinin bakması sağlanıp desteklenmeli. Bunun kadın istihadımını azaltacağı, kadını çalışma hayatından uzaklaştıracağı şeklinde itirazlar gelebilir. Fakat Türkiye’ de bakıcı adı altında istihdam edilen kadınların herhangi bir kaydının, eğitimlerinin olmaması göz önünde bulundurulursa, çocuğun en çok bakıma muhtaç olduğu dönemde yanlış ellerde büyümemesi adına doğru olur diye düşünüyorum. Nitekim yarı zamanlı çalışma modeli de yine anne ve çocuğun birlikte olması adına geliştirilen bir model.

Bu konu çok su götürür. Söylenecek çok söz var. Uygulamanın denetim ve nihai karar aşamasında yer aldığım için sayfalarca yazabili,r saatlerce konuşabilirim. Büyükanne projesinin sakıncalarını da görüyor ve olası sıkıntıları öngörüyorum ama dillendirmek istemiyorum:) Her iki projeyi de uzun vadede annenin çalışma hayatına katkı olarak değerlendiriyorum.

Not 1: Kısa ve uzun dönemli part time çalışma ile ilgili üç post halindeki yazılarıma şu linklerden ulaşabilirsiniz.

Not 2: Büyükanne Projesi için başvuru formuna şu linki tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Not 3: Sorularınızı instagram adresimden ya da buradan sorabilirsiniz, geç de olsa dönüş yaparım:)

0

Karacabey

img_0581Yediğimi içtiğimi paylaşmayı pek sevmiyorum. Ama bazı yerler var ki daha çok insan duysun, bilsin, bu lezzetin tadını çıkarsın istiyorum. 2012 yılında Bursa’ ya ilk geldiğimde en çok ilçelere gitmeyi sevdim. Çünkü şehir merkezi artık sıradanlaşmış, doğa yok edilmiş, yeşil Bursa sloganı koca bir griye dönüşmüştü. Hal böyle olunca ilçeler en güzel kaçış rotaları oldu. İlçeye göre güzel bir öğle yemeği için mekan aramakta bana düştü . Ben görev insanıyım, verildi mi yaparım:)

img_0574

Karacabey’ de Soğan Hali’ nin içinde incecik akan bir derenin kenarında Tavacı Refik. Ağzının tadını bilenler onu zaten çoktan keşfetmiş. Ama tatile giderken ya da ne biliyim Bursa’ ya gezmeye gelmişken şöyle iyi bir yemek arıyorum diyenlere dört mevsim iyi bir adres.

img_0571

Öğlen vakti biraz kalabalık ama mekan ferah. Fiyatlarda gayet makul. Sadece tek bir kare başlangıçlardan paylaşacağım. Gerisini siz gidince kendiniz çekersiniz:)Fotoğraflar kış başından. Sonbahar ve ilkbahar bence fotoğrafçılar için kaçırılmayacak zamanlardan.

img_0583

Not 1:Bu işi seviyorum, demiş miydim?

Not 2: Tavacı Refik’ i Şef Ömür Akkor Komili Lezzet Seyahatnamesi adlı kitabında da anlatmış ki kendisi mekan tavsiyesinde çok başarılı.

0

Hamilelik Goygoyları Vol 1.

img_0562

Hamilelik çok garip bir durum. En azından benim için. İlk üç ay bitmeyen bulantılar, hayattan keyif almama, sürekli bir halsizlik hallerine baş ağrısı, bel ağrısı gibi bir sürü beden sızısı da eklendi. Ama evde üç yaşında ve enerjisi tavan bir minik adam var. Ve o bunlardan hiiiiç anlamıyor. Anneliğin verdiği muhteşem enerji ve sevgi gücüyle onu hallediyorum ama yurdum insanı beni delirtiyor! Nasıl mı?

-“Ben hamileyken hiç böyle olmamıştı…” diye başlayıp bitmeyen hikayeler dinlemek bu hamileliğimde yaşadığım baş ağrılarını sekize katladı desem? Evet olabilir sen yaşamadın ama ben yaşıyorum. Ben de ilk hamileliğimde bu sıkıntıları yaşamamıştım. Beden aynı ama ben aynı ben değilim. İçimdeki de aynı çocuk değil. Bir nehirde iki kez yıkanılmaz demek istiyorum ama kime felsefe yapıyorum ki…

-“Oooo karnın çıkmış!” diye söylenen hayret cümlelerine iç sesim “Dün akşam kuru fasulyeyi fazla kaçırdım” ya da “sen kendi karnına baksan” gibi onlarca cümle koro oluyor içimde ama ben sakin sakin “altı aylık hamile olduğum için olabilir mi?” demekle yetiniyorum:)

-“Aaa bu sefer sanki çok kilo aldın” diyenlere sen kendi g.tüne bak demek istiyorum:) Yok aynı gidiyorum tek sorun -ki o da sorunsa- Emre’ ye hamile kaldığımdan daha düşük bir kilo ile hamile kaldım. Yoksa gidişat aynı deyip konuyu kapatıyorum.

-“Sen bunu doğur bir çocuk hiç bir şeymiş göreceksin” ciler. En çok bunlara sinir oluyorum. Emre’ ye hamile olduğumu öğrenen bu cins insanlar tebrikten önce “ayyy Allah kurtarsın, bu bulantılar hiç bir şey son aylar felaket” deyip acıyan gözlerini suratıma dikerlerdi. Son aylar gelince “ayy Allah kurtarsın hayırlısıyla bir doğursan ama asıl zor orası (yapılan sezaryen normal geyiğine girmiyorum bile)” der yine bir sürü acayip hikayeleri sıralarlar. Yok doğum şöyle zor, yok geceler böyle eziyet. Doğurursun bitti sanırsın ama nerdeeee! Bu sefer yok çocuğun gazıydı, dişiydi diye beynini yerler… Şimdi de iki çocuk faciasından bahsediyorlar ki Allah onları bildiği gibi yapsın demekten öteye gidemiyorum:)

-“Nasıl çok hareketli mi? Bu çok yaramaz olacak ben sana söyleyeyim” deyip kıs kıs gülenler. Bir kere yardımları olmamış, çok yoruldun ver iki saat bana sen dinlen dememiş, çok bunaldın ben bakarım sen çık hava al aklının ucundan bile geçmemiş bu insanların hayatları başkalarının mutsuz olması üzerine kurulu. Onlar için dua bile edemiyorum zira hepsi umutsuz vaka…

Bu liste uzar gider dostlar. Napıyoruz peki? Bu insanları kibarca cevaplayıp minik adımlarla uzaklaşıyoruz. Ve sosyal alanlarda çok karşılaşmamaya özen gösteriyoruz:)

Not: Evet zor bir hamilelik geçiriyorum. Buraya yazmak teknik nedenlerle gecikiyor. Umarım özlüyorsunuzdur:)