0

Cogito, Ergo Sum

20161113_122830

Bu üç kelime bugünlerde aklımda dönüyor. Cogito, ergo sum; düşünüyorum, o halde varım. Planlarıma yetişemiyorum. Kendime verdiğim sözleri tutamıyorum. Tam da hayat olması gerektiği gibi akıyor yani:) Sizde durumlar nasıl?

İki hafta önce kitaplığı düzenlerken bu kitaba daldım tekrar. Sizinle de paylaşmak istedim. İki sene önce okumuştum ve çok eğlenmiştim. Hemen akıp gitmişti. Yazarı film projesinden bahsetmişti, acaba son durum nedir? Filmi olsa koşa koşa giderim. Çünkü kendi hayatıma tepeden bakmak gibi olur şu sıralar. Neler umdum neler buldum…

Bence mola vermek istiyorsanız mutlaka alın elinize nasıl okuduğunuzu anlamayacaksınız!

Not: Düşünebilmek ne büyük lüksmüş bugünlerde bunu anlıyorum. Ve her erkeğin masum doğduğuna tüm kalbimle inanıyorum. İnanıyorum da onları bozan diğer erkekleri neyin bozduğunu anlamaya çalışıyorum. Evet anladınız, düşünüyorum…

Reklamlar
0

Salçalı Ekmek

img_0549Çocukluğum ilkokul bitene kadar Trabzon’ un merkez köyü Dolaylı’ da geçti. Biz de kış hazırlıkları demek fındığın kurutulup kaldırılması ve elmaların toplanmasından ibaretti. İneğimiz vardı. Evde her daim taze süt, tereyağ, peynir, yoğurt olurdu. Ekmeğimizi annem pişirirdi. Bir de patates, mısır ve fasulye tarlamızdandı. Bu kadar. Yıllar sonra bizim fazlalıktan çürümeye terk ettiğimiz elmalardan başkalarının nefis pekmezler yaptığını görünce içim cız etmişti.

Annemin hep çok işi vardı ve yemek en son düşünülecek konuydu. Tereyağlı ekmek ya da sıcak süte doğranan bayat ekmek (vay be ekmek tüm zamanların baş tacıymış yazarken fark ettim:)) en pratik çözümüydü. Yılın on bir ayı yağmur yağdığı için tarhanayı da ev yapımı salçayı da üniversitede tattım. Turşuyu da pek beceremezdi annem. Yaptığı fasulye turşuları iki ay sonra gübre olmak için fındık ocaklarının dibine dökülürdü. O da bilirdi, her yıl denemezdi:)

Üniversiteye başlayıncaya memleketin her yerinden arkadaşım oldu. Hepsinden yeni tarifler öğrendim. Gaziantep tarhanası ile Ege tarhanasını o yıllarda keşfettim. Ama asıl favorimi evlendikten sonra cici annemden öğrendim; Ege’ nin 20 gün “çürütülmüş” tarhanası. Meğer yıllarca bu zevkten mahrum kalmışım…

Şimdi lafı niye buralar getirdim biliyor musunuz?

Evde emekle yapılan her şey benim için o kadar kıymetli ki! Beni yakından tanıyan herkes bilir, misafir çağırdıysam kesinlikle evde kendim bir şeyler hazırlamaya çalışırım. Evde yapılmış bir sıcak ekmek yanına konan tereyağ peynirle, pastaneden alınan üç beş çeşit pasta kıyaslanamaz. Bunu yapanları eleştirmem asla ama benim huyum bu! O yüzden evde benim için bir şeyler yapan, hazırlayan herkese ayrı bir muhabbet beslerim gönlümde. Annem Trabzon’ dan kargo yollasa içine üç beş elma atar “bunları kimse yemiyor ama sen seversin” der ya dünyalar benim olur. Önce kilere koyar kokusunu çekerim içime sonra birer birer yerim. Çocukluğumun kış geceleri babamla her akşam yediğimiz bir kap dolusu elmayı hatırlayarak…

Yine laf aldı başını gitti:) Ama konu mühim valla! Fotoğraftaki salçayı işyerimden arkadaşımın eşi @mihelhobi yapıp bana yollamış. Üzerine de notlar (buraya üç beş tane kalp emojisi koyuyorum) iliştirmiş. Nasıl bir güzelliktir bu? Böyle güzel insanların etrafımda daha çok olmasını istiyorum zira hamilelikte enerji çok çabuk tükeniyor dostlar…

Not: Hamileliğim 17. haftada ve bugüne kadar ne güzel dostlar biriktirmişim bir kez daha anladım. Durun durun onları da anlatacağım. Sadece gönderdiklerini yedim fotoğraf çekmeden, o sorunu halletmem lazım:)

0

Genler Unutmaz

img_0542

Karar aldım her Cuma bir kitap tavsiyem olacak. Bakalım bu karara kaç zaman uyabileceğim. Emre’ nin gece uykuları -aman maşallah diyin, ben de dilimi ısırayım- düzene girdi. Bir iki kez uyanıyor. Ama gündüz öğlen uykusunu bıraktı maalesef… Avantajı gece erken uyuması:) Hal böyle olunca yatmadan iki sayfa okuma fırsatım oluyor. İşe gidip gelirken de okuyunca her hafta bir kitabı mideye indiriyorum:)

Genler Unutmaz NTV Yayınları’ ndan çıkmış. NTV Yayınevinin kitaplarını hep görür, almak ister ama bir türlü kısmet olmazdı. İlk okuma bu kitapla oldu. İyi ki de oldu. Genetik bilimi bence geleceğin (hoş bu memlekette bir zamanlar tekstil mühendisliği için de söylenmişti. Sonra tekstil Çin’ e kaydı olan onlarca mezuna oldu) mesleği. Kitabın dili hayatın içinden olduğu için yormuyor, sürükleyici. Ve okurken dikkatimi çeken -annelik işte- çocuk gelişiminde ilk üç yılın ne kadar önemli olduğu. Okurken öyle detaylar var ki insan hayret ediyor. Zaten insan beyni hala bir muamma iken DNA nın keşfi çok daha heyecan verici!

Not: Fotoğrafların kalitesini fark ettiniz mi? Evet kendime nihayet bir makine aldım. Ve sevgili dostumun verdiği kısacık dersle kolları sıvayıp çekimlere başladım. İlk çektiğimde bu fotoğraflar simsiyahtı. Nasıl üzüldüm anlatamam. O kadar havaya girmişim, kompozisyon hazırlamışım falan. Bir de çekip çekip bir tanesine bile bakmamışım. Sonra gerekli ayarlar ve her çekimden sonra fotoğrafa -bir zahmet- bakıp bunlara ulaştım. Mutluyum:)

0

Ne Okuyorum?

img_0538

15 Temmuz sonrası okuma listem hayli değişti diyebilirim. Her türden kitabı -fantastik hariç- okuyabilirim. Bazı dönemler çocuk gelişimi bazen yemek kitapları bazen edebi romanlara dalarım. Son üç aydır siyasi ve yakın tarihe dalmış durumdayım.

Namık Kemal ZEYBEK’ in Siyaset Yolu bir solukta bitti. Okuması çok keyifli. Özellikle ideolojisi ve değişimi, siyasete olan heyecanı beni cezbetti diyebilirim. Özellikle bizim neslin apolitik ve mücadele ruhundan uzak olduğunu göz önünde tutarak macera romanı gibi okudum diyebilirim. Sadece gazetelerde bakanlığı döneminde çıkan haberlerden oluşan derleme kısmında biraz sıkıldım diyebilirim.

Kitabın son kısmına doğru 28 Şubat sürecinden de bahsetmiş ki iştahla okudum. Hatta bu süreci, o dönemi anlatan bir kitabı ayrıca kaleminden okumayı çok isterdim. Kim bilir belki yazar…

0

Bir Hafta Sonu Kaçamağı

015 Temmuz sonrası izinlerimiz kapanınca tatil planları rafa kalkmıştı. Biz de Cuma mesai bitimi yola çıkıp pazar akşam dönebileceğimiz bir yer aramaya başladık. Ayvalık-cunda sevdam malum ama eşim üç saat yol, git gel zor olur diyerek beni vazgeçirdi. Hem yeni bir yer keşfedelim hem de yolda vakit harcamayalım ederken Erdek’ te karar kıldık. Yol Bursa’ dan yaklaşık iki saat sürüyor. Hal böyle olunca gece gitmektense sabah erkenden yola çıktık. Kalınabilecek en iyi iki otelden birini booking.com dan ayarladık. Ve işte sonrası tam bir yurdum tatil beldesi klasiği…

Otel kötü ve fiyatı sırf tatil beldesi kategorisinden olması gerekenin iki katı. Neyse nasıl olsa bir gece dedik. Bu da tecrübe dedik. Gece başımıza gelecekleri bilmeden haızrlanıp denize indik. Benim huylu bıdığım şezlongdan şezlonga zıpladı ama kumlara asla ve katta basmadı! Deniz çok güzel olmamakla niyetine girdik bir kere diyip denize girdik. Emre’ yi de zorla bir kerecik olsun sokuverdik. O kadar kolluğu, botu boşa almadık dememek için…

Akşam çıkan fırtına rüzgarı ile dışarıda dolaşmak Emre ve annesi için yalan oldu. Odamıza çekildik. Bir kaç saat sonra odanın ısısı giderek dayanılmaz oldu. Klimayı açıp serinlemek istedik çalışmadı. Eşim camı açtı ve olanlar oldu. İçeri dolan sivri sinekler ile gece boyu bitmeyen macera başlamış oldu. Ve biz her sivri sineği duvara yapıştırdığımızda duvarda önceki misafirlerin hakladığı cesetleri görüp acı acı güldük! Sabaha karşı uyumuşuz.

Ertesi sabah hadi denize tatildeyiz canımızı sıkmaya değmez deyip kahvaltıdan sonra hazırlanıp çıktık. Aman Allahım o ne, her yer irili ufaklı deniz anası! Değil yüzmek elimizi bile sokamadık ve olayı çok uzatmadan erkenden yola çıkıp Bursa’ ya geri döndük.

Etrafın pisliği, nasıl olsa iki ay iş yapıyoruz on ay yatıyoruz mantığı bu ülkede bitmediği sürece turizm asla gelişmez. Belediyecilik rant ve imardan öteye gitmediği sürece yazık bu ülkenin kıyılarına diyorum. Bu yaz geçti evet ama seneye yakın yer diye Erdek’ i tercih etmeyi düşünenlere duyurulur.

Not: Aslında etrafın pisliğini fotoğraflamıştım ama bu kötü görüntüleri paylaşıp içinizi sıkmak istemedim. Bu gezinin tek güzel tarafı Emre’ nin bu fotoğarfı benim için:)

0

Nereden Başlasam?

20160225_134231Biliyorum çok uzun zaman oldu buralara uğramayalı. 2016 benim için çok zor bir yıl oldu. Yıllardır hayalini kurduğum o eve taşındım. Taşınmanın ne denli zor olduğunu sizinle paylaşmıştım. Ardından tüm ülkeyi toz duman eden 15 Temmuz’ u yaşadık. Normalleşmeye çalışırken çalışma heyecanımı kaybettiğimi fark ettim ki bu sekiz yıllık meslek hayatımda ilk defa başıma geliyordu. İşte tam o sırada çok istediğim ikinci bebeğime hamile olduğumu öğrendim:) Ailemize yeni bir üye, bebek kokusu, evde olup Emre ile daha fazla ilgilenebilmek ile ilgili düşünceler aklımda dans etmeye başladı. Ama zorlu bir hamilelik geçiriyorum. İlk dört ay Emre’ ye kıyasla çok zor geçti. Tüm zorluklara rağmen sağlıklı olması için dua edip her anne baba gibi biz de heyecanla cinsiyetini öğreneceğimiz günü bekledik. Dün sevgili doktorum Aylin Karahasan bize müjdeyi verdi, kızımız olacak inşallah! Allah’ a çok şükür…Sağlıkla kucağımıza alacağımız günü iple çekiyoruz.

Hala hamileliğin bulantıları, uyku halleri, enerji azlığı, baş ağrıları devam ediyor. Emre’ de böyle olmadığı için çok zorlanıyorum. Zor günlerde beni yalnız bırakmayan o kadar dostum oldu ki…İnsanın sevildiğini hissetmesinden daha değerli ne olabilir?

Şimdi ayların verdiği suskunluğu bozmaya karar verdim. Her gün kahvenizi alıp buraya uğrayın. Yeni bir öneri, fikir, tavsiye ile burada olacağım. Bekliyorum!

Hamiş: Kahvelere uzun bir süre ara verdim. Bu kahveyi geçtiğimiz kış Eker Meydanda pideli köfte yediğim bir lokantada ikram ettiler. Kahve yanıında sakız reçeli, su içinde. Böyle değişik sunumlara bayılıyorum:)