0

Dostlarla İstanbul

IMG-20151119-WA0003

Kindyroo’dan size bahsetmiştim, çocuklarımıza ve bize kattıklarından. Benim için en güzel tarafı Emre’nin arkadaşları Eliz, Yankı ve Masal’ın anneleri, sevgili arkadaşlarım Aslı ve Belgin oldu. Çocuklar ortak paydamız olsa da hayata dair çok şeyi de paylaşır olduk. Arkadaşlığımız birlikte vakit geçirmekten keyif alır bir hale gelince de günibirlik bir kaçamakta şart oldu. Plan yapıp çantaları sırtladık veeee ver elini İstanbul! Çok keyifli, bol yürümeli, aşırı doz kahkahalı bir gün oldu.

DSC_1828

Çocuklar hayatımızın merkezinde olsa da annelerin de dinlenmeye, kendilerine vakit ayırmaya ihtiyacı var. Her zaman böyle kaçamaklara elbette fırsat olmuyor. Ama her imkanı değerlendirip deşarj olmaya çalışıyoruz. Dinlenmeden, sürekli aynı enerji seviyesi ile çocuklarımıza faydalı olamayız, bunu hiç akıldan çıkarmamak lazım!

IMG-20151127-WA0011

Nereden başlayıp nereleri gezdik derseniz,işte rotamız: Kabataş’ta Budo’dan inip Finikülerle Taksim’e çıktık. İstiklal’de çocuklar gibi şendik. Ara Cafe’de kahve molası verip Galata’ya uzandık. Yolumuz üstündeki Yapı Kredi Yayınlarını tabi ki es geçmedik:) Yemeği Karaköy Gram’da yiyip Yürüyerek Eminönü’ne geçtik. Bir ara kumaş alırken Aslı ile kendimizi kaybetsek de Belgin’in uyarıları ile toparlanıp hızlıca tekrar Karaköy’e geçtik. Akşam yemeğini ultra fahiş bir fiyatla Namlı Gurme’de yiyip tramvayla Kabataş’a geldik. Ve bir kahve bile içemeden Budo’ya atlayıp Bursa’ya döndük.

IMG-20151119-WA0040

Not: Harika bir gün geçirince hemen yenisini farklı destinasyonlar olarak planlamaya başladık. Eylemlerimiz sürecek, takipte kalın!

Reklamlar
0

Yalvaç Abi Kitabevi&Yapı Kredi Yayınları

 

DSC_1762

Bir öğleden sonrayı Nişantaşı sokaklarında geçirip Şakayık sokaktan kalkan son dolmuşa yetişmek gibi dertlerim vardı bir zamanlar…Dolmuşun kalktığı yerin iki adım ötesinde Yalvaç Abi Kitabevi vardı, hala da var. Ama o zamanlar çocuk kitabevleri ilgi alanımda değil. Yalvaç Ural’ı biliyorum ama ilgilenmiyorum. Emre ile hayatıma çocuk kitapları girince burnumda tüter oldu o bakmadan geçiverdiğim Yalvaç Abi Kitabevi. Ekim ayında İstanbul’a  gidince yolumu düşürüp uğradım. Aman Allahım tam bir hayal kırıklığı. Türkiye’nin ilk çocuk kitabevi ama bu kadar mı ruhsuz olur. Nişantaşı’nın o cıvıltılı havası kapının dışında kalıyor. Tıpkı kışın sıcacık,mis kokuların yayıldığı mutfakta derin dondurucunun kapağını açmak gibi kitabevinin kapısını açmak! İçerisi buz gibi. Çıt yok. Bir kitaba elimi atıyorum, kitap kayıp düşünce müthiş bir gürültü. Kasadaki kız hasta, sürekli burnunu siliyor. Aramızda sinir bozucu bir atmosfer var, neden bilmiyorum. Onun beni umursadığından değil ama bu sessizlik kelimenin tam anlamıyla yıkıcı!

Elime üzerinde resimler olan bir karton alıyorum. Ne olduğunu çözemeyip soruyorum ama kız da evirip çeviriyor bir anlam veremiyor. En kötüsü ağzında geveleyip bırakıyor…Tam bir hayal kırıklığı… İçeride cıvıltılı bir müzik olsun,görevli kitaplar hakkında bilgili olsun, çocuğunuz kaç yaşında, şu tam size göre, şunlar yeni geldi desin isterdim. Yani biz ilkiz demek, başarılı bir yazarın gölgesine sığınmak, onu bir adım öteye taşımamak, zaten satıyor Allah bin bereket versin mantığıyla iş yapmak çok acı. Yalvaç Ural’ın “Korkuluğun Kalbi” kitabı ilk olarak Avusturya’da yayımlandı. Ne kadar üzücü. Zaten okumayan bir milletiz. Çocuklarımızı da öyle yetiştiriyoruz. Bunun için sürekli yayınevlerinin kar oranlarından fedakarlık yapıp fiyatı düşürmeleri, fuarlara katılmaları ve çalışanlarını ilgili/bilgili kimselerden seçmeleri gerekir diye düşünüyorum. Haksız mıyım?

DSC_1813

En son İstanbul gezimde de İstiklal caddesi üzerindeki Yapı kredi Yayınlarına uğruyorum. Güneş camlarda dans ediyor. Hava güzel, içerisi cıvıl cıvıl, hafif bir müzik var ki saatlerce kalabilirim, sırtımdaki çantanın ağırlığını düşünmeden. Arkadaşlarla çocuklara birer kitap almak için girip kendimizi zor frenleyerek üçer tane kitapda dur diyebiliyoruz. Kasaya gidiyoruz. Ruhsuz,memnuniyetsiz bir çalışan. Hoşgeldiniz diyor ama  alttan verdiği mesaj “ister gel ister git, çok da tın!” gibilerden! “Yüzde yirmi indirim var” diyor, “bugün yemekte tarhana çorbası var ya da karşı dükkan kiralıkmış” der gibi, öylesine söylüyor. Bunu duyunca hemen fırlayıp birer kitap daha alıyoruz. Bizim coşkumuzla, yaptığımız esprilerle hiiiiç ilgilenmiyor. Neşemize engel mi? Elbette değil. Ama isterdim ki keyfimize ortak olsun, zaten okumayan ülkemde bu kadar kitapsever, çocuğuna kitap alma heveslisi üç kadınla iki laf etsin.  I-ıh. Bu kadar güzel bir kitabevinde, dünyanın en ünlü, en güzel caddelerinden birinde çalışıyor olmanın keyfini bize hissettirsin. “Bakın şu da yeni çıktı eminim sizinkiler bayılır desin” ama maalesef. Herkesin bin bir türlü derdi var, o da insan elbette biliyorum. Ama insanların yaptıkları işte mutsuz olmaları,mecburen yapmaları beni çok üzüyor. Satın alınan hizmetin kalitesine yansıyor. Son yıllarda kitapları hep internetten sipariş ediyorum. Doğru yolda olduğumu bir kez daha anladım:)

Not 1 : Anlattığım her iki olay da o güne has olabilir, bana denk gelmiş olabilir, genelleme yapamam. Fakat mutsuz çalışanlar benim işimde en sık karşılaştığım insan profili. Kitabevi, oyuncak mağazası, çeyizci gibi yerlerde mutsuz insan görmek benim satın alma güdümü olumsuz etkiliyor.

Not 2: Bu yazının haberini instagram hesabımdan duyururken kitabevinin editörü Burcu Ural Kopan’ı da etiketledim. Hemen geri dönüş yapıp yazımı okduğunu, kitabevinin adını yanlış yazdığımı ve eleştirimi dikkate aldığını belirten bir yazı yazdı. Ne kadar mutlu oldum anlatamam. Eleştiriye tahammülün kalmadığı ülkemizde böyle geri dönüşler. “sen de kimsin ya” yapmadan söyleneni dikkate almalar beni ziyadesiyle mutlu ediyor. Kendilerine teşekkürü borç bilirim:)

0

Yeşil Anne

DSC_1726

Yine çooook uzun zamandır bahsetmek isteyip bugüne kısmet bir yazıyla karşınızdayım; Yeşil Anne! Yeşil Anne’den Pınar Abla -İpek Hanım Çiftliğinin sahibesi- sayesinde haberim oldu. Hamileyim o dönem ve her anne gibi öyle market raflarında kolayca ulaşılabilen değil,zor bulunan, uzun araştırmalar sonucu sipariş verilen ürünlerin peşindeyim. Yeşil Annenin hikayesi, deterjan sektöründe kullanılan kimyasallar, son yıllarda tavan yapan alerjik rahatsızlıklar derken hemen bir koli sipariş verdim. Emre’nin ilk giyeceği kıyafetleri Yeşil Anne deterjanları ile yıkadım, ütüledim. İnanılmaz saf, tatlı bir kokusu var yumuşatıcısının. O koku bana her zaman Emre’nin bebekliğini hatırlatacak:)

Gelelim bu deterjanların mükemmel olmayan yanlarına; ilk altı ay Emre’nin hemen hemen her şeyini Yeşil Anne ile yıkadım ama sıvı kakaların pamuklu çamaşırlarda bıraktığı lekeler inanılmaz inatçı! Resmen çocuk mühürünü basıyordu:) Hal böyle olunca yine Yeşil Anne’den leke çıkarıcı siparişi verdim. Leke çıkarıcıyı hemen kullanmak, lekeyi çamaşırda kurutmamak lazım. Yine de aklınızda o malum leke çıkarıcıların etkisi olmasın. Yok illa leke kalmasın, ben dayanamam derseniz durum bu, bilginiz olsun.

Sipariş verdiğimde kargo maliyeti olmasın diye fazla fazla alıyorum. Haliyle iki sipariş arası biraz uzun oluyor. En son sipariş verdiğimde yumuşatıcılarının lavantalıya döndüğünü ve kutularının değiştiğini gördüm. Kutu değişimi çok önemli değil ama önceki yumuşatıcının çok güzel olduğunu ve yenisini hiç sevmediğimi burada belirtmek isterim.

Not 1: Emre’nin altı ayından sonra bu deterjanları kullanmakta çok ısrarlı olmadım. Ama hala renklileri, çarşafları Yeşil Anne ile yıkıyorum.

Not 2: Beyazlarda etkinliği biraz daha artırabilmek için karbonat ve çamaşır sodası da kullanıyorum, aklınızda bulunsun:)

Not 3: Çamaşır suyunu da deneyin ama içinde ağartıcı olmadığı için öyle bildiğiniz çamaşır suları gibi bembeyaz yapmadığını bir yere not edin.

0

Organik Ev & Fitoterapi!!!

DSC_1891

Bulduğum her dakikayı Emre’yle geçirmeye ne kadar özen gösterdiğimi daha önce de yazdım. Ama bazen fedakarlık yapıp ikimiz için de iyi olacak bir plana da hayır diyemiyorum. İşte geçtiğimiz Cumartesi Misi Köyü Organik Ev’de “Fitoterapi’ye Giriş” workshopu var dedi Esra hemen yazıldık. Ama sabah ayaklarım geri geri gitmedi desem yalan. Yine de o kadar yazıldık,para verdik -ki bu kısım en can alıcı nokta- madem gidelim:) Hazırlandık çıktık. Keşke bu fedakarlığıma değseydi! Maalesef tam bir hayal kırıklığı,zaman ve para kaybı oldu. Üstüne bir de sinir bozukluğu eklenince bu yazıyı yazmak şart oldu. Başka programlara katılmayı düşünenler olursa notlarımı okuyup fikir sahibi olsunlar,benim gibi kayıplar yaşamasınlar istiyorum. İşte notlarım:

*Sabah 11:00 de başlayacak workshop geç gelenleri bekleme adı altında 11:30 da, vaktinde gelen katılımcıların müdahalesi ile başlayabildi. Geç kalanlar on ikiyi geçerken geldi!

*Öğlen yemeği için hiç seçenek sunulmadı. Mantı ve felafel var, “seçin” dedi Organik Ev’dekiler. Bizden başka  kimse olmamasına rağmen lapa gibi bir mantı yedik. Felafel yiyenlerde yedikleri şeyin felafel olmadığını iddia ettiler.  Bir de gün sonunda ikram olarak düşünüp kurs ücretine dahil olduğunu sandığım bu yemeğe ekstra fahiş bir fatura çıkardılar! Workshop ücretine dahil olmayıp, bizden başka müşteri yokken niye böyle seçeneksiz bir yemek yedik hala anlamış değilim.

DSC_1892

*Workshopun anlatıcısı Fitoterapist Şaduman KARACA alanında çok bilgili bir insan. Fakat -şahsi fikrimdir- böyle bir program için uyugun bir kişi değildi. Altı saatlik sürede fitoterapinin tarihçesini, bitkilerin halini hatırını, dünden bugüne toplumların fitoterapiye bakışını üniversitede ders verir gibi anlattı ama günlük hayatta kullanabileceğimiz bir kış çayı tarifi,bir merhem vs. anlatmadı. Ne zaman sorsak o konu çok derin, bu konu çok başka vb. dedi. Siz ne kadar bilgili olursanız olun karşıdakine ne anlatabiliyorsunuz asıl mesele bu. Belli bir saat ve belli bir ücret karşılığında yapılan bu workshoplarda amaç gün sonunda katılımcılar ellerinde bir kaç ürün, yemek vb. ile eve dönmesidir. Daha önce katıldığım bütün atölyelerde bu böyle olmuştur. Ama bunda bir sayfa notla eve döndüm ki bitkilerin hali hakkında genel kültürümü artırmaktan öte hiç bir işe yaramadı.

*Saat 13:30 da öğlen yemeği için ara verildi. Döndüğümüzde Şaduman Hanımın masada havan, kabuk tarçın, papatya gibi bir kaç bitki örneği  vardı. Tarifler geliyor desem de son iki saat yeryüzünde mevcut bilmem kaç bin papatyanın yaşam koşulları hakkında bilgi sahibi olmakla geçti. Ama bu papatyalar ne işe yarar dediğimizde son on dakikada “tıbbi papatya” ile ilgili spazm giderir, iltihap kurutur bilgisini alabildik:)

*Ve workshopun verildiği mekan Organik Ev. Saat on bire beş kala ordaydık. Sobayla ısınan eski bir köy evi ama soba daha yeni yanıyor. Sobanın hemen dibinde bir ufo ama zaman ayarlı beş dakika yanıp on dakika kapanıyor. Sobaya odun atıyorlar ama altı üstü kapalı,sobanın kendini ısıtmasına bile müsaade edilmiyor. Hal böyle olunca insanlar montları ile oturdu, ayaklarını toplayıp büzüştü! Yani oturup bir şeyler dinlemek için fiziki ortamda çok kötüydü.

*Organik Ev’in sahibi/işletmecisi olduğunu düşündüğüm iki kadının da bebeği vardı. Bebekler sürekli workshopun düzenlendiği yerdeydi. Bir çocuk için hayli sıkıcı olan ortamda onlarda sıkıldıklarını belli ederek ortama ayrı bir renk kattılar:) Kadınların sosyal hayata bebekleri/çocukları ile dahil olmalarını, iş hayatının içinde yer almalarını sonuna kadar destekliyorum. Fakat 90,00 TL ücret alıp düzenlediğiniz workshopta çocuklarınızı ortaya salıp iş yapmaya çalışırsanız bunu eleştirmemem mümkün değil,üzgünüm.

Tüm bunlar birleşince gün sonunda Emre’den çaldığım zaman, giden param, üşümüş ayaklarımla eve geri döndüm. Bir daha böyle bir workshopa katılırsam program detayını ve yapılacak mekanın fiziki şartlarını kesinlikle daha ciddi sorgulayacağım. Demek ki neymiş organizasyonun amatörlüğü gün sonunda bünyede harabiyet yapabiliyormuş:)

Not 1: Organik Ev’in her ay için birden fazla etkinliği var. Bununla ilgili bir broşürde verdiler. Fakat o kadar kötü bir ev sahibiler ki ve aslında onlar hakkında daha bir çok eleştirim olduğundan çekip koyma zahmetine bile katlanmadım.

Not 2: Şaduman KARACA’nın bilgisini tartışmak benim haddim değil fakat bu organizasyonda benim beklentimin yüzde birini bile karşılayamadığı bir gerçek. Siz de adını benzer organizasyonlarda görürseniz içeriğini mutlaka öğrenin, benden tavsiye:)

Not 3: Misi Köyünde kadın evliya Kavacık Sultan var. Hikayeside çok güzel ama böyle bir yazıda paylaşmak istemiyorum, keyifli bir günde söz anlatırım!

 

0

Yine Bir Gün Sağlıklı Yaşam İçin…

DSC_2168

Sağlıklı yaşam,detoks, spor, vücudun dinlendirilmesi, cildin güzelleşmesi falan falan.. .Ben bu konulara çoook ilgiliyim,belli oluyor mu:)

İlk olarak Devletşah’da gördüm,hemen radarlarım dönmeye başladı. Kısa bir araştırma yapıp bodoslama daldım,ı-ıh olmadı. Daha fazla araştırıp, Cenk Kıral’ın kitabını okuyunca her işin bir matematiği olduğunun bir kez daha altını çizdim. Kitabı heyecanla ve çok severek okudum. Fakat uygulanabilirliği benim şu anki yaşam koşullarımda çoook zor. Emre benim en büyük önceliğim. Bulduğum her fırsatta ona koşup, her dakikamı onunla geçirmeye çalışıyorum. Mümkün mertebe onun uyanık olduğu saatlerde iş yapmıyorum. Zaten o da buna izin vermiyor. Birlikteyken bir yemeği ısıtmak,çöpe bir şey atmak bile büyük bir olay olabiliyor. Çalıştığım için de onun bu “birlikte olma” isteğini,sürekli “oyunnoyna anne” halini gülümseyerek karşılıyorum. O uyuduğunda da bazen yorgun olabiliyorum. Hemen öncelik sırası yüksek olan işleri halledip, sızıyorum. Ertesi gün yine aynı tempo devam! Hal böyle olunca hergün o kadar meyve sebze yıka, sık, şişele…

Bir de kitapta bir kısım var ki kaltılmamak mümkün değil. “Akşam yemekleri ailenin buluşması, sosyalleşmesi için bir fırsat” diye başlayıp aslında yemeden de buluşma olur diyerek tezini açıklıyor ama ben devamına pek katılmıyorum. Bizde akşam yemekleri günün en güzel saatleri. Mutfakta yemek kokuları, Emre’nin iki yaş tripleri ile öyle bir şenleniyor ki! Sonra pazar kahvaltıları var. Haftanın en mutlu mesut saatleri bence; kalabalık ailede sofranın başında uzun uzun geçen zamanlar, ikinciye demlenen çaylar. Şimdi kim ister “green juice” içmek? Yine de hayatımın bir dönemi uygulamayı çok istiyorum. Şimdilik usulca kitaplığımdaki yerini alıyor bu güzel kitap.

Not: Cenk Kıral’ın facebookta da bir sayfası var. Takipçisi çok. İçip fayda sağlayan, memnun kalan çok insan var. Özellikle kilo problemi ya da kronik rahatsızlığı olanlar mutlaka göz atsın derim, benden söylemesi.