0

Tutsak Güneş

IMG_20160211_132608Zorlama, didaktik, zayıf kurgu, bir pazarlama dehası. Evet aklıma bunlar geldi ilk elli sayfayı okuduğumda. Ama okudukça beni içine aldı, aktı gitti. Edebiyatımızda çok alıştığımız bir tür değil Tutsak Güneş. Bu nedenle aksayan bir kaçı yanını ben bile kolayca yakaladım. Aslında bu cümleyi yazarken, -nacizane- edebiyat eleştirmenciliği oynamak gibi bir maksadım yok. Fakat kendi hakkımı da yemek istemiyorum, zira Gülten Dayıoğlu ile büyüyen, ortadan kaldırılmadan evvel tüm Kemalettin Tuğcu külliyatını yalayıp yutmuş bir neslin çocuğuyum.

Uzun lafın kısası kitap güzel. Okuması keyifli ama ötesi yok. Hazır güneş gülümsemeye başlamışken demek isterdim ama ülkemden yükselen dumanlardan güneşi göremez olduk nicedir…

Not: Buradan Everest yayınevine seslenmek istiyorum.Bu kadar iddialı bir sayıyla birinci baskısını yapan kitapta çok fazla yazım hatası var. Dikkat ettim son dönem okuduğum kitapların hiç birinde tek bir hata bile yokken bu kitapta bu kadar çok olması… Ben gönüllüyüm, basım öncesi iki günde okuyup hataları bulabilirim,bilginize:)

Reklamlar
0

Tuncay Terzihanesi

20160129_134638Ertuğrul 1890 filmine gittikten sonra Sunay Akın’ın Önce Çocuklar ve Kadınlar kitabını karıştırdığımdan bahsetmiştim. Hemen akabinde Sunay Akın’ın okumadığım iki kitabını daha aldım. İlki Tuncay Terzihanesi.

Şimdi nasıl anlatsam bilmiyorum ama sanki önceki kitapları gibi değil ya da ben mi yanlış zamanda okudum diye sorgulamadan da edemiyorum. Çünkü o her zamanki üslubu ve araştırmacı yazarlığı ile dolu dolu bir kitap hazırlamış ama… İçindeki hikayelerin konusu mu beni çok çekmedi yoksa hastaydım ağzımın tadı yoktu bana mı öyle geldi bilmiyorum. Okuyup fikir verecek olan var mı?

 

0

Nereye Gitti İstanbul…

20160129_134508Şubat’ı kitap okuma ayı ilan ediyorum!!!

Daha önce arkadaşlarla yaptığımız İstanbul kaçamağında, İstiklal üzerindeki Yapı Kredi Yayınlarına uğradığımızdan bahsetmiştim. İşte bu kitap o günün ganimetlerinden:) İstanbul’u eski İstanbullulardan dinlemek, hele anlatan bir kalem ustasıysa değmeyin okumanın keyfine… Bir de Selim İleri İstanbul’u anlatırken beni böyle mest eder ki anmadan geçersem sanki haksızlık etmiş olacağım.

Kitaba gelirsek, Aydın Boysan’ın mini mini yazılarından oluşan bu kitap cacığın tarifinden, sahile yapılan yollardan, kalbalıktan velhasıl-ı kelam hayattan bahsediyor. Anlatırken öyle güzel noktalara değinip gülümsetiyor, yaşatıyor ki bunu ancak okursanız anlayabilirsiniz.

Benim gibi İstanbul’u uzaktan sevenler, her gidiş dönüşte memnun ama bir sonraki seferin planını yapanlardansanız bu kitap bekleme süresinde size eşlik edebilir. Çok keyifli bir okuma olacağına garanti verebilirim!

Not: Bir gün kitap yazacak olsam çıkmasını isteyeceğim bir kaç yayın evinden biridir Yapı Kredi Yayınları. Yazacağımdan değil ama hiiiç ööle şeetiim işte!

0

Sınırlarını Aşan Çocuklar

20160122_165412Kitabı ilk olarak Ceyda Düvenci’nin instagram hesabında gördüm. Evet düzenli olarak takip ettiğim ve çok faydalandığım instagram beni bir kez daha çok mutlu etti bu kitapla. Sonra yine severek takip ettiğim takaziskas Özlem’e hadi birlikte okuyalım mı? dedim, tamam dedi. Ve bir solukta okudum bitti.

Nereden başlasam ki anlatmaya. Öncelikle bu kitabı kendi dilinde okuyacak kadar İngilizcem olmadığı için hayıflandım ama uzun süremedi çünkü dilimize çevrilmişti çok şükür. Okurken her sayfa da sabrın ne kadar önemli olduğunu, özel bir çocuğa sahip olmanın ebeveyn olmanın bambaşka hali olduğunu anladım. Aslında tam olarak anladım diyemem sadece empati kurmaya çalıştım.

Anat Baniel metodu kesinlikle ülkemizde uygulanmalı. Uygulanıyor mu bilmiyorum -ki hiç sanmıyorum- bunun için neler yapılabilir diye düşünmeye başladım. Kitabı okurken her sayfada müthiş duygu yoğunluğu var. Ama bu kesinlikle acıma değil. Şefkat, cesaret, coşku ama asla acıma değil o duygu!

ABM yani Anat Baniel metodunun dokuz kuralının her çocuk için geçerli olduğuna kesinlikle inanıyorum. Oğlumla oyun oynarken okuduklarımı hayata geçirmeye başladım. O kadar çok cümlenin altını çizip not aldım ki, ara ara dönüp bakma ihtiyacı hissediyorum.

ABM  uygulamadan önce herkesin yüz çevirdiği bu özel çocukların nasıl kendi yaşamlarının kaptanı olup dümene geçtiklerini gördükçe “işte bu” dedim! Ülkemizde kesinlikle ailelere bu konuda danışmanlık, özel çocuklara fırsat verilmeli. Bunun için oluşturulacak her çalışmada gönüllü olmaya hazırım…

Not: Doğan Kitap’ın Ebevyn Akademisi Kitaplarını daha önce de okudum. Konuyla alakasız biliyorum ama paylaşmadan edemeyeceğim. Kapak tasarımları son derece özensiz. Acaba bunu yurt dışındaki yayımcı mı seçiyor, buradakilerin söz hakkı yok mu bilmiyorum ama albenisi olmayan, kapağıyla okuyucuyu çağıran bir kitap değil. Benden söylemesi…

Not 2: Artık kitap okurken yanıma kitap ayracı alıyorum. Altını çizdiğim yerleri not alırken aramamak, kaçırmamak için…

Not 3: Bu kitabı okurken bir çocuk vardı hep aklımda. Özel bir çocuk. Onun için hiç bir şey yapamaığım, şimdiyse çok geç kaldığım bir çocuk. Keşkeler, pişmanlıklarla dolu içim…

0

İki Kitap Bir Film

20160109_164418Biliyorum bu yazıyı yazmakta çok geç kaldım. Ocağın ilk haftasıydı Ertuğrul 1890 filmine gittim. Nasıl duygulandım, gururlandım anlatamam. Çok başarılı ve görülesi bir film. Maalesef çok az salonda gösterime girdi. Reklamı yapıldı mı bilmiyorum. Ama kesinlikle daha fazla anlatılmalı, okullarda gösterilmeli, kültür merkezlerinde uzun süre seyircisini beklemeli diye düşünüyorum. Tarihimizin bilinmeyen ama çok dokunaklı bir sayfası var filmin ilk yarısında. Evet ilk yarısı diyorum çünkü ikinci yarıda bir de yakın tarihimizden bir kesit var.

Turgut Özal benim okul yıllarından ilgimi çeken bir siyasi lider. Bir döneme damgasını vurmuş ve ölümü ile ardında bir çok soru işareti bırakmış bu siyasi figürü beyaz perdede görmek beni heyecanlandırmadı desem yalan olur. 1985 yılında Tahran Havaalanının uluslararası sivil uçaklara 24 saat içinde kapatıcağı Saddam hükümetince açıklanınca her ülke uçak göndererek kendi vatandaşını Tahran’dan çıkartır. Fakat Japanya uçak gönderemez. Siyasi tarihimizin “fair play” sayfalarında çok güzel bir anı olan bu olay, Ertuğrul 1890 sayesinde yeniden hatırlanıyor.

Filmden çıkıp eve gelince hemen kitaplığımdaki iki kitabı alıp yeniden kaıştırdım. Biri İhsan Sezai ve İhsan Dağı’nın Kim Bu Özal? kitabı, diğeri de sevgili hemşehrim Sunay Akın’ın Önce Çocuklar ve Kadınlar kitabı. Kim Bu Özal? okul yıllarında okuduğum, bilgi olarak ufkumu genişleten bir eser. Siyasi tarihe meraklı olanların kesinlikle okumasını öneririm. Dili biraz akademik ama yine de sürükleyici.

Sunay Akın ise her kitabında var olan o muhteşem dil ustalığı, gerçeği masal tadında sunumu ile aklımda iz bırakmış. Kitaplığımda neredeyse tüm kitapları olduğu halde olayın geçtiği kitabı bulmakta hiç zorlanmadım. Eğer okumadıysanız mutlaka okuyun.

Not: Flu fotoğrafı ben çektim evet. Valla çalışıyorum, 2016 dan umutluyum!

0

Yan Yatırma Yastığı

DSC_1746

Böyle bir yastığın varlığından bile haberim yoktu, Emre doğup ağabeyim getirene kadar. İlk üç ay çok elzem ve kullanışlı bir şey. Evin içinde bebeği paket gibi oradan oraya rahatça taşıyorsunuz. Sesten pek etkilenmediği için o uyurken yanınıza alıp işinizi rahat rahat yapabiliyorsunuz. Bebeğiniz ilk üç ay daha sık kustuğu için ve kendini döndüremediğinden olası bir kazayı da -Allah korusun- bu şekilde minimize de etmiş oluyorsunuz. Yani sözün özü bebek bekleyenler yazın bunu listeye, valla pişman olmazsınız:)