0

Benim Gizli Bahçem

DSC_2109

Ankara. Her şeyin başladığı yer benim için. İşimi de aşkımı da Ankara’da buldum. Bugün mutluysam temelleri bu şehirde atıldı. Ve o kadar çok köşesinde anılarım var ki…Her gittiğimde “ah şuraya da gitsek,şurada da otursak,tüh şunu göremedik” diye diye dönüp bir sonraki gidişim için planlar yapıyorum.

En sevdiğim,kimselere söylemediğim,yıllardır sır gibi sakladığım mekanım ve onun biricik sahibesi Lale Ablam. Yıllar önce Hürriyet Ankara’da minicik bir haber sayesinde buldum onu. Ki şimdi gazetenin yerel ekini okuyacak kadar vaktim olmasına hayret ediyorum. Evim onun yaptığı bebeklerle doldu. Onun özendirmesi ile koca adam bana dikiş makinesi aldı -şimdi vakitsizlikten aramıza mesafe koysak da-,ev kumaş ve ıvır zıvır kutuları ile doldu. Emre’ye hamileyken gitmeyi çok isteyip gidemeyince bir ricamla kapı süsümü yapıp yolladı. Geçen ay Ankara seyahatimizde yanına uğradım ama o yoktu. Emre’nin arkadaşlarına hediyeler alıp ayrıldık.

Ah şimdi Ankara’da olsam,haftanın ilk günü öğlen bir kaçamak yapıp bir kahve molasında iki laf etsek ne iyi olurdu…

Sana Not: Adresi mi?Yok artık daha neler…Dedim ya sır diye:)

0

Kadının Fenni,Derdi ve Dahası…

DSC_2151

Okudum okudukça kendimi buldum.Altını çize çize okudum;güldüm,”evet ya” dedim,söylendim sayfalarda. Aslında kuş kondurmamış ama en yalın hali ile anlatmış ve bu sebepten çok iyi olmuş. Anneliği İzmir’e benzetmesine -ki bence bazen Newyork,bazen Londra,bazen Beyrut ama tartışmasız İstanbul:)- bayıldım.

Eşlerin nasıl canavar olduğu,her işi illa ben yaparım ama mükemmel de olurum havaları,bebekle değişen hayatlar,evlilikler,herkesin her şeyi çok bilmesi akıl vermesi,erkek çocuklarının “pipi”lerinin her an her yerde konuşulacak kadar “normal” kabul edilmesi,çocuğun oynayacağı oyuna dahi yorum yapılması,kadınların birbirine acımasızlığı,kayınvalide terörü,işyeri goygoyları,bir türlü kendimizle barışamamız,çalışan anne sendromu -bence bir sendrom-,nasıl doğum yaptın tripleri,mahalle baskıları,az sonraaa tadında “göreceksin” çığlıkları,mutlu olmayan mış gibi yapanlar,birbirimize dayanışamamız…ve daha bir çok konuyu öyle güzel anlatmış ki!Bir sonbahar ikindisi içilen limonata gibi ağızda kekremsi bir tad bırakıyor okudukça…

Beni en çok çocuk gelinler ve çalışma hayatında kadının durumu üzerine düşünülmüş ve basitçe maddeleştirilmiş çözüm önerileri heyecanlandırdı. Yıllardır anlatmak istediklerimi,üzerine makale yazdığım ama bir türlü yayınlatamadığım fikirlerimi bu kitapta gördüm. Demek ki aklın yolu bir:)

Daha çok insana -kadın ya da erkek fark etmez- ulaşmalı bu ses,bu fikirler. Bunun için söyleşiler,paneller düzenlemeli ve birbirimizi dinlemeliyiz.

Çok güzel bir haftasonu diliyorum herkese…

0

Necip Fazıl…

 

DSC_2103Necip Fazıl’ın seveni kadar sevmeyeni de çok. Ama edebiyatseverlerin yadsıyamayacağı bir gerçek varsa o da dilinin güzelliği,üslubun inceliği,anlatımın zarifliği. Kitabını severek bir solukta okudum. Sesleri,renkleri hissettim. Kitabın konusu herkese hitap etmeyebilir ama bazı noktaları özellikle dikkatimi çekti paylaşmak istiyorum.

*Kitap Necip Fazıl’ın hac notlarını ve Türkiye’de yaptığı gezi notlarını anlatıyor. Hacca giderken Türk hacıları hakkında yazdıkları o günden bugüne yani 1973’de 2015’e değişen hiç bir şey olmaması ne acı!

*Suudi Arabistan hükumetine beslediği sempati şaşırtmadı desem yalan olur,kendi inancına ters olduğunu uzun uzun anlatmasına rağmen.

*O yıllarda hacca giden thy uçağının da rötar yapması bugünde rötar olayını aşamamış thy için beni güldürmedi desem yalan olur:)

*Ve hostes kıyafetleri. Necip Fazıl esefle Cidde’ye giden uçaktaki hosteslerin hacıları taşımasına rağmen mini mini etekler giymelerini esefle kaleme alırken bugün kırmızı ruj tartışması yapıyor olmamız da bence ironi.

*Necip Fazıl mürşidim dediği hocasının kabrini ziyaret için Van’a ardından Şemdinli’ye yol olmayan yollardan ne zorluklarla geçtiğini uzun uzun,tatlı tatlı anlatmış. Katlandığı zorlukları acı bir tebessümle okuyorum çünkü bugün o coğrafyada yollar var ama mayınlı,dağlar ulaşılabilir ama tekinsiz. Ne acı değil mi?

Not: Necip Fazıl’ı ilk kez okudum ve gerçekten çok sevdim. En kısa zamanda başka bir kitabını daha okumak için sabırsızlanıyorum. Kesinlikle tavsiye ediyorum.

0

Doğuda Zaman

DSC_2120

Geçtiğimiz hafta Emre ile mini bir Türkiye turu yaptık önce Ankara sonra Erzurum. Ankara’da sadece bir gün kaldık. Ardından Erzurum’a uçtuk. Emre ile ikinci uçak yolculuğumuz da çok şükür sorunsuz geçti ama Erzurum günleri için aynı şeyi pek söyleyemem…

Maceralı geçen bu seyahatimizden işinize yarayacak detayları paylaşmak istiyorum,işte başlıyorum:

DSC_2047

Yola çıkmadan hemen önce içi boş poğaçalar ve fındıklı bir kek pişirip yanıma aldım. Ankara’da evde kalacağımız için yeme düzenimizde bir sorun olmayacaktı ama Erzurum’da otelde kalacağımız için kış için hazırladığım mini domates soslarından,makarnalutfen şehriyelerinden,ev yapımı eriştelerden ve annemin tarhanasından bir hayli poşetleyip bavula attım. Benim için en önemli sorun seyahatlerde Emre’nin ne yediği. Tabi ben bu kadar dikkat etmeme rağmen Emre bebesi kiloda hala dibin dibi ama neyse…

DSC_2115

Ve bavulumun en ağır parçası bu yılın harika buluşu refikadan aldığım Nurgaz:) Gerisi bildiğiniz şeyler. Erzuruma sorunsuz bir şekilde varıp odaya yerleşir yerleşmez Emre’ye hemen oracıkta misss gibi bir şehriye çorbası yapıp akşam yemeği için dışarı çıktık. Sabahları kekle kahvaltı yaptık. Öğlen ve akşam yemekleri içinse şehriye/tarhana/makarna üçlüsü ile köşe kapmaca oynadık.

DSC_2117

Otel sezon itibari ile boş olduğu için yemek saatlerinde Emre ile kahvaltı yaptığımız salona çıkıp balıkların karşısında,portatif mama sandalyemizle -ki bence gezenzi annenin baş rol oyuncularından- akvaryuma karşı bol muhabbetle yemeğimizi atıştırdık. Otel çalışanları bize karşı inanılmaz anlayışlı ve yardımseverdi ki bu kadarını gerçekten beklemiyordum. Özellikle kaldığımız oteli yolunuz Erzurum’a düşerse tavsiye ediyorum. Hem merkezi hem bebek/çocuk dostu,daha ne olsun:)

DSC_2121

DSC_2123

Hava yağmurlu da olsa azaldığı anlarda kendimizi sokaklara attık. Çarşıları,etrafta dolaşan insanları ile sanki yirmi yıl öncesinde kalmış bir şehir gibi. Dört yıl önce ilk geldiğimde yerli kadınların -Afrika kabilesi gibi oldu ama doğrusu bu- kıyafetleri beni hayrete düşürmüştü ama şimdi alıştım. Bence Erzurum dönem filmi çekmek için harika bir set olur!

DSC_2125

Her yerde cağ dönerci olsa da yeni açılan “Dayı” beni inanılmaz mutlu etti. Çünkü insan üçüncü gün cağdan sıkılabiliyor:) Dekoru,müzikleri ve nefis pideleri ile -tavsiyem lahmacun- benden tam not -kimin umrundaysa:)-aldı. Yolunuz düşerse es geçmeyin. Ve bir artıyı da yine Emre’yle inanılmaz ilgili olmaları ve herkese yetecek mama sandalyelerinin olmasından aldılar.

Gezilecek yer çok ama hava muhalefeti ve daha önce gezmiş olmam nedeniyle çarşı pazar haricinde dolaşmadım. Ama siz giderseniz öyle çok uzaklaşmadan,İnce Minare,Erzurum Evleri, tabyalar bir solukta gezebileceğiniz yerlerden. Yok ben dağ bayır gezerim derseniz Tortum şelalesi mutlaka görülesi yazın bir kenara.

Sana Not: Kaldığımız Polat Otel yılın belli zamanları çok yoğun olsa da bizim gibi sonbaharı tercih eden gezginler için çok rahattı.

Not 2: Emre’nin çok hafif ve taşınabilir mama sandalyesini hepsiburada.com dan aldım haberin olsun!

0

Yine Yollar

DSC_1737Koca adam seyahat sevmese de ben yolda olma halini seviyorum. Yeni yerler görme fikri,plan yapmak beni heyecanlandırıyor. Bavul hazırlamak,listeler çıkarmak,gideceğimiz yer için tavsiyeler almayı seviyorum. Özge Lokmanhekim’in de sıkı takıpçisiyim:)

İşte yine bir yolculuk öncesi Emre için bavula ilk koyduklarım. Beslenme çantası,buz kasetleri,mustela temizleme suyu ve nemlendiricisi,güneşi çok olmasa da yüksek rakım nedeniyle yakıcı rüzgarı için bioderma ve coppertone güneş kremi ve her ihtimale karşı her derde devam bepanthol kremimiz Emre’nin bavulunun demirbaşları.

Şimdi havanın güzel olmasını umarak Erzurum için gidilecek yerlerin listesi yapmaya başlayabilirim:) Sizin planlarınızda ne var?