0

Muhteşem Süleyman

20160306_141945

İlk cildini geçen yaz okumuştum, gözlerimi kapatınca kulaklarımda hala dalga sesi. Bakınız yazın okunan kitapların böyle bir etkisi var, demiştim size:) Ne diyorduk kaynamasın, bünye tatil isteyince kafa hemen böyle dalgalanıyor!

Talha Uğurluel’in bu kitabını da severek okudum. Okurken bu toprakların yetiştirdiği cevherlere bir kez daha hayran kaldım, gururlandım, hüzünlendim. İçimde daha çok okuma ve daha çok seyahat etme isteği oldu. Doldum doldum taştım desem. Kitaplarını severek okuduğumu söylemiştim size. Bu kitabı da sevdim. Tarihe meraklıysanız okuyun. Ama okuduğunuz yerleri birazcık bilmekte lazım. Şimdilerde aklımda bir Balkan Seferi var, kim bilir ne zaman çıkılır? Kısmet…

0

Şeytanın Kaşık Oyunları

20160310_112032

Eski evim, eski masam, şimdi olmayan balığımız ve çoktan solmuş şebboylarım. Bunların hepsi geride kaldı ama bazı kitaplar var ne zaman okursanız okuyun sanki dün yazılmış gibi. Üzerinden elli yıl geçmemiş gibi. Sanki bu toprakları anlatıyor gibi. George Orwell’in Hayvan Çiftliği mesela böyledir.

İşte Vedat Türkali’nin Şeytanın Kaşık Oyunları’da onlardan biri. Çok okumalık değil aslında. Kitap senaryo şeklinde. Ama yine de okurken o sahne detayları falan gözümün önüne geldi. Siz okumayın bu kitabı açın televizyon seyredin, okumuş kadar olursunuz:)

0

Reşat Nuri Güntekin

20160306_142124

Onu anlatmak mümkün mü? Haddimiz değil ama bir kaç satır yazalım bakalım. Sanırım ortaokul sıralarında elime bir kitabı değmişti. Bir daha da hiç karşılaşmadık, ne yazık. Kitap sipariş verirken Türk Klasiklerinden de seçmeye bazen azami gayret gösteriyorum. İşte o anlardan birinde Çalıkuşu düştü sepete. Elime aldığım ilk andan beri beni mest etti, rüyalarıma girdi. Bitmesin diye okumak istemedim ama okumak için fırsat kolladım. Okumadıysanız mutlaka bu yaz okuyun. Okuduysanız bir daha okuyun ya da birilerine hediye edip mutlu edin. Daha başka ne denebilir ki?

Not: Tabi Reşat Nuri’nin tadını alan ben durur muyum? Hemen başka kitaplar da sipariş verdim. Hedefim tüm külliyatı kitaplığıma yerleştirmek, ruhumu doyurmak:)

0

Tatil Kafası

20160319_144747

Yaz geldi ya ben de bir kitap listeleri, bir neyi nerede okusam telaşı başladı ki sormayın! Sanırsın üç ay tatil:) Yine de yaz okumaları demek deniz kenarında, arabada, yolda olmak demek. Ve okunan bu kitapların bendeki tadı bir başka. Hazırsanız tavsiyelere başlıyorum. Çünkü okumadan geçen bir kaç aya inat liste uzun, tavsiyeler çok. İşte ilki Arzu Kadumi. Bu kitap bana instagramda tanıyıp sevdiğim, yazılarına bayıldığım ama çantaları ile aşk yaşadığım leyyabag hediyesi. 2016 çok iyi başladı demiştim değil mi:)

Arzu Kadumi’nin hayat hikayesi çok enteresan ve biraz hüzünlü(yazmam araştırın bulun). Açıkçası hikayeyi öğrenince kitaba çok prim vermedim. İncecik olmasına rağmen okunacaklar tepesinde hep altlara itildi. Ama bir gün elime alıp başladığımda ne kadar yanıldığımı ve daha çok yazması gerektiğini düşündüm. Öyküleri çok güzel, okurken sizi içine çekiyor. Belki abartı gelebilir ama ben Sait Faik’e çok benzettim tarzını.

Arzu Kadumi dergilerde de yazıyor bildiğim kadarı ile. Umarım bu kitap bundan sonrakiler için güzel bir çıkış olur. Yolu da bahtı da açık olsun, uğurlu gelsin.

Not 1: Evet fotoğrafta dinazorlar var. Ne, siz homo sapiens mi görmek istiyordunuz? Yok onlar sadece doğal ortamlarında görüntülenebiliyor:) Emre ile bu kadar idare edin dostlar!

Not 2: Bu yazı dizisini hazırladığımda – halihazırda sizi bekleyen üç kitap tavsiyesi daha var- ülkemde sıkıntılar vardı ama böylesi korkunç olaylar yaşanmamıştı, kamu çalışanlarının izinleri iptal edilmemiş, herkesin gözleri korkudan bu kadar büyümemişti dostlar…

0

Homo Sapiens

IMG-20160713-WA0004

Fotoğrafta arka planda gördüğünüz beyaz araba benim. Benim aracın arkasına park eden kırmızı araç da evrimini henüz/hala tamamlayamamış bir homo sapiens ait. Evet yanlış okumadınız homo sapiens ve bunlardan etrafta çok var.

Olay şöyle vuku buldu okuyan güzel insan, bir arkadaşımı hastanede ziyaret etmek için işten alelacele çıkıp hastaneye gittim. Müthiş park yeteneğimle on beş dakika park yeri aradıktan sonra -hastaneye on dakikada gittim- bir abinin yardımıyla arabayı tek başıma asla sığdıramayacağım fotoğrafta gördüğünüz duvar dibine koyup yukarı çıktım. Yaklaşık yirmi dakika sonra geri döndüğümde fotoğraftaki şokla karşılaştım. Acelem var ama olmasa da delirirdim! Başladım beklemeye. İşe bakın ki her yeri yemyeşil olan güzel Bursa’mda otoparkta tek bir gölgelik yok. Fesuphanallah… On dakika sonra hastaneye gidip anons ettirdim. Beş dakika sonra homo sapiens yanında dişi sapiesn ile çıkageldi ve beni dumur eden soruyu sordu: Beni siz mi anons ettiniz, ne var? İç sesim “Adres soracaktım da, bilse bilse bu kırmızı arabanın sahibi bilir, dedi. Ondan anons ettirdim” de dedi. Tabi ben iç sesi dinlemeyip  dış sesimle “Bu nasıl park?” dedim. “Ne var?” dedi. Ben de giderek büyüyen gözler ve güneşin katalizör etkisiyle kaynayan beyin, bir genişleyip bir daralan damarlar… “Nasıl ne var ya? Çıkamıyorum görmüyor musun?” dedim. “Park yeri yoktu, işim vardı ben de buraya koydum?!” Allahım bu cümleler karşısında sokakta hatim indirmediysem daha da indirmem dedim. Sonrası nahoş bir kaç cümle ile çekip gitti.

Aslında ben ne bu homo sapinese ne de bu lokasyona iki hastaneye yan yana ruhsat verip doğru düzgün park alanı ayırmayan belediyeye kızıyorum. Kızgınlığım NASA’ya, İsviçreli bilim insanlarına. O ışın cihazını neden hala icat etmediniz? Neden beni bu homo sapienslerle yüz göz edip, içimdeki canavara prim verdiriyorsunuz?

Not: Çekmiş olduğum fotoğraflarla homo sapiensi gereken yerlere şikayet ettim. Bu işin takipçisiyim. Zira hastane güvenliği bunlardan çok fazla olduğunu, insanların hastalarını bile araçlarını yanaştırıp indiremediklerini söyledi. Anaları bunları arabada doğurdu, iki adım yürümek tabiatlarına aykırı!

0

Kim Ne Diyor? Vol.3

20160227_130830

Evet bir yazı dizisinin daha bugün itibari ile sonuna geldik:) Son kısmı eleştirlere ve kendi fikriyatıma ayırdım. Okuyun bakalım siz ne düşünürsünüz? Fikirlerini merak ediyorum doğrusu…

Her zaman olduğu gibi yapılan bu düzenlemeye de itirazlar geliyor. Kadın istihdamını olumsuz etkileyeceği yönünde yapılan itirazları, “kiralık işçi ve modern kölelik yasal olacak” sesleri takip ediyor. 

Çalışma hayatını sürekli denetleyen, işçi-işveren nabzını tutarken devleti temsil eden işim gereği nacizane görüşüm şudur: Yapılan çalışma son derece güzel. Çalışma hayatında kadını şu ankinden daha fazla dezavantajlı yapacağına inanmıyorum. Mesele uygulanabilirlikte. Yani bu çalışma şeklini uygulamaya niyeti olan işveren kolay benimser ama uygulamayacak olan zaten iş alımlarında kadını her zaman geride tutar.

Kısa vadeli yarı zamanlı çalışma sisteminin ise son derece olumlu ve bir çok dünya ülkesinden önde bir uygulama olduğu fikrindeyim. Şöyle ki, çocuk sahibi bir kadın olarak ücretli iznili analık iznini çok kısa buluyorum. Uzaması kadını iş hayatından uzaklaştırıken kadını da işverenler açısından dezavantajlı konuma getiriyor. (Ki zaten işveren napsamda kadını dezavantajlı diye ezsem hesapları peşinde) Bu durumda önerilen sistem hem kadını iş hayatında tutarken hem de bebeği ile daha uzun süre vakit geçirmeyi sağlayabiliyor.

Bir diğer husus ise uzun vadeli yarı zamanlı çalışma sisteminin çok da rasyonel olmaması. Ücretin yarım olması makul ve anlaşılabilir ama emeklilik günlerinin yarım sayılması kadın için çok büyük eksi. Bu çalışma şekli ile zaten aile bütçesini sarsan sistemde kadının borçlanma yapması oldukça zor. Doğurganlığın teşvik edildiği ülke politikasında en azından uzun vadeli sigorta priminde kadınlar için pozitif ayrımcılık yapılması gerektiğini düşünüyorum. Erkeklere tanınan borçlanma statüsünde hala eşit olmadığımızın da altını bir kez daha çizmekte fayda görüyorum.

Uzun Vadeli Yarı zamanlı çalışma sistemine getirilen “modern kölelik” eleştirilerini de kabul etmiyorum. Çünkü tam gün mesai ile bir kişinin yaptığı işi yarı zamanlı olarak iki kişinin yapması gayet normal. Özel sektörde sık iş değiştirmeler olduğu ve tecrübenin tercih nedeni sayıldığı düşünülürse bugün aynı konumda iki kişi yarı zamanlı çalışırken yarın her ikisininde farklı işyerlerinde tam zamanlı çalışması neden olmasın? Yani buradan bir kişinin hep sömürülüp, oradan oraya sürüklendiği algısı neden oluşturuluyor anlamış değilim. Sen ne dersin?

Not: Fotoğrafta gördüğünüz küpe çiçeklerimin hepsi kurudu, nedenini hala anlamış değilim:( Konu ile alakası ise her şey bir tohum/fidanla başladı mesaji veriyorum:)

0

İşçilerde Yarı Zamanlı Çalışma Vol.2

20160225_134231

İşçilere Tanınan Kısa ve Uzun Dönemli Çalışma Hakkı 

Aslında dünkü yazının başında da belirttiğim gibi bir çok hak memurlaara tanınanlarla aynı.O yüzden kalem kalem belirtmedim ama farklı olan bir kaç yer var, hadi okuyun:)

*Erkek çalışanlarda babalık izni kullanabilecek.

*Üç yaşını doldurmamış çocuğu evlat edinen işçilere de kısa vadeli çalışma izni verilecek. Bu izni kadın veya erkekten dileyen kullanacak.

Birinci çocuk için 60 gün

İkinci çocuk için 120 gün

Üçüncü çocuk için 180 gün kısa vadeli part time çalışma hakkı kullanılabilecek. Çocuk engelli ise bu süre bir yıl oluyor. Ayrıca süt izni kullanılmıyor.

*Bu haklar sadece İş Kanunu kapsamındaki işçilere değil iş sözleşmesi ile çalışan tüm işçilere getirildi.

*İşçi kısa vadeli part time çalışma ile birlikte isterse ücretsiz izin de kullanabilir. Aynı durum evlat edinen işçiler için de geçerli. Ücretsiz izinli süre yıllık ücretli izin hakkı hesabında dikkate alınmayacak.

*Kısa vadeli part time çalışmayı seçen işçinin ücreti tam olacak. Yarısını -çalıştığı kısmını- işveren, çalışmadığı diğer yarısını devlet ödeyecek.

*Doğum ve evlat edinme sonrası yarım çalışma ödeneğinin günlük miktarı asgari ücretin brütü kadar olacak.

*İşverenlerin bu izni çalışanlarına kullandırtması keyfi değil zorunlu olacak.

*İşçinin doğum ödeneği alabilmesi için doğum veya evlat edinmeden önce en az 600 gün işsizlik sigorta priminin ödenmiş olması, haftalık çalışma süresinin yarısı kadar fiili çalışılması ve doğum/evlat edinme sonrası analık hali izninin bittiği tarihten itibaren 30 gün içinde İş-Kur’a başvurulması gerekiyor. Başvuru sırasında işyerinden aldığı yarı zamanlı çalışma belgesinin ibrazı isteniyor.

*İşçinin kısa dönemli yarım çalışma ödeneği aldığı dönem primlerini Sosyal Güvenlik Kurumuna devlet ödeyecek.

*Uzun Dönemli Çalışma Ödeneğini işçi talep ettiğinde işverence bu talebi dikkate alınmak zorunda ve bu talep işçinin iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı nedenle feshi için yeterli olmayacak.

*Uzun Dönemli Çalışma hakkından vazgeçen işçi aynı çocuk için tekrar bu hakkı kullanamayacak.

Not1: Sorularınız için instagram sayfamın altına yorum yapın en kısa sürede size geri dönerim!

Not 2: Fotoğraftaki kahveyi Eker Meydanda şimdi hatırlamadığım pideli köftecide içmiştim. Yanında sakız reçeli ile geliyordu. Fotoğrafta gördüğüğünüz gibi sakız reçeli suyun içinde servis ediliyor. Böyle minik hoşluklar beni çok mutlu ediyor. Yolunuz düşerse benim için bir kahve söyleyin kendinize:)