8

Başlarım Şimdi Anneliğe!

20160105_083928

Bu tarz kitapları hem okumayı hem de hediye etmeyi çok seviyorum. Misal daha önce Özge Uzun ya da Feyza Altun’un kitabında olduğu gibi. Benim için okuması çok keyifli oldu çünkü kitapta beni, Emre doğduktan sonra ki halimi anlatıyor. Yine altını çize çize okudum. Bir kısmını da sizinle paylaşmak istiyorum:

*Emre doğduktan sonra eşimle iki gecede bir yataktan zıplayarak uyandık; onu düşerken görüp tutmaya çalışıyorduk! Sonra gece uyanıp nefesini kontrol ediyordum ki bunu da tek yapan ben değilim epeydir biliyorum:)

*Uyku. Bu konuda dertli olmayan anne varsa valla sesini hiç çıkarmasın. Benim ne kadar dertli olduğumu duymayan kalmadı. Oyuncu Anne de öyle. Ama şu denklemine bayıldım: Uyumayan Bebek= Uyumayan Anne ama bu ikisi eşit değildir horul horul uyuyan baba! Ve benim sevgili koca adamım Emre’nin gece mışıl mışıl uyuduğunu sanıp, benim nazar değmesin diye “uyumuyor” dediğimi düşündüğü için bu yakınmalarıma ses çıkarmadan dinlediğini söyleyip beni dumur etmişti.

*Oyuncu Anne kısmen şanslı çünkü üç çocuktan biri uyuyormuş. Ama okurken şunu anımsadım. Emre kilosu az bir çocuk olduğu için gece emzirip emzirmemekte kararsızdım. Uyusun mu uyandırıp yemek mi yedireyim bilemiyordum. Geceleri uyuduğu günlerde vardı yani. Doktorumuza sordum, “ırın, kırın uyandır istersen” dedi. Dedi ya o dakika bitti benim için. Müthiş bir görev bilinciyle hep uyandırıp emzirdim. Aralarada Emre’nin uyanmaları da serpiştirilince çocuk neredeyse kırk beş dakikada bir uyanır oldu.

*Kitapta bir çok fikre bayıldım ama en çok buna; bebek demek pişik demek. Her zaman olmasa da iki yıl da mutlaka bir kaç kez kapınızı çalar. Ve bazen pişik kremleri işe yaramaz. Saf zeytinyağını mutlaka duymuşsunuzdur. Ama sürmek tam bir işkence. Eller, etraf her yer bulaşır. Oyuncu Anne diyor ki, boş sprey şişesi alın, zeytinyağını doldurun ve pıssslayın:)

*Emzik kullanımı hep tartışmalı. Ama ben kullanın derim,o da benimle aynı fikirde:)

*Kolik, ben yaşamdım, Oyuncu Anne de yaşamamış. Yaşayanlara selam eder ellerinden beyin hücrelerinden öperim.

*Doğumu yapacak hastane konusu ki ben de bu konuda daha önce yazmıştım. Doğum yapacağınız hastanenin yenidoğan yoğun bakım ünitesi olmasına dikkat edin. İnşallah sorunsuz, sağlıklı bir doğum yaparsınız ama olasılıkları da gözardı etmemeli. Çocuk doktoruna giderken de soracağınız soruları not edin. Yanınızda biri olursa daha iyi tabi.

*Tabi bir de katılmadığım konular var. Organik konusu ki bu konuyu tartışmayı bile gereksiz görüyorum. Çünkü toğrağa, bitkiye verilen ilacın ,gübrenin farkındayım, tohumun ne olduğunu/olmadığını biliyorum. Nokta.

*Sünnet konusu da çok önemli bir ara bunu ben de anlatmak istiyorum.

*Hem çoğul hem de tek gebelik geçirmiş ve bunları sağlıkla dünyaya getirmiş bir anne olarak yaşadıkları çok komik, ikiz anneleri okusa nasıl güler dedim tanıdığım ikiz annelerini düşünüp:)

*Çalışan anne olmaktan bahsetmiş ki bu konu benim buraya yazma nedenim. Aslında bununla ilgili sayfalar dolusu yazabilirim. Hele bugünlerde yine çok dolu ve kızgınım ama…Şu cümle çok güzel siz de yazın bir yere “sen düşersen, bebek yukarıda kalmaz” unutma.

*Yoğurt makinesine dünyanın en gereksiz icadı demiş ki kesinlikleeee katılmıyorum bence çok faideli bir buluş:) Demek ki neymiş her kör malın bir şaşı alıcısı olabiliyormuş:)

*Antibakteriyel sabunu kesinlikle tavsiye ederim demiş Oyuncu Anne, bense tam tersi kesinlikle etmem. Aşırı kimyasal içermesi,ciltte kalıntı bırakıp tahriş etmesi benim için yeter de artar sebepler.

*Çocuğu mutfağa sokma, yemek yapmaya çalışma demiş Oyuncu Anne, bu mümkün mü? Evde daimi bir yardımcı, akraba eş dost yoksa bu nasıl olabilir ki? Ben Emre kucağımda yemek yapmadığım gün hatırlamıyorum desem…

Katıldıklarım ,katılmadıklarım, güldüklerim, düşündüklerimle iki saatte biten çok keyifli bu kitabı her yeni anneye tavsiye ediyorum.

Reklamlar
0

Makarna Lütfen!

20160101_145833

Yine bir makarnalutfen etkinliği ve ben karşınızdayım! Emre dört aydır yemek konusunda beni inanılmaz zorluyor. Ne versem yemezdi ama bir çok şeyi yerdi. Yemek saatleri hasta falan değilse tabağını bitirir, yoğurtsuz kalkmazdı. Ama dört aydır o çocuk gitti. Artık tek gıda ile beslenen, dönem dönem o gıdayı da reddedip acaba bu sefer ne yer diye beni kara kara düşündürten Emre geldi. Son zamanlarda şehriye çorbasına sarmıştı. Yatıyoruz şehriye, kalkıyoruz şehriye. İçine en ufak bir katkıyı dahi hemen fark edip, reddedince çeşit çeşit makarnalutfen şehriyesini tavuk-et suyu dönüşümü ile pişirmeye,her seferinde belki bu sefer yer diye kendi yediklerimizden de tattırmaya devam ediyorum. Neyse iki hafta kadar önce şehriye aşkı da sona erince beni bir telaş aldı. Baktım makarna da karar kıldı, bastım siparişi ne kadar makarna çeşidi varsa aldım. Yiyecekse bari iyi bir şey yesin,napiim:)

Tabi doğal olarak her çeşidini iştahla yemedi. Buna kesin bayılır dediklerimden bir lokma alıp bırakırken, hangi akla hizmet bundan iki paket aldım, napalım biz yeriz dediklerimi hüpletti ki aman Allah! Şimdi size rehber olur mu bilmem, neticede her çocuk farklı ama bence her çeşidini denemekte fayda var. Bakın bizim enteresan “like” tablomuza, anlayın ne demek istiyorum:)

Pancarlı Makarna: Başta yedi ama performansı düşük olunca geçer not alamadı.

Kerevizli Tam Buğday: Beni en çok bu makarna ters köşe yaptı, babası da oğlu da bayıla bayıla yedi. Ben sevmedim valla ne yalan söyleyeyim!

Fesleğenli: Sevdi,yedi,istedi. Çok acıkmıştı ondan dedim ama değil ikincide de yedi.

Biberli Domatesli: En çok yanıldığım ikinci makarna diyebilirim. Sipariş ederken elim beşe gitti ama ayrımcılık yapmamak adına diğer tüm makarnalar gibi iki pakette sınırladım kendimi. İyi ki de öyle yapmışım yemedi. Aslında kırmızı olan her şeyi bayıla bayıla yiyip içiyor ama bunu sevmedi.

Ispanaklı Tam: Ispanağı geçen yıl çok seviyordu bu sene daha yeni araları düzeldi. Yine de hala bir mesafe var ve bu makarna için de geçerli sanırım.

Karışık Otlu: Henüz denemedim ama sever diye düşünüyorum.

Kestane Kabaklı: Yine bayılarak yediği bir çeşit oldu.

Not 1: Çocuğa sabah akşam makarna vermiyorum tabi. Özellikle dışarı çakacağım zamanlarda, haftasonunda yediriyorum ki bu da bir haftada ortalama üçe tekabül ediyor.

Not 2: Yemekleri çok seçtiği için ona hissettirmeden ne katarsam kardır dediğimden vakit varsa makarnayı tavuk ya da et suyu ile pişiriyorum. Ne kadar faydalı bilmiyorum ama bana kendimi iyi hissettiriyor:) Buzlukta tavuk suyu yoksa meyaneru markasının tavuk suyunu kullanıyorum.

Not 3: Denemediğim başka paketlerde var ama bence bu çocuk milleti her gün yeni bir insan olarak uyanıyor. Yani yarın ne olacağını kimse bilemez,denemeye devam:)

Not 4: Makarnalutfen makarna çeşitleri için şuraya tık tık!

Not 5: Valla son not:) Hem makarnalutfen hem de meyaneru markasının girişimcilerinin kadın ve anne olması benim için ayrıca alışveriş nedeni:)

4

Fi, Çi, Pi

20151230_135644

Fi’nin ilk üç sayfası; “Allah’ım nerden aldım bu kitabı, ben şimdi yarım da bırakamam, zaten zar zor vakit buluyorum okumaya” düşünceleri kafamda dalga dalga büyüdü. Sonra bir baktım yirminci sayfa olmuş. Derken nasıl bitti anlamadım. Soranları; sürükleyici ama yorucu değil, beylik laflar var ama edebi değil, kalın ama okunur gibi yorumlarımla iyice şakına çevirdim. Büyük bir heyecanla Çi’yi aldım. Ama tam bir hayal kırıklığı. Çalakalem değil ama özensiz bir dil gibi geldi. Pi’yi okuma konusundaki hevesim Çi’de ki gibi olmayınca biraz ara vermeyi uygun gördüm, Pi yani üçlemenin son kitabı için. Ama çıkılacak iki haftalık tatili, Emre’nin tüm uyku saatlerinin bana kalacak olmasını düşününce hemen sipariş listesine ekleyiverdim. Zaten çekirdek yer gibi kitap okuyan bir insanım:) Ve Pi’de hızlıca bitti. Peki “nasıldı” derseniz, yorum yapamayacak kadar anlamsız bitti desem? Sonu çok kötü, muğlak, son bile denemez. Lost izleyenlerin yaşadığı hüsranı yaşadım:)

Üç cildin geneli ile ilgili fikrin nedir derseniz; belli bir yaş grubunu hedef alıp manipülasyon yaptığı yadsınamaz bir gerçek. İnsanların cımbızla içinden aldığı “güzel” cümleler olsa da genele hakim edebi bir dil yok. Yani Cem Yılmaz gösterileri gibi çıkınca neye güldüğünüzü hatırlamıyorsunuz. Yine de dil olarak Pi’nin diğer iki ciltten ayrıldığı kesin. Bunu da editöre bağlıyorum. Tavsiye eder miyim? Şöyle beni çok yormayacak bir kitap olsun, kafam dağılsın, yolda izde elimin altında dursun derseniz “evet”. Kitap okuduğum saatler çok kıymetli, bana bir şey katsın, okumadan önceki ve sonraki halim değişsin derseniz “hayır”. Tercih sizin:)

 Not: Fotoğraf doğumgünümün hemen ertesinde çekildi. Yani öyle her gün çiçekler alan biri değilim, yanlış anlaşılmasın:)

0

Lösev Takvimi

20160104_100314

Kendimi bildim bileli sosyal bir insanım. Yıllar geçtikçe, imkanlarım elverdikçe toplumsal duyarlılığın artması gereken her olayda elimi taşın altına koymaya çalıştım. Çocuklarla ilgili konular hep birinci sırada yer alsa da zaman zaman başka konular -mesela engelliler,mesele eski hükümlüler, mesela kadın cinayetleri- birinci sıraya çıktı. Ama Emre’nin doğumu ile çocuklarla ilgili her konu, her sosyal sorumluluk projesi benim için öncelikli. Konu kadın hakları ise ben çocuk gelinler için bir şeyler yapmak için uğraşıyorum. Elbette kadının çalışma hayatındaki sorunları, engelliler, doğa katliamları, hayvan hakları hala ilgi alanımda ama sıralama duygusal olarak değişti.

Neyse konuyu çok dağıttım, toparlıyorum:) Bu yıl Aralık ayında tanıdığım bir çok insana minik hediyeler gönderip içlerine Kızılay’ın Türk Kök Hücre Bilgilendirme Formunu koydum. Ülkemizde Kök Hücre Bankasının kurulumu 2008 yılına denk gelir ki, ben zorla ilk kan veren kişiyim. Bu apayrı hikaye ki bir başka yazımda paylaşırım bir gün:) Benim pek kıymetli dostum ve onun değerli eşi bu hassasiyetime inanılmaz zarif bir hediye ile karşılık verip beni tarifsiz mutlu etti. Fotoğrafta gördüğünüz Lösev takvimi onların hediyesi.

Bu tip yardım amaçlı hediyeler bazen çok özensiz, sırf bağış olsun diye öylesine basılmış, dikilimiş, hazırlanmış objeler olabiliyor. Benim de bir tuzum olsun diyip aldığım fakat kullanmadığım bu tip ıvır zıvır çok vardır. Fakat bu takvime bayıldım. Masamın üstünden on iki ay boyunca bana gülümseyecek çok şık bir masa takvimi. Yıl boyunca gelen giden kişilerden birinin dikkatini çekip bir farkındalık da oluşturursa, oh ne ala!

Arkadaşıma söyledim, her yıl bu takvimden istiyorum diye:) Meğer o da her yıl bir kaç sevdiğine alır hediye edermiş! Listeye beni de aldı, tabi ben de bu takvimden seneye hediye etmek için üç beş kişi için liste yaptım. Liste insanı ben:)

Hediye vermek için özel günleri beklemem, kendi bahanemi oluşturur ve veririm. Siz de bugün güzel ülkeme bir hediye verin. Kızılay Türk Kök Bankasına gönüllü bağışçı olun. Lösemi 2-5 yaş erken çocukluk döneminde en sık görülen kanser türü. Vereceğiniz bir tüp kanla bir çok insanın umudu, gülümsemesi olabilirsiniz. Üşenmeyin, ertelemeyin, bana ne demeyin!

Not: Kızılay’ın çağrı numarası 168, ilinizde Türk Kök için kan örneği alınıp alınmadığını bu numaradan öğrenebilirsiniz. Bilgilendirme broşürünü Kızılay’dan temin edebilir veya şuradan bilgi alabilirsiniz.